www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın İnternet Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 

Soru-(492) Kadınlardan gelen beyaz akıntı konusunda uzun bir ilmî tartışma

Kadınlardan gelen beyaz akıntı konusunda uzun bir ilmî tartışma

[Site editörünün bilgi notu: Bu yazının girişinde yer alan yana yatık -italik- uzun yazı, Hayrettin Karaman'ın bu konudaki görüşüne katılmayan soru sahiplerine aittir. Aşağısında Hayrettin Karaman'ın, doktor bayanlar ile yaptığı görüş alışverişi ile birlikte bu konuda verdiği cevaplar yer almaktadır. Kalın -bold- yazılar Hayrettin Karaman'ın sözleridir.
Bu yazıyı fazla uzun ve ayrıntılı bulan okuyucular şu bağlantıdan bu konunun kısa ve öz cevaplarına ulaşabilirler.]

Soru:
31 Ağustos 2007 tarihli Zaman-Âilem dergisi "ilmihal" sayfasında yer alan "Kadınlarda Beyaz Akıntı" konusundaki bir yazı, tamamen yanlış ve vahim hükümler ihtivâ etmiştir. Yüz binlerce dindar kadının abdestsiz namaz kılmasına yol açacak bu müthiş hatanın bir an önce tashîh ve telâfisi gerekmektedir. Ekteki araştırma yazımızda gerekli bilgiler sunulmuştur. Hiç tereddütsüz, bu ağır hata mutlaka düzeltilmelidir. Aynı dergide bu düzeltme yapılmazsa, başka zeminlerde sesimizi yükselterek bu hatayı düzeltmek zorundayız! Yanlışta ısrar etmemek ve hatadan dönmek fazilettir.

Bu derginin ekindeki bizim katılmadığımız açıklama:
Fıkıh kitaplarımızda abdesti bozan şeyler sayılırken, en başta "önden ve arkadan çıkan her şey" denilir. Bundan sadece pek nâdir olduğu söylenen "önden çıkan yel" müstesnâ tutulur. Abdesti bozan -ve gusül gerektirmeyen- bir akıntı da fıkıh dilinde "mezi" ve halk dilinde "beyaz akıntı" denilen sıvıdır.
Ancak bazı kimseler:
a) Fıkıh kitaplarında adı geçen "mezi"nin erkeklere mahsus olduğunu ve temel kaynaklarda bu hususta hanımları ilgilendiren bir açıklamaya yer verilmediğini;
b) Peygamber Efendimizden bununla ilgili bir açıklama gelmediğini;
c) Kadınlarda cinsî organdan gelen beyaz akıntının tükürük ve gözyaşı gibi temiz bir salgı olduğunu ve tıbben pis maddelerden sayılmadığını;
d) Eski dönemde tıb bilgisi yetersizliğinden, geçmiş âlimlerimizin "beyaz akıntı / vaginal salgı"nın bugün bilinen gerçek durumundan haberdar olmadıklarını;
e) Ancak bir hastalık ve anormallikten dolayı gelen akıntının necis ve abdest bozucu olduğunu…
iddia ederek, "bir hastalıktan dolayı olmadıkça bu akıntının abdesti bozmayacağını ve çamaşırı kirletmeyeceğini" söylüyorlar.

Bu meselenin aslı esası ve bu garip iddianın doğruluk payı nedir?

Bizim cevabımız:
Mezi: Genelde cinsî duygulanma hâlinde bazan da belli bir sebep yokken, ön taraftan şehvetsiz olarak sızan beyazımsı ve kokusuz, ince ve kaygan -yumurta akı maddesi gibi- bir sıvıdır. Kadınlarda daha beyazdır.
Kadından gelen meziye (zal harfiyle) "kazâ" da denilmektedir (1).
"Kazâ" ise Kamus'ta: "…Mezi tarzında beyaz nesne…mezi menzilindedir" diye ifâde edilir (2).
Lügat ehli: "Küllü fahlin yemzî ve küllü ünsâ takzî / Her erkek mezi salgılar, her dişi de kazâ salgılar " demişlerdir (3). (İlk cümle bir hadîs-i şerîfte de yer alır). Çağdaş bir Arab lügatçısı ve edebiyat bilgini ise, kıymetli eserinde yukarıdakine benzer ifâdeler yanında, daha açık bir ifâdeyle: "ve'r-recülü yemzî ve'l-mer'etü takzî / Adam mezi salgılar, kadın da kazâ salgılar" cümlesine yer verir (4).

Şimdi ilgili hükümlere geçelim:
1- Mezi -şeklen ve hükmen- erkek ve kadında müşterektir; ancak kadınlarda erkeklerden daha fazla olur (5). Erkek ve kadında müşterek olarak salgılanan mezinin / beyaz akıntının abdesti bozduğu ve idrar gibi necis olduğu hususunda bütün İslâm âlimleri arasında icmâ ve ittifak vardır (6).

