www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın Web Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


VII
Din-Dünya, Din-Devlet

Yargı Bağımsızlığı
"Cümlenin maksûdu bir lakin rivâyet muhtelif= Herkes aynı şeyi farklı sözlerle ifade ediyor" şeklinde bir söz vardır, yargı bağımsızlığı konusunda bunun tersi doğrudur: Herkes aynı sözü söylüyor ama maksatlar başka". Yargı bağımsızlığını istemeyen ve bağımlı yargıdan şikâyet etmeyen yok gibi; ancak kimin bir nakil, tâyin, hüküm, soruşturma hoşuna gitmez, işine gelmezse o yargının bağımsız olmadığını dile getiriyor, karşı taraf da "şerîatın kestiği parmak acımaz, yargıya saygı ve itâat kaçınılmazdır..." diyor. İstenen bağımsızlığın şekli ve mâhiyeti siyasîlere, hâkimlere, belli bir hüküm giymiş veya soruşturma geçiren görevliye ve vatandaşa göre değişiyor. Evet yargı bağımsız olmalıdır ama kime karşı ve nasıl?
Laik -demokratik düzende hâkimiyet kayıtsız şartsız millete aittir ve hâkimiyetin önemli bir unsuru olan yargı gücünü de millet adına tâyin edilmiş hâkimler kullanırlar. Yargının bağımsızlığı "milletten bağımsız", "millete rağmen" değil, "siyasetten bağımsız, yürütme gücünün etkisinden uzak", "şahsî menfaat ve eğilimlerden arınmış" demektir. Yasamaya da hâkim olan, meclisteki temsilcileri aracılığı ile millettir. Şu hâlde milletin istemediği bir kanun çıkarılamaz, millet vicdanında onaylanmayan bir yargı -şeklen olsa bile demokratik hukuk devleti ilkelerine göre- meşrû olamaz. şüphesiz hâkim önündeki kanuna göre hükmedecektir; ancak her zaman kanunlar hukuka uygun olmaz, keza her zaman hâkimin yorumu ve hükmü de objektif delîllere dayanmayabilir.
Durum böyle olunca adâletin emrinde sağlıklı olarak işleyen bir yargı sisteminde kanunların hukuka, hukukun evrensel hukuk ilkeleri yanında millet irâdesine uygun olması, yargının ise yalnızca siyasî irâde karşısında değil, hâkimin şahsî zaafları, eğilimleri, inanç, düşünce ve ideolojik tercihleri karşısında da bağımsız olması zorunludur.
Başörtüsü örneğinde anayasa mahkemesi ile millet irâdesi arasında bir çatışmanın oluştuğu gözlenmektedir. Milletin meclise yansıyan irâdesine göre isteyen kız öğrenciler başlarını örterek tahsile devam etmelidirler; mecliste karar ve kanun için yeterli çoğunluk oluşmuş ve "üniversitelerde kılık kıyâfet serbestliği" getiren bir kanun çıkarılmıştır. Bir parti kanunu anayasa mahkemesine götürmüş, mahkeme de iptal etmemiştir. Ancak sıra uygulamaya gelince kanun (dolayısıyla millet irâdesi) bir yana bırakılmış, anayasa mahkemesinin kararının gerekçesine dayanılarak - bu mahkemenin kararlarının bile kanun gibi yürütmeye esas olamayacağına dair anayasa maddesi bulunmasına rağmen- başörtüsü yasaklanmıştır.
Bize göre doğrudan rejimle, insan hak ve özgürlükleriyle, hukukun genel ilkeleriyle ilgili olup bu çerçevede açıkça anayasaya aykırı olan (aykırılık belirtileri, delîlleri açık olan) karar ve kanunlar dışında kalan meclis kararları anayasa mahkemesine götürülmemelidir. Götürülmesi hâlinde mahkeme, uluslararası hukuk ilke ve normlarını da dikkate alarak karar vermeli, karar meclisin kararı ile çelişirse; yani mahkeme kanunu anayasaya aykırı bulursa meclis bir daha görüşmeli, meclisin ısrar etmesi hâlinde ise referanduma gidilmelidir. Son sözü millet söylemelidir. Süreç böyle işlemez de mahkeme hem meclisin hem de milletin yerini almaya ve son sözü söylemeye kalkışırsa bu takdirde hukuk devletinden değil, hâkimler devletinden bahsetmek gerekir.
Hâkimlerin verdikleri bazı kararlarda yargının yansızlık ve bağımsızlık ilkesini bazen siyasî vb. baskıların bazen da hâkimin şahsî zaaf, tercih ve eğilimlerinin etkilediği intibaı edinilmekte, kamu vicdanında böyle bir kanâat hâsıl olmaktadır. Kanunlar hukuka uygun, delîller açık ve güçlü olmadıkça, yargı elemanları her çeşit baskıdan uzak olup hâkimlerin vicdanlarının adâlete ayarlı olduğu konusunda tam güven bulunmadıkça "yargının bağımsızlığı" konusundaki şüphe devam edecektir.
İster yargı yolu gibi meşrû araçlar ister hukuka aykırı güçler devreye sokularak, bunlar hakkaniyet ve meşrûiyet dışında kullanılarak bir şahsa veya guruba revâ görülen haksızlık, yapılan zulüm mutlaka kamu vicdanında mahkûm edilecek ve ilk fırsatta hak yerine getirilecektir; yakın tarihimiz bunun birden fazla misalinin canlı şahididir.


 

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Makale
Sonraki Makale
İçindekiler
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
Hayrettin Karaman'ın son aylardaki iftiralara cevaplarının listesini üstteki "Son Yazılar" kısmında bulabilirsiniz.
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Twitter Sayfası:

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Makale Sonraki Makale İçindekiler