www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın Web Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


İmam Nikâhı - 1
Adına dinî nikah veya imam nikahı denilen nikahı yaptırmanın birden fazla sebebi ve saiki vardır:
a) İki tarafın da niyeti evlenmektir, bunu hemen gerçekleştirmeye engeller vardır, bu arada iki arkadaş gibi görüşme isteği mevcuttur, bu arkadaşlar birbirini sevdiği ve evlenmek istedikleri için birbirlerine kardeş gibi bakmaları mümkün değildir, böyle olunca da günah işleme (şehvetle bakma, elle dokunma, başbaşa kalma, birlikte seyahat etme, muhtemelen ileri derecede olmasa da sevişme...) ihtimali vardır, bu tehlikeyi (günah işleme ihtimalini) ortadan kaldırmak için dinî nikah yapılmaktadır.
b) Taraflar henüz evlenmeye karar vermemişlerdir, biraz birbirini tanımak istemektedirler, bu esnada günah işlememek için dinî nikah yaptırmaktadırlar.
c) Tarafların evlenip aile kurmak ve devamlı olarak aile birliği içinde yaşamak gibi bir niyetleri yoktur, bir müddet karı-koca olarak yaşamak -mesela öğrencilik, gurbet hayatı vb. den- sonra ayrılmak istemektedirler. Bu arada cinsî ilişkileri meşrû sınırlar içinde olsun diye dinî nikah yaptırmaktadırlar.
d) Ülkemizde birden fazla eş ile evlenmek yasaktır. Buna rağmen ikinci bir hanımla evlenmek isteyenler, çoğu defa birinci hanımı da duymadan ikinci hanımı ile dinî nikah yaparak evlenip bu hayatı yaşamaktadırlar.
e) Bazıları karılarını üç defa boşadıktan sonra tekrar evlenmek istemekte, buna şeriat -kadın başka bir erkekle evlenip boşanmadıkça- izin vermediği için kadın, başka bir erkekle dinî nikah yaptırıp evlenmekte, sonra boşanıp birinci kocası ile yeniden evlenmektedir.
f) Bazı kimseler resmi nikahı, rejim sebebiyle geçersiz saymakta, bunun için zifaftan önce bir de dinî nikah yaptırmaktadırlar.
Muhtemelen bundan başka sebep ve saikler de vardır.
Bunların sırayla şer'i hükümlerini ve iyi-kötü taraflarını açıklayalım:
a) Tarafların niyetleri iyi, ana-babaları da durumu bilmekte ve razı olmaktadırlar; bu şıkta hiçbir sakınca görmüyorum. Yalnız bu nikah -ve diğerleri- sun'i, şakadan, yarı muteber... bir nikah olmadığı, bütün sonuçları doğuran bir evlenme akdi mahiyetinde bulunduğu için taraflardan biri haklarını talep edince karşıdakinin direnmesi, hayır demesi manevi sorumluluk doğurur.
b) Bu evlenme akdi meşrûdur, taraflar evlenmiş sayılır, haklar doğmuştur, ancak kafalarında "anlaşamaz, kaynaşamaz isek ayrılırız, fiilen evlenme safhasına geçmeyiz" niyeti bulunduğu için ve fiilen de böyle olabildiği için her iki tarafın boşama hakkının bulunmasında fayda vardır. Erkekte bu hak zaten mevcuttur, kız da akdi yaparken eşinden bu hakkı talep edip almalıdır; çünkü ileride kız ayrılmak isteyip erkek bunu istemediğinde problem doğmakta, istenmeyen olaylar vukubulmaktadır.
c) Müt'a nikahı, muvakkat nikah (cinsî ilişki için veya bir müddet evlilik hayatı yaşamak üzere) yapılan nikah (evlenme akdi) normal hallerde, sünnilere göre caiz ve geçerli değildir. Normal dışı hallerde, mesela devamlı evlilik yapmanın mümkün olmadığı veya zor olduğu durumda kişi, evlenmediği takdirde zina yapmaktan korkuyorsa, cinsî baskı onu bu fiile zorluyorsa, harama düşmemek için geçici evlenme yapması bir iki sünni müctehide (dört mezhebde değil) ve genellikle şi'aya göre caizdir. Şi'a, bazı kayıtlarla normal hallerde de geçici evlenmeyi caiz görmektedir.
