www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın Web Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


BİRİNCİ BÖLÜM

İMAN, İDEOLOJİ, İBADET, HELAL ve HARAM

Akıl-Vahiy İlişkisi

Vahye karşı aklı ve bilimi ileri sürmek, bunları dinin yerine koymak, dine bir efsane olarak bakmak yeni değildir; mesela pozitivizmin, rasyonalizmin yaklaşımları böyledir ve bu yaklaşımın tarihi de yüzyılları aşmaktadır. İşte bu "temcit pilavı" (geçmişten artan, kalan, yeni olmayan mânasında) şimdilerde ısıtılıp ısıtılıp sofraya konuyor; sofraya koyanlar da sıradan insanlar değil; YÖK başkanı, bazı komutanlar, devlet başkanı gibi önemli şahıslar. Bunlar içinden YÖK başkanı gibi sınır tanımazlar açıkça "vahyi değil, aklı ve bilimi kılavuz edindiklerini, vahyi de kılavuz edinenlerle uzlaşmayacaklarını" söylüyorlar, diğerleri ise vahyi ağızlarına almadan aklın ve bilimin kılavuzluğundan, hayatta (devlet başkanı hayat demez, yaşam der) tek mürşidin (yol göstericinin) akıl ve bilim olduğundan söz ediyorlar. Kur'an-ı Kerim'in ikinci suresinin hemen başında, "Kur'an'da hiçbir şüphe bulunmadığı ve onun, Allah rızasına uygun bir hayat sürdürmek isteyenler için rehber (mürşid, kılavuz, yol gösterici) olduğu ifade buyuruluyor. Buna göre aklı tek yol gösterici olarak sunanlar Kur'an'ın yol göstericilğini kabul etmiyorlar demektir.
Yalnızca Akıl ve bilimi mürşid kabul ederek vahyi reddedenlerle kendi ön kabulleri çerçevesinde bir tartışma yapılsa acaba sonuç alınabilir mi? Denemeye değer.
Önce vahyi bir yol gösterici olarak reddetmeyi ele alalım; bu hüküm akıl ve ilmin zorunlu sonucu ve kesin hükmü müdür? Eğer böyleyse aklın yanında vahyi de mürşid olarak kabul eden milyarlar -ki bunların içinde bazı filozoflar, büyük ödüller almış bilim adamları da vardır- akılsız mı oluyorlar, yanlış yola mı sapmış bulunuyorlar? Hukuk, tıp ve mantık bunların akılsız olduklarını kabul etmediğine göre şu zorunlu sonuç ortaya çıkmıyor mu: "İnsanın her alanda doğruyu bulması için tek başına akıl yeterli değildir"; çünkü milyarlarca insan aklını kullanarak vahye inanmışlar ve onu da hayatlarında kılavuz bilmişler, yine milyaraca insan akıllarını kullanarak vahyi reddetmişlerdir. Bu iki gurubun isabetlisini tayin etmek için akıldan başka ölçütlere ihtiyaç bulunduğu mantık gereğidir.
Bilimin alanı (matematik bilimleri ile gözlem ve deneye dayanan, kesin hüküm ve kanunların peşinde koşan bilimi kastediyorum; birçok konusu ve hükmü tartışmalı olan, ferdi ve toplumu konu alan insan bilimlerini kastetmiyorum), insanın bilmek, karar vermek, eyleme geçmek istediği şeyler karşısında son derecede dar olduğuna göre insanlar, bilimin cevap veremediği konularda "hükümsüz, kararsız, rehbersiz" kalabilirler mi? Kalmadıklarına ve bu konularda da kanaatleri, hükümleri, kararları, bunlara dayalı eylemleri olduğuna göre bilimden başka yol göstericileri bulunduğu ortaya çıkmıyor mu? Bunun akıl olduğunu söyleyecek olurlarsa, hemen her konuda farklı görüşler, kabuller, inanç ve kanaatler bulunduğuna göre aklın kılavuzluğunun tartışılması gerekmez mi?
Gelelim İslam'ın akıl ve bilimle ilişkisine.
Vahyi redderek akıl ve bilime sarılalım diyenler Türkiye'de konuştuklarına göre İslam vahyini kastediyor olmalılar. Bu baylar ve bayanlar hangi vahyin (âyetin veya sahih hadisin) aklı ve bilimi reddettiğini, akıl ve bilim ile çeliştiğini de açıklamaları gerekmez mi? Biz kesin olarak biliyor ve söylüyoruz ki, İslam vahyi inancın akla dayandırılmasını istiyor; yani Allah, vahyinde (Kitabında) öyle dediği için değil, aklın da aynı sonuca ulaştığı için inanılmasını istiyor. İslam inancında akıl ile çelişen hiçbir alan yoktur. Tabii hemen ilave etmek gerekir ki, akıl ile çelişmek başkadır; bir konunun, aklın bilme alanına girmesi başkadır. Mesela insanın, ölümden sonra da devam edecek olan bir ruhunun bulunduğuna inanmak akıl ile çelişmez, aklın kesin hükümlerine aykırı değildir, ama akıl, yapısı gereği bunu tek başına bilemez, idrak edemez. Bir mümin ruha inandığı zaman aklı ile ters düşmez, onun yeterli olamadığı bir alanda başka bir kaynaktan bilgi edinmiş ve buna inanmış olur.
