www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın Web Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


Başörtüsü ve İmam Hatip Liseleri

Dünya hayatında ruh için beden, insan topluluğu (millet, ümmet) için vatan gerekir; bedenden ayrılan ruhun dünyada yapacağı bir işi, vatanı olmayan milletin de dünyada bir varlığı ve dolayısıyla misyonu ve vizyonu olamaz. Müslümanlar bedenlerini (maddi varlıklarını) korumak için de çalışacaklardır, ama amaç ruhun dünya hayatında tekâmülü ve ebedî âlemde mutluluğudur. Bu amacın gerçekleşebilmesi için eğitime, eğitim için de müslüman vatanına ihtiyaç vardır. Müslümanın vatanı İslam inancının, ahlakının ve kurallarının özgürlük içinde yaşanabildiği, güvenceye kavuştuğu bağımsız toprak parçasıdır. Bu toprak parçası (İslam vatanı) din hürriyeti ve diğer temel insan haklarından yararlanarak yalnızca müslümanların içinde yaşadıkları bir vatan değildir; orada başka inanç sahipleri için de hukuk ve adalet çerçevesinde hayat hakkı vardır. Tarih bu yazdıklarıma şahittir.

İslam vatanın temel niteliklerinin amacı iki şekilde gerçekleşebilir: 1. Siyasi egemenlik müslümanlarda olur, bu egemenliğe dayanılarak sosyal hayat amaca uygun olarak düzenlenir ve yürütülür. Bu düzene şimdilerde siyasal İslam, köktencilik vb. deniyor. 2. Egemenlik belli bir din veya ideoloji gurubuna ait olmaz, biri ortak biri de özel iki alan tespit edilir; ortak alanda -zorunlu olmayan kısıtlamalara yer verilmeksizin- tek kural ve uygulama geçerli olur, özellik ve farklılıkların bulunduğu alanlarda ise insanlar -başkalarının hak ve özgürlüklerine zarar vermedikleri ve genel ahlak kurallarını çiğnemedikleri sürece- hür bırakılırlar; dileyen dilediğine inanır ve inandığı gibi de yaşar. İnanç ve hayat tarzındaki farklılık kişilerin ortak (kamusal) alanda var olmalarına, hak ve ödevler almasına engel olmaz.

Son zamanlarda bazı yazarların teşebbüs ettikleri "din özgürlüğünü kısıtlayan, hatta sekülerizmi amaç edinerek dindarlaşmaya karşı savaş açan rejimlerin İslam'ın amaçlarına uygun olduğunu âyetlerle veya Kur'an'ın genel amaçlarıyla ispat"a kalkışmak ise en olmayacak, İslam'ın amaçlarına en uzak bir şeydir ve ben yakınlarda bir seri yazı ile bunun niçin olmayacağını ifade etmeye çalışmıştım.

Bugün dünyayı yöneten güçler işlerine gelmediği için demokrasiyi, insan haklarını, kitle imha silahlarını... bahane ederek bir İslam vatanının oluşmasına izin vermiyorlar. Onların iznine muhtaç olmadan müslümanlar kendi imkanlarıyla bu vatanı oluşturmaya Osmanlı'dan sonra bugüne kadar muvaffak olamadılar. Pakistan, İran, Sudan, Cezayir gibi ülkelerde ortaya çıkan teşebbüslere karşı ötekiler topyekün savaş açtılar ve bu savaş devam ediyor.

Demokrasi, çoğulculuk, insan hakları gibi çağdaş batılı değerlere dayalı bir siyasi yapı ve vatan oluşturmak için yola çıktıklarını söyleyenler de bugüne kadar, kâğıt üzerinde yazılı olanları hayata geçiremediler. ABD'de olsun, AB'de, Rusya, Çin, Hindistan'da olsun, bazı dini guruplar ve en başında da müslümanlar buralarda farklı muamele görüyorlar, özellikle onların din ve diğer alanlardaki hakları çiğneniyor.