d) Birinci eşine haber versin vermesin bir erkeğin, ikinci bir eşle evlenme hakkı -ilke olarak- mevcuttur. Ancak bu hakkın kullanılması bazı şartlara bağlanmıştır; bu şartların bir kısmı hukukî, bir kısmı ise ahlâkîdir. Birinci eşe bilgi verilmezse ahlâkî bakımdan sakınca vardır, iki yüzlülük, ahde vefasızlık, bir sürü yalanlar, tertipler söz konusu olacaktır. Bilgi verilmesi halinde ilk hanımın, bütün haklarını alarak boşanma hakkı vardır. İkinci eşle evliliğin, iki tarafın ailesine ve çocuklara etkisi hesaba katılmalıdır; özellikle bu işin nadir olduğu zaman ve zeminlerde etkisi olumsuz olacağından, bunca olumsuzlukları hiçe saymanın -şehveti tatmin dışında- geçerli sebepleri, saikleri bulunmalıdır. İkinci eşle yapılan dinî nikah geçerli -ilişkilerde haramlığı ortadan kaldırıcı- olmakla beraber, şeriatın uygulandığı yerlerde, kötüye kullanılması, aileye ve topluma zarar vermesi gibi hallerde yönetici tarafından -danışma yapılarak- yasaklanabilir; bu takdirde ikinci eşle evlilik hukuken (kazaen) geçerli olmaz.
e) Üç talak ile boşamaların çoğu usulüne uygun yapılmadığı için geçersiz olmasına rağmen bazı ictihadlar bunları geçerli saydığı ve taklitçi fıkıhçılar da buna göre fetva verdikleri için taraflar sıkıntıya düşmekte, evlilik hayatına dönmek istediklerinde kendilerine, hülle adı verilen "başka bir erkekle evlenme şartı" dayatılmaktadır.
Hülle nikahı (üç kere boşanmış kadını, boşayan kocasına helal kılmak için bir başkası ile geçici olarak evlendirme, sonra boşandırma ve sonra ilk eşi ile evlendirme işlemi) bir rezilliktir ve İslâma iftiradır, İslâmda böyle bir işlem yoktur. Bir kere kocanın her aklına geldiğinde ve psikolojik durumu ne olursa olsun karısına "boşsun" demesi ile kadın boş olmaz; kadın, bir temizlik içinde (iki hayız arasında) ancak bir talak ile boşanır, kaç sayı zikredilirse zikredilsin bir talak ile boşanmış olur, boşama temizlik başlayınca cinsî birleşme yapılmadan vuku bulacaktır, aksi halde geçersiz olur. Koca boşarken serbest iradesi ile (zora gelmeden) bu tasarrufta bulunacaktır, akıl ve ruh dengesi yerinde olacaktır, öfkeye kapılmış bulunmayacaktır.
Bu şartlar dahilinde karısını üç kere boşamak bir anda olamaz, aylar içinde gerçekleşir, bu şartlara rağmen usulüne göre ve uzun sürede karısını üç kere boşamış bir erkek, onunla hemen yeniden evlenmek istemez. İstediği takdirde de -bunu karşı taraf da istiyorsa- birinci eş istedi diye ve ona dönmek için ikinci eş ile evlenme yapılamaz. İslâmda evlenme devamlı yaşamak için yapılır ve bunun da hukukî, sosyal, psikolojik, ahlâkî şartları, gerekleri vardır.
