www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın İnternet Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


Dinin Meseleleri
Bu yazıda, yeniden bir okuma yapmadan ve kaynak göstermeden, genel okuma ve bilgilerime dayanarak günümüzde din ile ilgili bazı meseleler üzerine izlenim ve kanâatlerimi okuyucularla paylaşmak istiyorum.
Bugün yeryüzünde birçok yaşayan din ve sayılmayacak kadar çok mezhep ile dinî guruplar var. Burada dînin geleceği ve meseleleri konusu ele alınırken bütün dinler değil, üç büyük semâvî din (Yahudilik, Hristiyanlık ve İslâm) esas alınacaktır.
Genelde dinlerin ve özel olarak da üç büyük dînin yalnızca iman, ibâdet ve ahlâktan ibaret olmadığı, teklifleri arasında dünya hayatını düzenleyen kuralların veya bu kuralları oluşturmada kaynak/ilhâm kaynağı olacak esasların bulunduğu inkârı kâbil olmayan bir gerçektir.
Yahudilik millî bir din haline gelmiş bulunduğu için teklifleri de yalnızca İsrailoğullarına yöneliktir. Teorik olarak din devlet ayrımı ortodoks Yahudilikte kabûl görmemiştir. Daha ziyade İsrail Devleti dışında, kısmen de devletin vatandaşı olarak yaşayan Yahudilerin bir kısmı (modernistler) laikliği benimsemişlerdir. Ancak geleneksel öğretiyi savunan muhâfazakâr Yahudiler şerîata bağlılık, din ve dünya işlerinin ayrılmaması konusunda ısrarlıdırlar. Bu köklü ihtilâfın etkileri, İsrail devletinde sosyal ve siyasî alanlarda açıkça görülmektedir. Şeriatçı Yahudilerin ictihad yoluyla çağdaşlaşmaları önemli bir iç mesele olarak durmaktadır.
Onsekizinci asrın sonlarına kadar kilise, yalnızca iman ve ibâdet işlerine değil, dünya işlerine de karışmış, hem din hem de dünyaya ait otoriteyi elinde tutmaya çalışmıştır. Büyük ihtilâlden ve aydınlanma hareketinden itibaren kilise, dünya hükümranlığını kaybetmeye başlamış, giderek başta kürtaj olmak üzere bir elin parmak sayısı kadar mesele dışında dünya işleri ile ilgili taleplerinden de vazgeçmiştir. Kilisenin bu değişimi fazla zorlanmadan gerçekleştirebilmesinde Eski Ahd'in getirdiği şerîatın Pavlus tarafından neshedilmiş olması, papaların din kuralı koyma ve yorumlama konusundaki selâhiyetleri, kilisenin duvarları içinde kalarak da olsa varlığını sürdürebilmesi için başka bir çarenin kalmamış bulunması gibi âmillerin önemli rolleri olmuştur. Hıristiyan mezhepleri arasındaki temel ihtilâflar, tarihten devralınan -mezhepler arası- psikolojik soğukluk ve dışlama temayülü, serbest kiliselerin ayrı dinler olarak değerlendirilebilecek ölçüdeki farklı inanç ve pratikleri, çağdaş insan ile kilise ve din arasında olumlu bir ilişki kurabilmek için bulunacak ve dînin özünü bozmadan uygulanacak yolların bulunması, başka dinlerle diyalog gibi konular çağdaş Hıristiyanlığın ve kilisenin önemli meseleleri arasında yer almaktadır.
İslâm, bütün peygamberlere vahiy yoluyla Allah'tan gelen dinlerin sonuncusu olarak gelmiş, bütün insanları hedef kitle olarak seçmiş, insanların fert ve topluluk olarak bütün işlerini çerçevesi içine almış, vahye dayalı ve bu bakımdan başkalarıyla değiştirilemez metinler yanında, hem bu metinleri yorumlamak, uygulama şartlarını tesbit etmek, hem de kıyas, mesâlih gibi başka yöntemleri kullanmak sûretiyle gerçekleştirilecek olan ve değişime açık bulunan ictihada yer vermiş bir dindir. İslâm'ı anlamak ve uygulamak isteyenlerin önünde, geldiği gibi muhâfaza edilmiş bir Kitap (Kur'ân-ı Kerim), onu insanlığa tebliğ ve müslümanlara emanet eden Peygamber'in (s.a.v.), aslına uygun olarak tesbit edilmiş hayat hikâyesi, titizlikle toplanıp korunmuş sözleri ve uygulamaları, bu kaynaklara dayanarak ictihad eden âlimlerin (fukahânın) zengin fıkıh külliyyâtı, inanç ve düşünce alanında kafa yormuş, fikir, bilgi ve irfan üretmiş bulunan kelâmcıların, mutasavvıfların ve İslâm felsefecilerinin eserleri vardır. Farklı inanç, düşünce ve uygulamalar da bulunmakla beraber, bu bilgi kaynaklarının ortaya koyduğu ortak bir İslâm anlayışı tarih boyunca, âlimler ve halk olarak müslümanlar tarafından benimsenmiş ve uygulanmıştır.
