www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın Web Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


Sakal, Sünnet ve Hadisler

...Hocam ben Çankırı'da bir öğrenciyim, takıldığım bir yerde size danışmak istedim. Konu belki biraz bilindik ya da "Hala oralarda mısınız?" diyebilirsiniz, ama insan başına gelene kadar sorunlarla pek ilgilenmiyor. Ben 2-3 senedir sakallıyım. Öğrenci olduğum için de kesmek gibi bir lüzum hissetmedim. Hatta avantajları oldu. Sakalım yüzünden benimle tanışmak isteyenler ya da en azından uzaktan sempati besleyenler vardı. Ben bu sakalı bırakırken Rasullullah'ın sünnetine uymak amacıyla yani sünnet olduğu düşüncesiyle bıraktım. İlgilendiğimiz fakat araya soğukluk girmesinden dolayı 6-7 aydır görüşemediğimiz bir arkadaşımızla geçenlerde görüştük. İslamî bir bilinç kazanmış ve sakal bırakmış ve bıraktığı sakalın farz olduğu düşüncesinde. Bana getirdiği kanıtlar karşısında tatmin edici bir cevap veremedim. Bizim takılıp kaldığımız nokta şu Rasullullah'ın "yapın" dediği şeyi biz emir olarak mı yoksa tavsiye olarak mı algılamalıyız. Yani Rasulullah (s.a.)'in "Sakalınızı bırakın" sözü bir emir midir, tavsiye midir. Bence eğer emir olarak algılasaydık bugün namazın, orucun, haccın farzı şimdikinden çok daha fazla olurdu. Ya da din, sünnetlerin çok az bir kısmını kapladığı, tamamına yakınının farzları oluşturduğu bir din olurdu. Problem bu; bu ayrımı yapmak için alim olmak ya da Arapça bilmek gerekiyor mu? Bu duruma Rasulullah tarafında getirilmiş bir kısıtlama var mı? Yani benim her söylediğim emir değildir gibi. Bu bakış açısını nasıl kazanabiliriz.
Arkadaşın bana gösterdiği hadislerden bazıları şunlar:
Sakal bırakmanın hükmü; sakal bırakmak akıl baliğ bütün müslüman erkeklere farzdır. Bunu, bırakılmasını emrederek, kesilmesini veya bir kabzadan fazlasının kısaltılmasını yasaklayarak Peygamber (s.a.) farz olduğunu bildirmiştir(Guraba yayınlarının bir kitabından alıntı).
Sakal bırakılması hakkında hadisler:
"Bıyıkları kısaltın, sakalları bırakın. (Müslim)
"Mecusilere muhalefet edin, sakallarınızı uzatın, bıyıklarınızı kesin. (Müslim)"
"Müşriklere muhalefet edin sakallarınızı çoğaltın, bıyıklarınızı azaltın. (Buhari ve Müslim)"
"On şey fıtırattandır: Bıyığın kesilmesi, sakalın uzatılması, misvak, istinşak, mazmaza, tırnakları kesmek, parmak mafsallarını yıkamak, koltuk altını temizlemek, etek tıraşı olmak, intikhasu'l-ma (istinca yapmak). (Müslim)"
"Bıyıkları kısaltın, sakalları olduğu gibi bırakın. (Müslim)"
Kisra'nın Peygamber (s.a.)'e gönderdiği iki elçinin ikisi de sakallarını kesmiş, bıyıklarını ise uzatmışlardı. Rasulullah (s.a.) huzuruna gelen bu adamların yüzlerine bakmak istemedi ve onlara "Yazıklar olsun, size bunu kim emretti?" diye çıkıştı. Onlar da "Bize bunu Rabbimiz (Kisra) emretti." dediler. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.) şöyle buyurdu; "Fakat Rabbim bana sakalımı uzatmamı ve bıyığımı kısaltmamı emretti." (Hasen bir hadistir İbni Cerir et-Taberi rivayet etmiştir.)
Bu ve bunun gibi hadislerden sonra ise M. G. ve M. Ç. Hocalarımızın da sakal risalelerinde örnekler getiriliyor. Ayrıca imamların sakal konusundaki görüşleri şöyle imiş:
İbni Teymiyye (r.a.) el-İhtiyaratu'l-Ilmiyye'de şöyle der: "Sahih hadislerde de belirtildiği üzere sakal tıraşı haramdır. Kimse mübah görmemiştir."
Hanefilerden İbni Abidin Reddül Muhtar'da şöyle der: "Erkeğin sakalını kesmesi haramdır."
İmam Şafii de el-Ümm de sakalı tıraşın haram olduğunu belirtmiştir.
Malikilerden de el-Adevî, imam Malik'den sakal tıraşının mecusilerin işlerinden olduğunu nakletmiştir.