İşte bütün bu şart ve gereklere uygun olarak ikinci evliliğini yapmış bulunan bir hanım, ikinci eşinin kendisini boşaması veya vefat etmesi halinde, iki taraf da istiyorsa birinci eşi ile tekrar evlenebilir. Bu imkan, bütün boşanan kadınlar için de mevcuttur; yani ilk kocası üç kere değil de bir veya iki kere boşamış, kadın da onunla yeniden evlenmeyip bir başka koca ile evlenmiş, bu ikinci koca da onu boşamış veya ölmüş olursa bu hanım, istediği takdirde birinci kocası ile yeniden evlenebilir. İşin gerçeği budur, gerisi hızlandırılmış filimdir, oyundur, rezilliktir, günahtır.
f) Rejim ne olursa olsun, müslümanlar hangi çeşit yönetim altında bulunurlarsa bulunsunlar yaptıkları ve kendilerine uygulanan hukukî işlemlere şeriat (İslâm hukuku) açısından bakarlar. Bu bakımdan meşrû ve geçerli ise bunu geçerli sayar ve uygularlar, eğer şer'î bakımdan eksiklikler ve sakatlıklar varsa bunu, kendi sistemlerine göre yeni baştan yapar veya düzeltir, ondan sonra uygularlar. Mesela ülkemizde, sistemin noterlik kurumu vardır, müslümanlar da bu kuruma gider, çeşitli anlaşmalar, vekaletler, akitler yapar, bunları tescil ettirirler; kurum sistemin ve rejimin kurumu diye -kendi inançlarına göre de doğru ve meşrû olan- hukukî işlemler geçersiz olmaz, sakatlanmaz. Tıpkı bunun gibi muhtarlıkta, belediyede, konsoloslukta -ki bunlar da rejimin kurumlarıdır- yapılan nikah, şer'i bakımdan bir eksiklik taşımıyorsa geçerlidir. Esasen nikah akdini yapan, sayılan kurumlar değildir, akdin iki tarafıdır, erkek ile kadındır. Kurum yalnızca tescil ve ilan işini gerçekleştirmektedir. İmdi müslüman kadın ile erkek, şahitler huzurunda, dinin geçerli saydığı bir nikah akdi yaptıklarında; yani dinî bakımdan gerekli bulunan şartlara uygun bir akit yaptıklarında bu akit niçin geçerli olmasın, niçin başka bir akde (imam nikahına) ihtiyaç bulunsun? Nikah birdir, tektir; bu da İslâmın gerekli gördüğü şartlara uygun olarak yapılan nikahtır, nikahın yerine veya merasimi yönetene göre "belediye, imam vb." diye isim vermek sonucu değiştirmez; imam huzurunda olsun, belediyede olsun nikah, şartlara uygun yapıldığında geçerli olur, yapılmadığında geçersiz olur vesselam.
Hanefiler, ergenlik çağına gelmiş ve aklı başında bir kızın, nikah akdinde bizzat kendini temsil edebileceğini, velisine gerek bulunmadığını ileri sürmüşlerdir. Ancak yine Hanefilere göre, dengi ile evlilik yapmamış bir kızın velilerine, mahkemeye başvurarak akdin feshini talep hakkı verilmiştir. Zamanımızda, daha doğrusu ülkemizde velilerin böyle bir hakları yoktur, şer'i bakımdan bu haklarını kullanmak için başvuracakları dinî bir merci (kaza yetkisini haiz bir makam) de mevcut değildir. Şu halde veliler bu durumda nikahın feshini sağlama imkanından mahrum bulunmaktadırlar.