19. asra kadar İslâm, içeriden ve dışarıdan vâkî meydan okumaların hakkından gelmiş, yok olmadan ve bozulmadan kendini korumuştur. Doğru İslâm anlayış ve yaşayışını temsil ettiklerine inanan ve çoğunluğu teşkil eden müslümanlar, kendilerine "ehlüssünne ve'l-cemâa" demişler; bunlar, bozulmadan korunmuş İslâm'ın da kendi anladıkları ve uyguladıkları İslâm olduğuna inanmışlardır. Bu İslâm'a "merkezî" diyecek olursak çevreyi teşkil eden anlayış, inanış ve yaşayışlar da varlıklarını sürdürme imkânını bulmuşlar, fakat -onlara yaşama hakkı veren- merkez tarafından meşrû (hak, sahîh) sayılmamışlardır.
19. asra gelindiğinde İslâm'ın/müslümanların karşılaştıkları yeni durum modernitedir ve yeni meydan okuma da buradan gelmiştir. Bu asırda ümmetin merkezinde Osmanlı Devleti ve topluluğu vardır. 17. asırdan itibaren başka din, düşünce ve medeniyet mensuplarına yenilmeyen Devlet, bu asırdan itibaren yenilginin acısı ile karşılaşınca, yeterince takip edemediği rakiplerinin geçirdiği ve geçirmekte olduğu büyük değişimi kavrayamamış, sathî ve parçacı bazı değişiklikler (ıslâhât) ile bu meydan okumayı da aşabileceğini zannetmiştir. Rönesans, reform, aydınlanma, sanayileşme çizgisinde baştan ayağa değişmiş ve güçlenmiş bulunan rakiplerin hamleleri devam ettikçe, yenilgiler ve kayıplar da devam etmiştir. Rakibi hakkında yeterli bilgi ve buna göre tedbir alıp karşılaşmaya çıkmak yerine, kendine güvenen tedbirsiz/gafil boksör gibi üst üste aldığı yumruklarla sarsılan müslümanlarda, sağlıklı düşünme ve tedbir önemli bir problem olarak ortaya çıkmıştır.
Bu dönemde de gerek Osmanlı'da ve gerekse diğer müslüman topluluklarda merkezî İslâm anlayışı hâkimdir. Ancak bu anlayışın -modernitenin meydan okumaya başladığı çağdaki- âlimlerinin çoğu, daha öncekilerin ürettiklerini sürekli tekrarlayan, dünyayı tanımayan, takip etmeyen, ictihad/tefekkür ehliyet ve melekesinden büyük ölçüde yoksun kimselerdir. Batı'nın meydan okumasının eskiye göre şekli ve mâhiyeti değişmiştir. Fikir alanında eski ve ortaçağ felsefesi yerine aydınlanma devri felsefesi, bilim alanında Descartes, Bacon, Newton, Kopernik, Einstein... çizgisinde tecrübeye dayalı araştırmanın ortaya koyduğu yenilikler ve buluşlar ile, bunların hayata uygulanmasından doğan sivil ve askeri teknoloji, bilimcilik, siyaset alanında totaliter yönetime karşı cumhuriyet, demokrasi, laiklik, toplum hayatında sosyolojizm, sanat ve ahlâk alanlarında yenilikler, devrimler...
Bu meydan okumalar karşısında aciz kalan ilim ve siyaset adamlarının önleyemediği yenilgiler ve kayıplar, yeni fikir hamle ve cereyanlarının doğmasına yol açtı. Müslüman münevverlerin bir kısmı, farklı bir meydan okuma karşısında bulunduklarının farkına vararak, yeni savunma mekânizmaları ve yöntemleri oluşturma peşine düştüler. Bunlara sonradan İslâmcılar ve İslâm modernistleri denecektir. Bir kısmı da dînin, hayata müdahale sınırını asgarîye indiren bir yorumla veya inanç olarak da dinden uzaklaşarak, Batı'ya (yeni meydan okumaya) teslimiyeti seçtiler; bunlar da batıcılardır; batılılaşarak, kültür ve medeniyet değiştirerek çağdaşlaşmayı savunanlardır. Hâlâ kâmil mânâda temsilcilerini bekleyen üçüncü bir hamle/hareket ise İslâm'dan, müslümanların ürettiği kültür ve medeniyet değerlerinden yola çıkarak, Batı modelinin ne benzeri, ne de zıttı, fakat farklı ve başka olan bir çağdaşlaşma modeli, çağdaş medeniyet projesi üretme çabasıdır.