Laik-demokrat olduğunu ileri süren Türkiye de zaman zaman ve özellikle de "bin yıl süreceğini ilan ettikleri" 28 Şubat'tan sonra bu kafileye katılmış sayılır. Bu ülkede de "siyasal/radikal İslam'a karşı" diyerek, bu bahaneyi kullanarak "insan haklarına dayalı bir demokraside yeri olmaması gereken" yasaklamalar ve kısıtlamalar getirdiler, radikal İslam'ı değil, demokratik bir yönetimde ve çoğulcu bir toplum hayatında zorunlu (olmazsa olmaz) hakları ve özgürlükleri ortadan kaldırdılar. İşte bizim başörtüsü ve İmam Hatip Liseleri meselelerimiz de bu çerçeve içinde yer alıyor. Başörtüsü (şekli nasıl ve örtenler kim olurlarsa olsunlar) namazın ve orucun farz olması, içkinin ve zinanın haram olması gibi tamamen dini bir inanca ve duyarlığa dayalı olduğu ve siyasal İslam ile (arkasından İslam devleti talebinin geleceği şeklinde bir sebep-sonuç ilişkisi ile) alakası bulunmadığı halde yasaklanıyor. İmam Hatip Lisesinden mezun olanlar yedi renk kadar birbirlerinden farklı oldukları ve bu okullardan mezun olanların Türkiye'ye şeriat getirmek için örgütlenmedikleri, ama önemli noktalarında yer aldıkları bir parti ülkeyi AB'ne götürdüğü halde, bu okulların şeriat devleti askerleri yetiştirdiği iddiasıyla köküne balta vuruluyor.

Bu girişten sonra, iki meselenin içine girerek tahlil edelim ve çözüm yollarını göstermeye çalışalım:

ABD'nin dünya imparatorluğu kurmak ve köpeksiz köyde değneksiz gezmekten ibaret olan amacını gerçekleştirmek için önüne çıkan "meşru engelleri" ortadan kaldırmak üzere uydurduğu bahaneler ne kadar saçma ve asılsız ise Türkiye'de başörtüsü ve İmam Hatip Okullarının önünde arkasında "şeriat devleti örgütlenmesi" görmek, bu bahaneye sığınmak da o kadar saçma, tutarsız ve asılsızdır. Apaçık gerçek bu ülkede birilerinin, hem de meşru olmayan yoldan ülke mukadderatına el koymuş birilerinin dindarlaşmaya karşı açtıkları savaştır. Bunlardan bazıları apaçık inkarcıdır, bazıları ise "bizim de dedemiz, ninemiz... dindar idi, namaz kılar, başını örterdi" diyenlerdir; ama gurup çıkarları bakımından farklı amaçlar yanında ortak oldukları nokta "dindarlığa ve dindarlaşmaya karşı savaş"tır. Onlara göre dindarlık ancak kişinin özel mekanında ve gizli olabilir; ülkenin bürokratları, siyasi temsilcileri, kamu hizmeti elemanları dindar olamazlar, dindarlıklarını gösteren bir kılık, kıyafet ve davranış içinde bulunamazlar. Peki niçin böyle olmalıdır, onlara göre gerekçe "laikliktir". Peki laik uygulama ve demokrasinin beşiği olan AB ülkelerinde ve ABD'de laiklik böyle mi anlaşılıyor? Elbette "Hayır". Batı'da bazı partilerin isimleri içinde "Hristiyan Demokrat" kelimeleri vardır ve bu ülkelerde pek çok fert ve gurup siyasi kararlarında hristiyanlığı referans olarak kullanmaktadırlar. Bazılarında kilisenin ve devletin başı aynı şahıstır, bazılarında meclis dua ile açılır, yemin incil üzerine yapılır, isteyen nikahını kilisede kıydırır, birçok kamu görevlisi kendi dinine ait sembol ve kıyafeti serbestçe taşır...

Dindarlığa karşı savaş ilan edenler, şeriat devletini engellemek için değil, ülke insanının çocuklarını dindar yetiştirme arzularını, bu meşru ve insan hakkına uygun taleplerini sonuçsuz kılmak için -diğerleri yanında- iki önemli tedbire başvurdular: 1. İmam Hatip Okullarını kapatmak, 2. Okur yazar, seçkin, etkili vatandaşların -erkeklerde sakal ve namaz, kadınlarda başörtüsü gibi- dindarlık alamet ve görüntülerini yok etmek. Yöneldikleri Avrupa Medeniyeti çerçevesinde bunu yapabilmek için ikna edici bir bahaneye ihtiyaç vardı, bunu da buldular: "radikal islamcılık ve terör". Ama yalancının mumu yatsıya kadar yanar, bunların da mumları sönmek, yalanları aşikâr hale gelmek üzeredir. Anlaşılan odur ki, asıl saik ideolojik bağnazlıktır, dar görüşlülüktür, "Ben dindar değilsem başkası da olamaz" yaklaşımıdır.

Ülkemizde başörtüsü yasağı kanuna dayanmıyor; dayanakları yorum ve -tersi de hukuka uygun bulunan- bir karar ile uygulamadan ibarettir.