İbni Abdiller de Temhid de sakal tıraşının haram olduğunu söyler.
Görüldüğü gibi ben açıkçası yukarıdaki alimlerin bu görüşlerini duyunca şaşırdım. Ama onlardan da daha iyi düşünemeyeceğime göre o an için kabullendim. Sizce ne cevap vereyim. Arkadaş çok temiz kesinlikle fitne, fesat, zor durumda bırakmak gibi bir niyeti yok. Onun için cevap vermem lazım. Ayrıca bu konularda sizi sık sık rahatsız etmemek için tavsiye edebileceğiniz kitaplar var mı? Yine hadis usulünü öğrenebileceğimiz ve az çok bilgi sahibi olabileceğimiz kitaplar tavsiye edebilir misiniz?
Hadis okuyorum fakat bu gibi durumlarla karşılaşınca takılıp kalıyorum. Örneğin "Ben müzik aletlerini kırmak için gönderildim." ya da "Misvak kullanmak fıtrattandır." gibi hadisleri görünce mantığıma uymadı diye hadisi reddedemiyorum. Ama bana hiç mantıklı gelmediği için duyduğum hadislerle amelde etmiyorum. Acaba yanlış mı yapıyorum? Duyduğum her hadise inanmalı mıyım?


Cevap:

Sakalın İslam'daki yeri konusundaki bu uzun ve içinde birçok bilginin de yer aldığı soruyu olduğu gibi naklettik. Cevabımızı okumadan önce bir hazırlık olsun diye şu yazımın okunmasını tavsiye ediyorum: "Bağlayıcılık Bakımından Rasulullah'ın davranışları". Yazının yer aldığı kitap "İslam'ın Işığında Günün Meseleleri". Ayrıca "www.hayreddinkaraman.net" adresli sitemde de bu yazıyı bulmak mümkündür.

Bahsettiğim makalemde açıklandığı üzere Hz. Peygamber'in (s.a.) bütün davranışları, örneklik ve dini kaynaklık bakımından aynı ve eşit değildir. Hz. Peygamber'in (s.a.) çeşitli sıfatlarından kaynaklanan davranışları vardır.
Bu sıfat ve davranışlarda hâkim olan peygamberlik ve örneklik vasfıdır; bu sebeple sayısız âyet ve hadîste O'na (s.a.) uyulması, itâat edilmesi, örnek alınması, sünnetine dört elle sarılmamız istenmiştir. Ancak araştırmalar O'nun (s.a.), başka sıfat ve özelliklere de sahip olduğunu, bunlara dayalı ve bunlardan kaynaklanan birçok davranışının da bulunduğunu ortaya koymuştur. Bu sebeple gerek İslâm'ın yorumcuları ve gerekse uygulayıcılar hadîslerin hangi sıfattan kaynaklandığını ve bu bakımdan bütün müslümanlar için bağlayıcı olup olmadığını araştırmak ve gözönüne almak durumundadırlar. Bu konuda inceleme ve araştırma yapanlar mezkûr sıfat ve durumları onikiye kadar çıkarmışlardır:
1. Dini tebliğ etmek ve tamamlamak (teşrî)
2. Fetvâ vermek (iftâ)
3. Dâvaları hükme bağlamak (kazâ),
4. Devlet başkanlığı (imâmet, imâret),
5. Daha iyiye teşvik (irşâd),
6. Arabulmak, anlaştırmak (sulh),
7. Danışmada bulunana yol göstermek (istişarî rey),
8. Öğüt vermek (nasîhat),
9. Kemâl ve takvâ eğitimi vermek, kabiliyetlere göre farklı yollar göstermek,
10. Muhatabın durumunu da göz önüne alarak ince ve yüce gerçekleri öğretmek,
11. Eğiterek sakındırmak (te'dîb),
12. Başkalarına yol göstermekle ilgisi bulunmayan beşerî, tabiî davranışlarda bulunmak.
Okunmasını istediğim yazımın sonuç yerine geçen paragrafı şöyle idi:
"Buraya kadar Resûl-i Ekrem Efendimiz'in (s.a.) çeşitli sıfatlarla ortaya koyduğu, bağlayıcılık bakımından farklı hükümler ifade eden davranışlarını gördük. Şüphe yok ki O'nun asıl vazifesi ve Allah tarafından eğitilerek insanlığa gönderilmesinin sebebi peygamberliktir, tebliğdir ve rehberliktir; bu sebeple de davranışlarının çoğu bu sıfatına dayanmaktadır. Bunun (bu sıfatı ile davrandığını anlamanın, diğerlerinden ayırmanın) en açık işareti de herkesin duyması için gayret sarfetmesi, herkesin gözü önünde uygulaması, buna uygun üslûblar kullanmasıdır. Ancak verilen ve çoğaltılması mümkün bulunan örnekler O'nun başka sıfatlarla ve bağlayıcı olmayan davranışlarda da bulunduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bu davranışlarının önemli işaretlerinden biri herkesin duyması için gayret göstermemesi, uygulamada ısrar etmemesidir. Nitekim ebedî âleme intikalinden önceki hastalığında bazı tavsiyelerini yazmak üzere bir kâğıt istediği zaman yanında bulunan sahâbe konuyu tartışmış, bazıları "Allah'ın Kitabı'nın elde olduğunu, dinin tamamlandığının bildirildiğini, bu halinde Hz. Peygamber'i (s.a.) bunlarla rahatsız etme ve yormanın doğru olmayacağını" ileri sürerek kâğıt getirmeyelim demiş, bazıları ise getirmek istemişlerdi. Peygamberimiz (s.a.) tartışmayı keserek vazgeçtiğini bildirdi. Eğer bu isteği bir tebliğ olsaydı, peygamberlik görevinin gereği bulunsaydı, "güneşi sağ eline, ay'ı da sol eline verseler yine bu isteğinden vazgeçmezdi", ısrar eder ve vazifesini yerine getirirdi.
Bu yazının asıl konusu sakal meselesinin de, "bağlayıcı, dinin amelî bir parçası" olup olmadığının -yukarıda özetlenen usul ve esaslar çerçevesinde- araştırılması gerekmektedir. Bu araştırmayı yapan alimlerin -soruda açıklandığı gibi- delilleri farklı değerlendirerek farklı sonuçlara ulaşmaları tabîîdir.
Sevgili Peygamberimiz bir toplum lideri, bir yol gösterici olarak içinde bulunduğu/yaşanılan şartları da göz önüne almış, bu durum ve şartlara bağlı (onlar var olduğu sürece var olacak, olmayınca olmayacak) çözümler de getirmiştir.
Hz. Peygamber'in (s.a.) Örnekliği
"Allah'a ve âhirete umut bağlayan, Allah'ı dilinden ve şuurundan düşürmeyenler için Resûlullah'ta, elbette güzel bir örneklik vardır" (Ahzâb: 33/21). Örnek gösteren Allah, örnek olan O'nun elçisi, Son Peygamberi, Sevgisinin Rehberi, Âlemlere Rahmet, bir adı da Ahmed olan Efendimiz (s.a.)dir, örnek alacak olanlar ise müminler; ama sıradan müminler değil, umudunu Allah'a ve âhiret (ebedî hayat) mutluluğuna, dünyada ve âhirette Allah'ın lütfuna bağlamış olan, O'nu gönül, şuur ve dilinden düşürmeyen, O'nunla var olan, her işin önünde içinde ve sonunda O'nunla olan, olmak isteyen müminler. İşte bunlar için, bizzat Allah'ın, Kitabı'nda gösterdiği örnek Muhammed Mustafâ'dır (s.a.v.).
İnsan önce hedefini belirleyecek, sonra da bu hedefe ulaşabilmek için gerekli tedbirlere başvuracaktır; tedbirler içinde en işe yarar olanı birikmiş tecrübelerden yararlanmaktır. En iyi yol bilinen yoldur, daha önce denenmiş ve hedefe ulaştırdığı sabit olmuş tedbirler ve yöntemlerdir. Fânî dünya hayatında kendilerine bir hedef seçenler, bu hedefi daha önce yakalamış kimseleri örnek alırlar. Fânî dünya hayatını, ebedî mutluluğun bir aracı, bir köprüsü, bir müsveddesi olarak görenler hedeflerine ulaşabilmek için bu dünya hayatını nasıl yaşamaları gerektiğini bilmek ihtiyacındadırlar. Katıksız, katışıksız, ebedî ve gerçek mutluluğun yolcuları, bu yolu kat ederek hedefe ulaştığı bilinen birini bilir ve bulurlarsa, onun gibi