Eskiyi tekrarlayarak bugünün dünyasında varlıklarını sürdüreceklerini sananların sayısı ve etkisi kâle alınmayacak boyutlara düşmüştür.
İslâmcılar ile İslâm modernistlerini bir kefeye koyanlar var ise de biz bunları usûl bakımından farklı -dolayısıyla ayrı guruplar- olarak görüyoruz. İslâmcılar ictihad ve tecdid istiyorlar, ancak bunu klâsik usûl çerçevesinde gerçekleştirmeyi hedefliyorlar. İslâm modernistleri de ictihad, değişme ve yenileşmeyi kaçınılmaz buluyorlar, ancak bunu yeni bir usûl (yöntem, metodoloji) ile gerçekleştirmeyi teklif ediyorlar. İslâmcılara göre kutsal metinler hem lâfzı, hem parça hükümleri ve çözümleri, hem de amacı bakımından kaynaktır, halâ geçerlidir, bağlayıcıdır, yol göstericidir. İslâm modernistlerine göre kutsal metinler (bundan da daha ziyade Kur'ân'ı kastederler) lâfızları ve parça hükümleri bakımından değil, amaçları bakımından delîldir, kaynaktır, yol göstericidir. "Amaç"tan maksat da eskilerin "meqâsıdü'ş-şerî'a" diye ifade ettikleri, "çerçevesi ve tanımı da Kur'ân ve Sünnet'e dayalı İslâmî maksatlar" değil, evrensel değerler/amaçlardır. Her iki gurup da Batı örneğini önemsemekte, oradan bir şeylerin alınmasının kaçınılmaz olduğunu savunmaktadırlar; ancak hem listeler hem de meşrûlaştırma kalıpları arasında önemli farklılıklar vardır.
Bir yanda Kitab'ı ile Sünneti ile medeniyet ve kültür mirası ile İslâm, diğer yanda çağdaş dünya, ihtiyaçlar ve meydan okumalar. Bunlardan yola çıkarak "yeni, özgün, İslâm'ın özünü ve vazgeçilemez değerlerini çürütmeyecek bir model ortaya koymak mümkündür, bu yapılmalıdır" diyenler henüz temenninin, genel çerçeveli söylemlerin ve diğer hamle/hareket mensuplarına yönelik sert eleştirilerin (bunlar da önemli ve değerli olmakla beraber) ötesinde bir şey yapmış sayılmazlar. Esasen bir medeniyet projesi ile yaşanan hayat arasında, karşılıklı olarak birbirine vücut veren ve birbirini değiştiren/geliştiren sıkı bir ilişki vardır. Medeniyet bir teori olmaktan ziyade bir pratiktir; bir topluluk (ümmet) belli bir dîni ve kültürü yaşayarak medeniyetini oluşturur. Bugün müslümanların içinde yaşadıkları karmaşık ve kozmopolit kültür ortamından, çağdaş bir İslâm Medeniyetinin (teori ve pratik olarak) çıkması da çok önemli (aşılması zor da denebilir) bir problem olarak durmaktadır.
Müslümanların kendi değerlerini yaşayarak ortaya koymaları ve bunlara uygun bir "çağdaş idrak ve söylem kalıbı" oluşturabilmeleri için, özgürlüğe ihtiyaçları vardır. Dünya henüz, farklı kültür ve medeniyetlerin, -Batı'nınkine- rakip ve alternatif olacak ölçüde gelişip serpilmesine imkân verecek demokratik kıvama gelmemiştir. Söylenenler ve yazılanlar ile yapılanlara bakıldığında önemli tutarsızlıklar göze çarpmaktadır. Halen "evrensel" diye dayatılan Batı uygarlığıdır; diğer uygarlıklar ve özellikle İslâm tehlike olarak algılanmakta veya böyle algılanması için özen gösterilmektedir. Bununla beraber uluslararası insan hakları ve demokrasi hareketi, bu hareketin hukukî çerçevesini oluşturan antlaşmalar, sözleşmeler, şartlar, deklârasyonlar... gelecek için ümit vâdetmektedir.