İmam Nikâhı - 2
Geçtiğimiz günlerde vuku bulan bir ev basma olayı sayesinde vatandaşlarımız fıkıh (İslam Hukuku) ile ilgili hayli bilgi aldılar, ancak bilgiler bir heyecan ve tartışma ortamında alındığı ve açıklamalar çelişik ve çatışık olduğu için kafaları da iyiden iyiye karıştı. Aslında müslümanların bu gibi konuları öğrenmek veya tartışmak, var ise problemleri çözüme kavuşturmak için başkalarının/ötekilerin tertip ve tahriklerini beklememeleri gerekir. Soğukkanlı ve sağlıklı bir zeminde ehli tarafından konular açıklanmalı, tartışılmalı ve problemler çözümlenmelidir. Halihazırda olan, karşı tarafın (şeriata, onların deyişiyle köktendinciliğe, siyasî İslama... karşı olanların) tertibi ile bir araya gelen bazı müslümanların (konu ile ilgili şahıslar ile hocaların), yine onların yönlendirmeleri ile çekişmeleri, bağrışıp çağrışmaları, birilerinin kına yakmalarına sebep olmalarıdır. Bu olup bitenlerden dahi dinin ve ümmetin hayrına sonuçlar çıkmasını diledikten sonra bazı noktalara farklı yönlerden yaklaşmak ve bakmakta fayda görüyoruz:
1. Medyanın konuya gösterdiği ilginin birinci sebebi seyirci toplayıp para kazanmak, ikinci sebebi ise bazı müslümanların hatalarından istifade ederek İslam'ı karalamak, şeriatı gözden düşürmek, kendi inanç ve yaşantılarına meşruiyet kazandırmaktır. Maksatları bu olmasaydı konuya bu kadar değil, gerektiği kadar yer verirler, sorularını tarafsız ve bütüncü (kendi kusurlarını da içeren) bir bakış açısından yöneltirler, İslam'ın ve değerlerin yıpranması için değil, yanlışların ortadan kalkması için gayret ederlerdi. Öteki cepheden olup da medyada çalışan ve bu konuya karışanların ifadelerine bakılırsa kendileri de müslümandır ve maksatları zulmü, ahlaksızlığı, istismarı, kötülüğü teşhir etmek ve ortadan kalkmasını sağlamaktır. Eğer bu beyan doğru ise Türkiye'de kadının cinsî bir araç gibi kullanılması, genç kızların çeşitli zaaf ve ihtiyaçlarından faydalanılarak -bazen patronları ve amirleri tarafından- iğfal edilmeleri, namus ve iffetlerini kaybetmeleri, para karşılığında namuslarının peşkeş çekilmesi, fuhşa sürüklenmeleri... yeni bir olay mıdır, bu hafta mı ortaya çıkmıştır? Genelevleri, randevu evlerini, patronları tarafından iğfal edilen, baskı veya kandırma yoluyla ırzlarına geçilen kızları, kadınları duymadılar mı, görmediler mi? Görmedilerse görmek için neden zenaatlerini kullanmadılar? Yoksa onların hedefleri zina ve fuhuş değil de dinî nikâh mı? İmam nikâhı ile evlenip evlilik hayatı yaşayan müslümanlar mı? Eğer bunlar da müslüman iseler medyada, evli olmadıkları halde evli gibi yaşayan farklı cinsten veya aynı cinsten çiftleri, ayıp günah demeden, kınamadan, hatta imrenerek ve imrendirerek nasıl verebiliyor, ilişkilerini nasıl tabii ve meşru bir ilişki imiş gibi sunabiliyorlar?
2. Nasreddin Hoca merhumun evine hırsız girmiş, hoca durumu öğrenip ah vah etmeye başlayınca komşuları etrafına toplanmış ve her biri bir cihetten hocayı tenkit etmeye, tedbirsizliğini ortaya koymaya girişmişler, sonunda canı sıkılan hoca, "İnsaf edin yahu, hırsızın hiç mi suçu yok!" deyivermiş.