Yorum bazı mahkemelere aittir; bu mahkemeler kamusal alanda başörtüsü kullanmanın laikliğe aykırı olduğu yorumunda bulunmuşlardır. Bu yorumu yapan hakimler de ittifak etmiş değillerdir, bazen altıya karşı yedi gibi kritik rakkamlar ortaya çıkmıştır; yani bir hakim bir yanda, ülke halkının yüzde yetmişinin talebi bir yanda, hakimin dediği oluyor.

Karar ve uygulamayı yapan da YÖK'dür. Anayasa mahkemesinin yorumu inanca dayalı bir kılık ile üniversiteye gelmenin laikliğe aykırı olduğu mahiyetindedir; buna göre yorum, "Ben canım böyle istediği için böyle giyiniyorum" diyenleri kapsamaz, rektörler bir öğrenciye "Sen dindarlıktan mı yoksa kıyafet özürlüğü ve hakkından dolayı mı böyle giyiniyorsun" diye soramayacaklarına (bu soru hukuk aykırı olduğuna) göre "olguyu (başörtüsü kullanmayı) dine dayandırarak" yasaklama kararı almak yerine "kılık kıyafeti seçme özgürlüğüne dayandırarak" serbest de bırakabilirlerdi ve bu hem laikliğe aykırı olmazdı, hem de yürürlükteki kanuna uygun olurdu.

AİHM'nin kararını bahane diyorlar, ama bu da tutarsızdır; çünkü mahkeme başörtüsünü yasaklamıyor, üniversite yasaklarsa bu hukuka aykırı olmaz diyor, peki yasaklamazsa, mahkemenin mantığına göre bu da hukuka uygun olacaktır!

Sonuç olarak başörtüsü yasağının açık, seçik, kesin bir hukuki dayanağı yoktur. Zorlama yorumları ortadan kaldırmak için de yasama meclisinin yorumuna veya yasaklayan yorum kapılarını kapatacak kanun değişikliği yapmasına ihtiyaç vardır. Bu kanun anayasa da olsa artık vakit geçirmeden gerekli değişiklik yapılmalıdır; öyle bir değişiklik ki, bundan sonra hiçbir hakim veya yönetici çıkıp da "kamusal alanda, başkalarının hak ve özgürlüklerini engellemeyen davranış ve kılık kıyafet" laikliğe aykırı olarak yorumlanamasın!

Evet bu değişikliği meclisten bekliyoruz; muhaliflerle uzlaşma mümkün ise uzlaşarak, değilse uzlaşmadan yapılmasını bekliyoruz. Her konuda muhaliflerle uzlaşma geçekleşiyor mu? Hayır. O halde bu konuda da gerçekleşmesin!

Ama efendim muhalifler şunu yapar, bunu yapar...? Vallahi öyle bir zaman gelir (ve tanınan süre sona ermiş olur) ki, taraftarlar da şöyle şöyle yaparlar, en önemlisi emaneti geri alıverirler! İktidarların vazifesi yalnızca muhalefete kulak vermek değildir.

Bilerek "...Liseleri" değil, "...Okulları" diyorum; çünkü ben bu okula girdiğimde adı böyle idi. Ayrıca onun kökünü yok etmek için yapılan bir operasyon sonunda orta kısmı gitti, lisesi kaldı ve bu adı aldı. Zorunlu öğretim sekiz yıla çıkarılırken öğrencilerin eğilim ve yeteneklerine göre geçişli çeşitliliğe yer verilseydi İmam Hatiplerin orta kısmı da tamamen yok olmayacaktı; nasıl başörtüsü, belediyeler kanunu, başkanlık sistemi gibi konularda anlamsız korkulara, vehimlere kapılarak muhalefet ediyorlarsa, o konuda da ellerinden geleni yaptılar ve sekiz yıllık öğretimi kesintisiz, geçişsiz, tek tip, hasılı işe yaramaz hale getirdiler.

Geriye liseleri kaldı, ama halk yine de çocuklarını bu okullara göndermeye devam etti; muhalifler bu defa üstünü biçerek, dal ve yapraklarını kopararak (yani mezunlarına, ilahiyat dışında yüksek öğrenim hakkı vermeyerek) bu okulları yok etme faaliyetlerini devam ettirdiler, halbuki ilgili kanun apaçık maddeler içeriyor ve bu maddeler, İmam Hatip Liselerinin hem mesleğe hem de yüksek öğrenime öğrenci hazırlayan liseler olduğunu ifade ediyordu. "...kendi alanında yüksek öğrenime" şeklinde bir yorum ve uygulama ile -bütün meslek liseleri içinde İmam Hatip'ten mezun olanları da istedikleri alanda yüksek öğrenim almaktan mahrum ettiler.