İslam dininin insanlara sunduğu, teklif ettiği konuları iman, ibadet, ahlak ve dünya hayatını bu üç esasa uygun, onlarla ahenkli bir şekilde sürdürebilmek için gerekli görülen hayat kuralları ve tavsiyeler olarak dört alanda görmek mümkündür. İslam bu alanların hiçbirinde aklı (bu bilimi de demektir) dışlamamış, aklın kesin hükmüne aykırı bir yol tutmamıştır. Hemen işaret etmem gerekir ki, burada akıl derken, bütün akıl sahiplerinin üzerinde birleştikleri "aklın kesin hükümlerini ve ilkelerini" kastediyorum. İslam, aklın özdeşlik, çelişmezlik gibi bu ilkelerine aykırı hiçbir bilgi, inanç ve teklif getirmemiştir. İnsan aklın mümkün gördüğü alanda kalmak şartıyla teklif ve formüllerin farklı olması tabîîdir.
İslam inancını anlatan kitaplarda bilginin kaynağı "havâss-i selîme, haber-i sâdık ve akıl" olarak belirlenmiştir; yani sağlam duyu organları, sahih vahiy bilgisi ve akıl. Yine İslam düşüncesinde kural haline gelmiş olan bir ifade vardır: "Sahih (kaynağına;yani Allah'a ve peygambere ait olduğu kesin bulunan) vahiy ile apaçık ve kesin akıl hükümleri arasında çelişme olmaz. Eğer böyle bir görüntü varsa önce araştırma yapılır; nakil (vahiy ile gelen bilgi) sahih, aklın bilgi ve hükmü de açık ve kesin ise vahiy (âyet ve hadis) tevil edilir; yani yorumlanır, ilâhî maksadın ilk bakışta ve sözün sözlük manasından anlaşılan olmadığına, ortada mecazi, temsili bir anlatımın bulnduğuna hükmedilir.
İbadetler akıl ve bilimin alanına girmez; bunlar mümkinler (öyle de böyle de olur) alanına girer, akla ve bilime aykırı olmaz, ama akıl ve bilim, öz ve şekil olarak ibadet hakkında "doğru, yanlış; iyi, kötü" diye hükümde bulunamaz. Allah kendine nasıl ibadet edilmesi gerektiğini yalnızca kendisi bilir, bunu vahiy ile bildirir, inananlar da bildirileni yaparak kulluğu gerçekleştirirler.
Ahlak doğru ile değil, iyi ve kötü ile ilgili olan alandır; burada da bilim değil, din ve felsefe söz söyler; farklı ahlak anlayışlarının akla ve bilime aykırı olduğunu söylemek çok tartışma götürür.
Ferdi ve toplumu ile insanların dünya hayatında, birbirleriyle ve tabiatla ilşkilerinde nasıl bir yol izlemeleri gerektiği konusundaki vahiy açıklamaları, vahyin (dolayısıyla dinin) bütünü içinde faydalı ve zararlı olma esaslarına dayanır. Başka bir inancın, kültürün, sistemin faydalı bulduğunu İslam zararlı, zararlı bulduğunu da faydalı bulabilir; buna "akla ve bilime aykırı" damgası vurulamaz; çünkü bu alanda aklın ve bilimin kesin hükümleri olamaz; din, kültür, medeniyet, ihtiyaç... farklarına dayalı farklı ve tartışılabilir hükümleri olur.
İslam başka dinlerde bulunmayan ölçüde ictihada yer vermiştir. İctihad, vahyi anlama, yorumlama, açıklanmamış konuları açıklananlara kıyas ederek sonuca varma ve neyin, nerede, ne zaman faydalı veya zararlı olduğunu objektif ölçütlere, dinin genel amaçlarına göre belirleme, buna göre vahyin amaca uygun olarak uygulanmasını bir manada akıl ile kontrol etme şeklinde yürütülür. Şu halde ictihad, akıl ile vahyin birlikte devrede oldukları bir beşeri faaliyettir.
Bilgi eksikliği veya inanç farkı yüzünden akıl ile vahyi kaşı karşıya getiren ve birini dışlayarak yoluna devam etmek isteyenlere, gelecek yazıda, tek yol gösterici olarak teklif ettikleri akıl ve bilimin bu işe ne kadar yarayabileceği, yüzyılın son çeğreğinde akıl ve bilimin mahiyet ve sınırları konusundaki görüş ve değerlendirmelerin nasıl değiştiği hususunda, bazı çağdaş bilim adamlarının düşünce ve ifadelerini nakledeğim.


 

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Makale
Sonraki Makale
İçindekiler
Tarihe Göre:
Önceki Makale
Sonraki Makale
Makale Listesi
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
Hayrettin Karaman'ın son aylardaki iftiralara cevaplarının listesini üstteki "Son Yazılar" kısmında bulabilirsiniz.
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Twitter Sayfası:

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Makale Sonraki Makale İçindekiler Tarihe Göre: Önceki Makale Sonraki Makale Makale Listesi