Kıssadan hisseye gelince: Mevcut hukuk sistemi, halkının yüzde doksan dokuzu müslüman olan bir ülkede zinayı serbest bırakıyor da evlenmeyi yasaklıyor; evet yanlış yazmadım, aynen böyle yapıyor. Siz böyle yaptığını neden mi farketmediniz? Söyleyelim: Kelimeleri ve kavramları değiştirdiği, değerleri altüst ettiği için. Bir müslüman, dininin hukukuna göre evleniyor (mesela ikinci bir hanımla nikâh yapıyor, bu evlilikten çocukları oluyor). İslam'a göre bu evlilik -şartlarını taşıyor ise- sahihtir, çocuk da babanın meşru çocuğudur, nesebi sahihtir. Halbuki bu ülkenin hukukuna göre örneğimizdeki müslümanın yaptığı zinadır, çocuğu da veled-i zinadır (nesebi belli ve sahih değildir). Öte yandan reşid olmuş bekâr bir erkek ile bekâr veya dul bir kadın birbirlerini sevdikleri için nikâhsız olarak cinsî temas yapsalar İslam'a göre bu zinadır ve cezası vardır, halbuki bu ülke kanunlarına göre mezkûr fiil zina ve fuhuş değildir. Dinleri, inançları ve gelenekleri ile bu derecede tutarsız, uyumsuz ve çelişen bir hukuk sistemi içinde müslümanların yanlış yapmaları bazen kaçınılmaz hale gelebilir. Bu yanlışlıkların ve hukuk ihlallerinin olmaması isteniyorsa kanunlar yapılırken halkın inancı ve geleneği kaale alınmalı, hesaba katılmalıdır.
Bu yazıda karşı tarafa vuruldu, onların eksikleri, kusurları ve kötü maksatları üzerinde duruldu. Peki müslümanların hiç mi kusuru, eksiği, sui istimali yok? Olmaz mı, kul kusursuz olur mu? Bunları aşağıda ele alacağız.


İmam Nikâhı - 3
Müslümanın bir nikâhı vardır; o nikâh, dünya hayatını da düzenleyen dininin, meşru ve makbul gördüğü, ilgili kaynaklarda tanımladığı, unsur ve şartlarını açıkladığı nikâhtır. Bu şartlar ve unsurlar arasında imam yoktur, nikâhı imamın kıyması yalnızca bir gelenektir, bu geleneğin oluşma sebebi de nikâh gibi önemli bir konuda bir hatanın, bir kusurun bulunmasını, günaha girilmesini, bir bilenin kontrolü ile engellemek olmalıdır. Şu halde imam nikâhından değil, İslam'a göre muteber olan ve olmayan nikâhtan (evlenme akdinden) söz etmek gerekir.
Evlenme akdi dinî, hukukî ve ahlakî birçok hükümler getiren, sonuçlar doğuran bir akittir. Bu sonuçları doğurmayacak bir evlenme akdi -muhtemelen zina şaibesini ve günahını ortadan kaldırsa bile- eksiktir, veballidir, uluorta uygulanmaması gerekir.
Müslümanların toplumdan gizleyerek, hukukî sonuçlarının uygulanmayacağını bilerek nikâh yapmalarının sistemden ve toplumdan kaynaklanan sebepleri de vardır. Üniversitede okuyan bir genç, etrafında meşru veya gayri meşru ilişkiler içinde bulunan çiftleri görmekte, basın, medya ve sanat tarafından da durmadan cinsî duyguları tahrik edilmektedir. Güçlü iradesiyle, oruç, zikir, güzel ve eğitici dostluklar ile kendini frenleyebilen gençler yanında bunu yapamayanlar da vardır. İşte bu ikinci sınıf gençlerin önünde iki yoldan biri açık hale geliyor. Ya evlenecek yahut da birçok arkadaşının yaptığı gibi zina yapacaktır. İnançlı ve iffetli bir genç zina yapamayacağına göre yolun biri daha kapanmış, geriye evlenme yolu kalmıştır. Toplum evlenmeyi elinden geldiği kadar güçleştirmiştir; genel kabule göre hem erkeğin aile geçimini temin etmesi gerekiyor, hem de evlenmeyi gerçekleştirmek için neredeyse bir servet harcaması icab ediyor. Hz. Peygamber (s.a.) evlenmeyi kolaylaştırdığı, Kur'an-ı Kerim "...eğer onlar yoksul iseler Allah onları lütfu ile zenginleştirir" (Nur: 24/32) buyurduğu halde toplumun çalıyı tersine sürümesi evliliğin kâmil manada oluşma yolunu da tıkamış ve geriye ya zina yahut da -eksikleri bulunsa bile- bir yanıyla kitabına uyan nikâh kalmaktadır. Bunu kâmil hale getirmek yalnızca nasihatle, medyada tartışmakla olmaz; dinî, ahlâkî, sosyo-ekonomik tedbirler gerekir.
