www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın Web Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


Mezhep Farkı, Demokrasi, Avrupa'da Din Dersleri
Sorular yine Almanya'dan:

1. İnsanlarımız arasında sosyal bağları koparan bir takım etkenler var. Özellikle alevî-sünnî terimleri ve bu soyut kavramlara taraf olan insanlarımız arasında en azından bir serinlik var. Müslümanların bu konudaki tavrı nasıl olmalıdır?

Cevap:
"Ben müslümanım" diyen, herhangi bir sözü veya davranışı da kendisini yüzde yüz İslâm'ın dışına çıkarmayan (böyle bir söz söylemeyen, iş yapmayan) kimseyi mümin ve müslüman bilmemiz gerekir. Müslümanlar birbirlerinin kardeşleridir. Kardeşler arasındaki anlaşmazlıklar müzakere ile çözülür. Bir kimse kendi doğrusunu, onu paylaşana karşı dayatabilir, o kimseyi bu doğruya çağırabilir. Ama o doğruyu paylaşmayanla ancak usûlüne göre tartışır, onu bilgilendirmeye, iknâ etmeye çalışır. Farklı mezheplerden olan müslüman guruplar, biri diğerinin haklarına saldırmadıkça barış içinde birlikte yaşarlar. Hz. Ali, Hâricîlere şöyle demiştir: "Bize saldırmadıkça size dokunmayız, mescidimize gelirseniz engellemeyiz, bizimle birlikte düşmana karşı savaşırsanız hakkınızı bizimle eşit olarak alırsınız..."
Çok az bir alevî gurup (kendilerine ale
vî diyen az sayıdaki bazı kimseler) kendilerinin müslüman olmadıklarını, alevîliğin ayrı bir din olduğunu söylüyorlar. Bunları genellemek doğru değildir, alevî kardeşilerimizin büyük çoğunluğu bunlardan değildir ve açıkça müslüman olduklarını söylerler.
Müslüman olmayan insanlar da, potansiyel olarak müslümanların düşmanı değildir. Onlarla iyi, insanca, şefkât, marhamet ve dayanışma çerçevesinde ilişkiler kurulur; İslâm'ın güzelliklerini, müslümanların hayat ve ilişkilerinde görmelerine fırsat verilir.

2. İslâm ile demokrasi kavramı arasında bir uyuşmazlık var mıdır? Özellikle Türkiye'de İslâm ile demokrasi arasında bir problemin olmadığını savunan bir gurup var. Bunun aksini de savunan başka bir gurup var. Bu konuya bir açıklık getirir misiniz?

Cevap:
Demokrasi kavramı iki uygulama çerçevesinde oluşmuştur: a) Eski Yunan Site devletlerindeki uygulama, b) Aydınlanma çağından sonra görülen Avrupa ve Amerika'daki uygulama. Her iki uygulamada demokrasinin olmazsa olmaz şartı, siyasî kararların kayıtsız şartsız halk irâdesine dayanması, bu irâdenin üstünde bir irâdenin bulunmamasıdır. İslâm'da ise müslüman ferdin ve cemâatin irâdesi kayıtsız, şartsız geçerli ve meşrû değildir, meşrû olması Allah'ın irâde ve rızâsına uygun olmasına bağlıdır. Meselâ bir ülkede yaşayan müslüman çoğunluk doğrudan yahut temsilcileri vâsıtasıyla Filistin veya Çeçenistan müslümanlarına karşı onların düşmanlarını destekleme, bunlarla işbirliği yapma kararı alsalar, bu demokrasiye uygun, fakat İslâm'a aykırı olur. Kezâ eşcinsellerin üçüncü bir cins olduklarını kabûl etseler, bunların aralarında evlenmeyi mümkün kılan bir kanun çıkarsalar bunlar demokrasiye uygun olur, ama İslâm'a aykırıdır.
Demokrasi ile İslâm bir durumda biribirine yakınlaşır, bir durumda da tam olarak çakışır:
a) Yakınlaşma: Bütün inanç ve düşünce guruplarının, birbirlerine zarar vermemek şartıyla azamî ölçüde din ve düşünce özgürlüğünden yararlanmalarını sağlayan bir siyasî yapı. Böyle bir demokrasi modelinde cemâatleri bir arada tutan bağ din değildir, meselâ sosyal sözleşmedir, cemâat fertlerini bir arada tutan ve daha sıkı ilişkiler içinde olmalarını sağlayan bağ ise dindir.
b) Çakışma, uygunluk: Demokrasiyi benimseyen müslümanların, serbest irâdeleriyle ilâhî egemenliği kabûl ettikleri, irâdelerini Allah'ın irâdesine tâbî kıldıkları siyasî yapı (böyle bir demokrasi).
"Böyle bir demokrasi müslümanlara göre demokrasidir, başkalarına göre de böyle midir?" sorusuna şu cevap verilebilir: Diğer demokrasi uygulamalarında da bireyin özgürlüğü kayıtsız, şartsız ve sınırsız değildir. Ortada sınırlama esasları ve kriterleri bakımından bir fark vardır. Diğer demokrasilerde kamu düzeni, güvenlik, genel sağlık, genel ahlâk, demokratik düzeni koruma gibi kıstlayıcı kriterler vardır. Bu kriterler müslümanların demokrasisinde de onlara mahsus değerler doğrultusunda/çerçevesinde vardır ve uygulanır.

3. Almanya'da din bilgisi öğretimi hangi dilde olmalıdır?

Cevap:
İdeal olanı her kültür (ana dil) gurubunun kendi dilinde olmasıdır. Araplara Arapça, Fransızlara Fransızca, Türklere Türkçe... Ama bunun da amacına ulaşması, din dersi alacak çocukların kendi dillerini bilmeleri, unutmamış olmalar ile mümkündür. Müslüman gurupların ana dillerinde zengin İslâmî unsurlar vardır, bunlar kullanılmadan çocuklara din anlatılamaz, benimsetilemez.
Ya çocukların ana dillerini unutmuş olmaları, ya din dersi verilecek okulda birden fazla dile mensup müslümanların bulunması -ve hepsine ayrı ayrı ders vermenin mümkün olmaması-, yahut da Avrupa ülkelerinin uyum/asimilasyon politikaları gereği, millî dillere râzı olmamaları halinde yine de din dersinden vaz geçilmemeli, meselâ Almanca da olsa bu ders verilmeli, ancak ayrıca okullarda verilen isteğe bağlı ana dil derslerine girilmeli, kezâ sivil kurum ve kuruluşlarca çocuklara millî dili öğretmek için tedbirler alınmalıdır.


 

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Başlık
Sonraki Başlık
İçindekiler
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Ramazan Özel Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
Hayrettin Karaman'ın son aylardaki iftiralara cevaplarının listesini üstteki "Son Yazılar" kısmında bulabilirsiniz.
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Başlık Sonraki Başlık İçindekiler