İslâm ülkelerinde yaşanan kültürel kaos, Batılılaşmış ve kendi değerlerine yabancılaşmış aydınların (büyük ölçüde sivil ve asker bürokratlar, akademisyenler, medya mensupları, sermaye kesimi bu guruba dahildir) baskısına eklenince, İslâm'ın birey hayatında yaşanması bile mesele haline gelmektedir. Bireyin bile inancını serbest yaşayamadığı bir zeminde, bu inancın sosyal ve siyasî hayata ilhâm kaynağı olmasını -söylemek değil- düşünmek bile mesele olmakta, böyle bir düşünce ve söylem sahipleri "mürteci, fundamantalist, kökten-dinci, siyasal İslâmcı" gibi yaftalarla fişlenmektedirler.
Bütün olumsuzluklara rağmen hayatını inancına göre düzenlemek ve yaşamak isteyen fertlerin ve gurupların önünde iki önemli ve öncelikli engel vardır: Bilgi/çözüm eksikliği, özgürlük eksikliği.
İnanç, düşünce, ibâdet ve hayat düzeni olarak İslâm'ın açık, seçik, sahîh ve bu çağda yaşayan insanlar tarafından anlaşılabilir bir üslûpta ortaya konabildiği söylenemez. Bu konuda gösterilen meşkür ve değerli gayretler varsa da henüz yeterli değildir, ayrıca bunlar, ifsat edici gayretlerce de gölgelenmektedir, bu sebeple kafalarda hayli karışıklık oluşmuştur.
İçeride ve dışarıda İslâm'ı bir tehlike olarak algılayanlar veya -kendi menfaatleri icabı böyle algılanmasını isteyenler- siyasî ve ekonomik iktidarlarından yararlanarak din özgürlüğünü, ellerinden geldiği ölçüde kısıtlama yoluna gitmektedirler. Daha fazla din özgürlüğü isteyen müslümanların siyasî ve ekonomik iktidarları (güçleri), bu isteklerini gerçekleştirmeye yetmemektedir. Başkalarının dayattığı, meselâ AB'ne girebilmek için şart koştukları demokrasi ve özgürlükler, kısmen dinî ve millî değerleri de zorlayan, herkese ve her kesime yönelik haklar ve özgürlüklerdir. Böyle bir siyasî, sosyal ve kültürel ortama girilmesi halinde de -beşerî zaaflar ve arzular karşısında- manevî ve dinî değerleri korumak önemli bir problem olarak müslümanların karşısında duracaktır.
İlim ve düşünce adamları İslâm'ı/müslümanları, makûl ve meşrû ölçüler içinde çağdaşlaştırmanın ilmini yapmak, yöntemini bulmakla meşgûl iken, siyasî ve gayr-i siyasî guruplar da inandıkları ve bir şekilde anladıkları İslâm'ı hayata geçirmek için farklı yollardan yürüyorlar. Ülkede olanla kendilerine göre olması gereken arasındaki farkı, farklı şekillerde değerlendiriyor ve buna göre tavır alıyorlar. Bu guruplar arasındaki ilişkiler (daha ziyade kopukluk, birbirini dışlama, çelişme ve çatışma ilişkisi) de önemli bir mesele teşkil ediyor. Yeterli ilim ve istişare bulunmaksızın yapılan teşebbüsler, hareketler; gurupların içine sızan ve hareketleri yozlaştıran, saptıran, başka emellere âlet eden ajanlar, bütün bunlardan kaynaklanan hatâlar İslâm imajını bozduğu gibi, makûl ve meşrû faâliyetlerin başarı şansını da azaltıyor.
Durum ne olursa olsun Allah tarafından, insanlığın yolunu aydınlatsın diye yakılmış bulunan İslâm meş'alesini, O dilemedikçe kimse söndüremeyecektir. Bütün semâvî dinlerin ve ilâhî hikmetlerin geldiği kaynaktan vahyedilen din, insanlık için bir alternatif olarak orada durmakta, kendini arzetmektedir. Bu arzın işe yaraması, amacına ulaşması için iki şart vardır: İnsanlığın, serbest irâdesi ile onu talep etmesi, mensuplarının arzetmeyi bilmesi. İşte İslâm'ın günümüzdeki en önemli meselesi!


 

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Başlık
Sonraki Başlık
İçindekiler
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Başlık Sonraki Başlık İçindekiler