İslam'dan önce Arabistan'da birçok evlilik çeşidi ve bir çok kadınla bir arada evlenme imkânı vardı. İslam evlenme akdini bildiğimiz şekle (meşru tek evlenme çeşidine) indirdi. Birden fazla kadınla evlenmeyi de en fazla dört adet ile sınırladı, ayrıca bunu da ihtiyaç ve adalet şartlarına bağlayarak şartlara riayet edilmeme ihtimali, tehlikesi, korkusu var ise bir kadınla yetinilmesini istedi (Nisa: 4/3). Öte yandan kadınlara, evlenme akdini yaparken "kocasının üzerine ikinci bir kadınla evlenmemesi şartını koşma" imkânını verdi. Yüklü bir mehir koyan ve bu şartı da koşan kadının üzerine evlenmek her babayiğidin harcı olmayacaktır. Birinci kadının rıza gösterdiği, her iki kadının da mağdur edilmediği, ihtiyaçtan ve zaruretten kaynaklanan birden fazla kadınla evlenmeye de kimsenin bir diyeceği olmamalıdır.
Cihadsız dinî-ahlakî hayat olmaz; en büyük cihad nefse, nefsanî arzulara karşı, bu arzuları dengede tutmak ve meşru sınırlar içinde karşılamak için verilen cihaddır, çabadır, mücadeledir, direniştir. Bu cihadı kolaylaştırmanın, sağlıklı yürütmenin yolu Allah'a, Resulullah'a, Allah'ın sevdiklerine yönelik aşktır, sevgidir, düşüncedir, hizmettir. Âlimler ve eğitimciler çevrelerinde toplanan insanlara yenecek kuzu gözüyle bakmazlar, onları hizmete (Allah'ın razı olduğu inanç ve hayata yöneltmek üzere çaba göstermeye) layık Allah'ın kulları, manevî sermaye olarak görürler, görmelidirler.
Bütün müslümanlar dinin mübah kıldığı (mecbur tutmayıp serbest bıraktığı) alanlarda yapıp edeceklerinin kendilerine, ailelerine, dine ve ümmete ne getirip ne götüreceğini iyi hesap ederek davranmalıdırlar. Sırf şehveti (cinsî arzuyu) daha ziyade doyurmak için etrafı kırıp geçirerek, insanlara gözyaşı döktürerek, aileyi dağıtarak, kinler ve nefretler oluşturarak, yüzlerce yalan ve hileye başvurarak... yapılan gizli-açık evlilikleri İslam adına savunmak mümkün değildir. İzinler, cevazlar kullanılırken şartlar gözönüne alınmalıdır. Hz. Ali'nin, eşi Fatıma üzerine evlenmek istemesine Hz. Peygamber'in (s.a.) karşı çıktığını ve "kızımın günaha girmesine (fitneye) sebep olabilir" diyerek bunu önlediğini biliyoruz. İslam izin verdiği halde gayr-i müslim kadınlarla evlenmeye -müslüman kadınların aleyhine olabilir diye- Hz. Ömer'in karşı çıktığını biliyoruz.
Bugün kötü örneklerin ve uygulamanın İslam'a zarar verdiğini de biliyoruz. Biz biliyoruz da bazı mukaddeslerin arkasına sığınarak bedelini ödemeden nimetini yemeye kalkışanlar biliyorlar mı, bu konuda kuşkuluyuz!


 

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Makale
Sonraki Makale
İçindekiler
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
Hayrettin Karaman'ın son aylardaki iftiralara cevaplarının listesini üstteki "Son Yazılar" kısmında bulabilirsiniz.
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Twitter Sayfası:

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Makale Sonraki Makale İçindekiler