Bu konunun çözümü başörtüsünden daha kolay, ama yine de Milli Eğitim ile YÖK'ün işbirliğine bağlıdır. YÖK, meslek liselerinden mezun olanlar da diğer liselerden mezun olanlar gibi, aynı şartlarda yüksek öğrenim imtihanlarına girer ve sonuç alırlar dese problem kökünden çözülecek. Mezunlar kimseden sadaka veya lütuf istemiyorlar, yalnızca adalet istiyorlar, alın terleriyle aldıkları puanların gasp edilmemesini talep ediyorlar.

Bu problemin çözülmesi ve adaletsizliğin ortadan kalkması için bu günlere kadar omuz omuza gayret sarfedenler arasından bazı uygunsuz seslerin çıkmakta olduğunu haber aldım, "Efendim biz de biraz değişelim, bu okullar bu şekil ve isimleriyle olmaz, hem şekil ve içerikte hem de isimde değişiklik yapalım, böyle yaparsak karşı taraf da ikna olur, yumuşar, muhalefet etmez ve mesele çözülür..." diyorlarmış. Ne gaflet, ne gaflet ve ne saflık! Bir delikten bu kadar kere sokulduktan sonra hala aynı deliğe parmağını sokmanın âlemi var mı? Muhalifler bu okulların adına veya şekline mi, yoksa gördükleri işe, yetiştirdikleri esere mi bakıyorlar? Bu okullar isteyen dindar müslümanların çocuklarının dindar yetişmelerini sağladığı, bu hizmeti gördüğü sürece karşı taraf, adı ne olursa olsun onlara muhalefet etmeyecek mi? Türkiye'deki mücadele "ideolojik" değil mi? Bu okulları istemeyenler karşı/yıkıcı mücadelelerini; bu okulların, halka dayatılan ideolojilerine uymadığı kanaatiyle yapmıyorlar mı? Demokrasiyi, hürriyeti, hukuku yalnız kendileri için isteyen bu kesimi, hangi islamî (müslümanlara hak ve özgürlük, dinlerini yaşama imkanı getiren) konuda ikna edebildik de bu konuda ikna edeceğiz. Her şey bir yana mevcut iktidarı içlerine sindiriyorlar mı? Halkın seçip iktidara getirdiği, başbakan yaptığı kişi için "onu içime sindiremiyorum" diyenler onlar değil mi? "Biz değiştik" demek onları ikna edebildi mi? Etmediyse niçin çözümü, hukuka uygun olanı yapmak yerine okulları değiştirmekte arayalım?

AB normlarına, "devletin din eğitimi de veren okullar açması, Diyanet'in bir devlet kurumu olması, mecburi din dersi..." uygun düşmezse, bu sebeple bazı değişiklik ve düzenlemeler yapılacaksa bu da bir paket/bütün olarak ele alınır, özel okullara bugün olandan daha çok hak ve imkan verilir veya başka çözümler aranır ve bulunur; çünkü AB ülkelerinde devletin orta öğretim okulları yanında kiliselerin, yerel yönetimlerin ve özel kesimin de okulları vardır, buralardan mezun olanlar için bir kısıtlama söz konusu değildir.

Sözün özü: Bu ülkenin birçok maddi ve manevi meselesi, ihtiyacı, sıkıntısı var, ama hayatının bütününü dinine uygun yaşamak isteyen müslümanların baş meseleleri başörtüsü ve İmam Hatip Okulları'dır. Kim ne derse desin, ben diyorum ki, bu iki konu -ki, birçok hak ve özgürlük konusunun çerçevesi sayılır- hukuka, adalete, insan hak ve özgürlüklerine uygun çözüme kavuşturulmadıkça dindar halkın cebini altınla doldursanız yine memnun olmayacak ve çözüm/çözen beklemeye, aramaya, bulduğunu sandığına sarılmaya devam edecektir.

Önce İmam Hatip Okulları ve diğer meslek liselerinden mezun olanlara yüksek öğretimin kapıları açılacak, sonra varsa bu okullarla ilgili iç problemler ele alınacak ve ıslah edilecektir. Yol budur, ıslah sırası böyledir, başkası değil!

24-31 Aralık 2004

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Makale
Sonraki Makale
İçindekiler
Tarihe Göre:
Önceki Makale
Sonraki Makale
Makale Listesi
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Ramazan Özel Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
Hayrettin Karaman'ın son aylardaki iftiralara cevaplarının listesini üstteki "Son Yazılar" kısmında bulabilirsiniz.
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Makale Sonraki Makale İçindekiler Tarihe Göre: Önceki Makale Sonraki Makale Makale Listesi