www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın Web Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


Sünni-Alevi ilişkisi

Sevgili Fehmi Koru'nun bir yazısından, Almanya'da Aleviler'e, müslümanlardan ayrı din dersi verme hakkı tanındığını öğrendim. Bu hakkın tanınması da Berlin'deki bazı Alevî derneklerinin, "Bizim müslümanlıkla bir alakamız yok, onlara verilen din dersi hakkı bize verilmiş sayılmaz, biz de ayrıca bu hakkı talep ediyoruz" mealinde bir başvuruları sonunda gerçekleşmiş.

Önce "Alevîlik nedir?" sorusuna kısa bir cevap verelim. Alevîliğin ne olduğu konusunda farklı yaklaşımlar ve değerlendirmeler var. Onun bir tarikat, bir mezhep, farklı bir din olduğunu söyleyenlerin bulunduğunu görüyoruz. Bana göre Alevîlik aslında kökü itibariyle şîîliğin bir koludur; yani bir İslam mezhebidir, zaman içinde Alevîler'in dini hayatlarına Bektâşîlik, Mevlevîlik gibi tarikatlardan, İslam öncesi kültürden bazı inançlar, âdâb, erkân ve uygulamalar da girmiştir. Türkiye'de inanç ve amel bakımlarından tek tip bir Alevîliğin bulunduğunu söylemek de zordur. Alevîlik okuma yoluyla değil, şifahî anlatım yoluyla yayıldığı ve çeşitli sebeplerle bir ölçüde gizli tutulduğu için çağlara ve bölgelere göre farklı Alevîlik anlayış ve uygulamaları ortaya çıkmıştır. Dinin siyasete alet edilmesi cümlesinden olarak Alevîlik de dün ve bugün siyasete alet edilmiştir, edilmektedir; bu vakıa da Alevî-Sünnî ilişkisinin sağlıklı bir zemine oturmasını zorlaştıran amiller arasındadır.

Bir Alevî, Allah'a, Peygamber'e, Kur'an'a ve âhirete iman ediyorsa onu mümin ve müslüman kabul etmek gerekir. Hz. Ali, Mehdi ve bazı sahâbiler hakkındaki inançları ile ibadet ve ameldeki noksanlıkları onları mümin ve müslüman olmaktan çıkarmaz.
Sünnîlere göre Alevîlerin Hz. Ali ve bazı sahâbîler hakındaki aşırı inaçları hatalıdır. Namaz, oruç, içki, gusül gibi konulardaki anlayış ve uygulamaları da kusurludur, muteber değildir. Tabîî onlara göre de Sünnîlerinki muteber değildir.
Aradaki ortak ve farklı noktalar, bu iki müslüman gurubun bir arada kardeşçe yaşamalarına engel olmamalıdır. Farklı inanış ve anlayışlar tartışma dışı bırakılır, taraflar farklılıklarından dolayı aşağılanmaz ve kınanmaz, devamlı ortak noktalar vurgulanırsa bir arada kardeşçe ve hayırlı işlerde işbirliği içinde yaşamaları daha da kolaylaşacaktır.
Ben size Türkiye'de, doğup büyüdüğüm Çorum ve çevresindeki durumu aktarayım. Dinin siyasete ve ideolojik mücadelelere alet edilmediği dönemde11 bizim bölgede yaşayan Alevî vatandaşlarımız, Sünnî vatandaşlar gibi kendilerini müslüman biliyorlardı. Onların farklılığı dinde değil, din anlayışında, dinin bazı inanç ve ibadet konularında idi. Mesela Alevîlerin tamamı değil, bir kısmı gusletmiyordu, namazlarının Hz. Ali tarafından kılındığını söylüyorlardı, helal diyerek içki kullanıyorlardı, Hz. Ali'nin beşer üstü bir takım niteliklerinin olduğuna inanıyorlardı, diğer üç halifenin onun hakkına tecavüz ettiklerini, Muaviye'nin de zalim olduğunu ileri sürüyorlardı... Alevîlerin bir kısmı tıpkı sünnîler gibi namaz kılıyor, oruç tutuyor, hacca gidiyor, haram ve helale riayet ediyorlardı. Daha sonra seyahatlerimde Türkiye'nin diğer bölgelerinde de durumun benzer olduğunu gördüm. Yapılan alan araştırmaları12 da Türkiye Alevîleri'nin müslüman olduklarını, kendilerini İslam'ın bir farklı temsili, tatbiki olarak gördüklerini ortaya koymaktadır.