yaşar ve yürürlerse elbette maksutlarına ereceklerdir. Bütün insanlık âleminde hayatı ve hayat yolu bilinen, örnek alınması mümkün bulunan, örnek alındığı takdirde (izinden gidenlere) "seven ve sevilen, hoşnut olan ve ilâhî hoşnutluk devletine eren" birisi olarak yaşayıp ebedî âleme geçme şansı veren tek insan Muhammed Mustafâ'dır (s.a.v.). O'nun kemâlinin ve yolunun test edilmeye ihtiyacı yoktur, ondan başka kim varsa hepsinin yol ve yönteminin test edilmeye ihtiyacı vardır; test aracı, mihenk taşı, iyiyi kötüden, sahteyi sahihten, işe yarayanı yaramayandan ayıracak ölçüt O'nun aklı, yaptıkları ve öğrettikleridir. O bir peygamberdir, güzel kişilik, ahlâk ve hayat örneğidir, ama aynı zamanda bir beşerdir, bütün insanların yaratıldığı asıldan, özden yaratılmıştır, bütün insanlar için ortak olan nitelikleri vardır; acıkır, susar, bazı yiyecek ve içecekleri sever, bazılarını sevmez, hastalanır, tedâvi görür, acı çeker, korkar, sevinir, eşi, çoluk çocuğu olur, vahyin gelmediği konularda ve zamanlarda kendi re'yi (düşünce ve ictihadı) ile hareket eder...O'nun örnekliği beşerî hayatı ve tercihleri ile değil, Allah rızâsına götüren yolu, davranış ve sözleri ile ilgilidir. Bir mümin, Hz. Peygamber'in (s.a.) beşerî olarak sevmediği bir yemeği, rengi, kokuyu, tipi sevse O'nun örnekliğinden ayrılmış olmaz, ama Allah rızâsı ile ilgili bir konuda O'nun yapmadığını yapsa, yaptığını yapmasa örnekliğini terletmiş, yolundan ayrılmış olur. Şu hâlde O'nun örnekliğinden istifâde ederek hedefe ulaşabilmek için müminlerin önünde iki mesele vardır: 1. O'nun örnekliğinin bilgi kaynağı Kur'an ve hadisler (yaptıkları ve söyledikleri) olduğuna göre bu kaynakları defalarca okuyarak bilgi edinmek. 2. Örnek olan davranışlarını böyle olmayanlardan ayırmak ve örnek olanlarını kendine rehber, hayat yolu ve tarzı edinmek. Diyelim ki, seçmede hatâ ettik, bazen örnek olanı olmayanla karıştırdık, niyetimiz iyi, anlamak ve bilmek için tuttuğumuz yol da sağlam oldukça bu yanılgı (ictihad hatâsı) bizi yolumuzdan alıkoymayacak, O'nun örnekliğinden mahrûm kılmayacaktır. Diyelim ki, bir mümin "O'nun şu şekilde sakalı vardı ve dişlerini misvak denilen bir ağacın çubuğu ile temizlerdi, bu iki davranışı da bağlayıcı ve örnek idi, ben de bunları aynen uygulayacağım" dedi, böyle bildi, bu şekilde değerlendirdi ve yaptı; bu davranışı dînin özüne, maksatlarına zarar vermedikçe varsın olsun, o bundan umduğu sonucu alabilir. Bir başka mümin de "Sakal bir kültür, bir beşerî âdet idi, misvak de o gün diş temizliği için bulunan ve bilinen en uygun araç idi, bunlar "dini hayata uygulamada örneklik" alanına giren davranışlar değildi, bugün hem sakal âdeti hem de diş temizleme araçları değişti, ben günümüzde maksada en uygun olanı kullanırım" dedi ve böyle de yaptı, bu mümin de manevî amacına ulaşabilir, O'nun örnekliğini terketmiş olmaz. Geçmişte, büyük âlimlerin ve ahlâk önderlerinin yapıp ettiklerini, sözlerini ve yorumlarını gözden geçirenler, yukarıda yazılanları tasdik husûsunda tereddüde düşmezler.
Özellikle sakal meselesine gelince, geçmişten günümüze alimlerin bu konuda söylediklerinin özeti şudur.
Rasûlullah (s.a.), "Müşriklere muhâlefet edin (benzemeyin); sakalları bırakın, bıyıkları kırpın" buyurmuştur. (Buhârî, K. el-Libâs, 63-34.) Bu ve benzeri hadisler ile tatbikata bakan cumhûr sakalı tıraş etmenin haram olduğu neticesine varmışlardır. Kadı İyâd bunun mekrûh olduğunu söylemiştir. Aynı mahiyette olan boyama emrini yerine getirmenin farz ve terkinin haram sayılmaması bu görüşü destekler (İbn Hacer, Fethu'l-Bârî). Bazı muâsır âlimler bunun bir âdet meselesi olduğunu düşünerek mübah olduğunu söylemişlerdir. Kardavî de ikinci görüşü tercih eden muâsır bir âlimdir (el-Helâl ve'l-Haram, s. 81-82; Şerbâsî, Yes'elûnek, c. II, s. 23-25).

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Başlık
Sonraki Başlık
İçindekiler
Kelime İndeksi
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
Hayrettin Karaman'ın son aylardaki iftiralara cevaplarının listesini üstteki "Son Yazılar" kısmında bulabilirsiniz.
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Başlık Sonraki Başlık İçindekiler Kelime İndeksi