Benim yaşadığım zaman diliminde ve bölgede cem evleri yoktu, özel mekanlarda dedeler dernek yaparlar, bu toplantılarda saz, söz ve ayinler olurdu. Şimdi aynı şeyler kısmen cem evlerinde oluyor; şu halde cem evleri, camilerin değil, tekkelerin bir çeşididir. Alevîler kimi beş vakit, kimi Cuma ve Bayram namazları için hep camilere gelirlerdi, bugün de öyle yapıyorlar. Şu halde camiler, her iki gurubu, ortak inançları ve uygulamaları yönünden bir araya getiren önemli İslamî kurumlardır. Cem evlerini, amaçlarının dışına çıkararak camilere alternatif yapmaya uğraşanlar, bilerek veya bilmeyerek kötülük yapmakta, birlik ve bareberlik yerine ayrılığı körüklemektedirler.
Eğer Alevîler, kendi özel din anlayışlarını ve kültürlerini yeni nesillerine aktarmada ve din hayatlarını yaşamada bazı sıkıntılar çekiyorlarsa bunların açık ve seçik olarak ortaya konması ve -ayrılığı körüklemeden, çatışmayı ateşlemeden- uygun çözümlere kavuşturulması hiç de zor değildir.

Bir arada nasıl olunur?

Çocukluğumu Alevî komşuların çokça bulunduğu bir mahallede geçirdim. Annemin ve babamın dostları arasında birçok Alevî müslüman vardı. Benim çocukluk ve gençlik arkadaşlarım arasında da öyle idi. Birbirimizi hiç etkilemedik diyemem; ama -işin içine son zamanlardaki çirkin siyaset girmediği sürece- çatışma olmadı, herkes kendi inancını yaşamaya devam etti. Komşulukta böyle olduğu gibi akrabalık ve aile ilişkilerinde de böyle olması mümkündür. Taraflar, farklı inanç, anlayış ve yaşantılarına saygı göstermeli, bunları asla tartışma ve çatışma konusu yapmamalıdırlar. Bir uygulama bir arada bulunmamayı gerektiriyorsa; yani bu uygulama sırasında tarafların bir arada bulunmalarında sakıncalar bulunuyorsa o esnada ayrılmalıdırlar. Bunun dışında, taraflar kendi anlayışlarına göre helal ve harama, caiz olana ve olmayana riayet ederek bir arada olur, kardeşilik ve akrabalık ilişkisini kurar, yaşatır, hak ve ödevleri yerine getirirler.

Türkiye'de bugünkü şekliyle Diyanet kurumu olacaksa bu kurum müslüman oldukları için Alevîlerin de kurumudur. Alevîler ayrı camiler ve din adamları istiyorlarsa bunun da yönetimi, hem eşitliği hem de düzeni sağlamak ve kötüye kullanımı engellemek için Diyanet'e ait olur. Alevîler bir kültür merkezi veya tekke olarak cemevi istiyorlarsa bu istek hem onlar için hem de Sünniler için eşit olarak cevaplandırılır. Okullarda din dersine gelince, bunun için özel toplantılar yapılmalı, eğitimcilerin ve ilahiyatçıların ortak çabalarıyla tarafları tatmin eden çözümler bulunmalı, programlar ve kitaplar hazırlanmalıdır.

Alevîlerin müslümanlıkla bir alâkalarının bulunmadığı tezi en azından bütün Alevîler için doğru ve geçerli değildir. Alevîler adına konuşanlar ve bir takım taleplerde bulunanlar da bunlara muhatap olanlar da bunu bilmeli ve buna göre hareket etmelidirler.



11 1950 öncesi diyebiliriz
12 Mesela İSAM'dan İlyas Üzüm'ün araştırmaları

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Başlık
Sonraki Başlık
İçindekiler
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
Hayrettin Karaman'ın son aylardaki iftiralara cevaplarının listesini üstteki "Son Yazılar" kısmında bulabilirsiniz.
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Başlık Sonraki Başlık İçindekiler