2- Mezinin hükmüyle ilgili hadîs-i şerifler, birçok hadîs kaynağında mevcuttur. Örneklerde erkeğin adının geçmesi, kadınları konu dışında tutmak anlamında değildir. Mezi her iki cins için müşterek olduğuna göre, burada asla erkeklere tahsîs yapılmamış, hüküm umum olarak tatbik edilmiştir. İbn Hacer'in dediği gibi: Resûlullah (s.a.) meziden dolayı abdesti emretmiş, fakat onun hakkında tafsilât vermemiştir. Böylece hükmün umumunu ifâde yolunu göstermiştir (7). Bunun aksine hiç bir hüküm ve delîl mevcut değildir.
Başta Buhârî ve Müslim olmak üzere Kütüb-i Sitte ve diğer kaynaklarda geçen şu meşhur rivayet ehlince malûmdur. Hz. Ali (r.a.) anlatıyor: "Ben çok mezi gören biriydim. (Küntü recülen mezzâen…) Kızının bende olmasından dolayı Resûl-i Ekrem'e sormaya da utanıyordum. Mikdâd'a teklif ettim de ona durumu sordu. Resûlullah Aleyhisselâm, buyurdu ki: Orasını yıkar ve abdest alıverir" (8).
İşte bu hüküm, erkek ve kadınlar için müşterek olarak geçerlidir (9). Kadın da mezi salgıladığı zaman abdesti bozularak, aynen erkekte olduğu gibi fercini yıkayıp, namaz için abdest almakla mükellef olur (10).

3- Bazı maddelerin tıbben temiz sayılması, dinen/şer'an necis olma hükmünü kaldırmaz. Meselâ:
a) Taze kan ve şarabın tıbben temiz olması, şer'an da temiz olması değildir. Birkaç damlası elbiseye bulaşsa onunla namaz kılınamaz.
b) Erkek ve kadında müşterek görülen sâfi mezi de tıbben temizdir. Fakat yukarıda açıklandığı gibi, şer'an bunun pis olduğunda İslâm âlimleri arasında görüş birliği ( icmâ ve ittifak ) vardır. Fakat bundan dolayı gusül değil, sadece abdest gerekiyor.
c) Meninin necis olmasında ise ittifak yoktur. Gerek bazı sahâbilere göre gerekse Şâfiî ve Hambelîlere göre, meni temiz sayılır. Hanefî ve Mâlikîlere göre ise necistir (11). Bununla birlikte, şehvetle gelen meniden dolayı gusül gerektiği de icmâ ve ittifakla sabittir.
d) Alttan çıkan yel de aslında pis değildir ve temas ettiği elbiseyi kirletmez. Ama bunun abdesti bozduğu, kesinlikle ve ittifakla sabittir.
Demek oluyor ki aslında şer'î hükümler, tıbbî ve mantıkî ölçülerle değil, Kitap ve Sünnet ölçülerine göre tesbit edilmiş bulunmaktadır.

4- Geçmiş âlimlerimizin tıb bilgisindeki yetersizliğinden dolayı, kadınlardaki "beyaz akıntı" hakkında tutarlı bilgi sunamadıklarını söylemek ise, büsbütün tutarsız ve yersiz bir iddiadır. Fakîh ve müctehidlerimizin çeşitli ilimlerde bizleri hayrete düşüren derin bilgilerini bir yana bırakalım da kendi bilgilerimizin doğruluğunu kontrol edelim! Mezi ve meni gibi sıvıları açıklaması bile, bugünkü bilgilerimize uygun olarak bize Hz. Âişe'den rivayetle gelmiş ve kitaplarda yerini almıştır (12).
Ondört asırlık İslâm tarihinde bırakın âlim olanları, avâm-ı nâstan herhangi bir müslümanın, mezi veya beyaz akıntının varlığından ve bunun abdesti bozmasından tereddüt ettiğine ihtimâl vermiyoruz… Bunun için uzman tabîb olmak gerekmez; uzman tabîbin âhkam-ı dîniyyeye tamâmen muhalif olarak sunduğu bir görüşe de din namınâ itibar edilmez! Ne gariptir ki bugün "ehl-i ilim" den birileri asırlarca bilinegelen, sünnet ve icmâ ile sâbit olan genel-geçer bir hükmü yok sayabiliyor ve " beyaz akıntı abdesti bozmaz" diyebiliyor. Bu ne cür'et, bu ne sorumsuzluktur!

6- Beyaz akıntının necis ve abdest bozucu olması için, ancak hastalık hâlinde olması gerektiği görüşünün, İslâm fıkhında hiçbir dayanağı ve doğruluk payı yoktur. Böyle bir hüküm türetmek icmâ-ı ümmete aykırıdır, tamâmen yanlış ve geçersizdir. Bununla beraber, normal dışı akıntılar için fıkıh kitaplarımızda "müstehâza / özür hâli" bahsinde açıklanan, kolaylaştırıcı özel hükümler malûmdur. (Erkekler için de benzer hükümler vardır).
Kısaca açıklayacak olursak: Kadınlarda normal hayız hâli dışında görülebilen farklı akıntılar kesintisiz devam ederse; baştan abdest alıp namaz kılmaya vakit bırakmayacak şekilde bir namaz vaktini doldurur ve sonraki her namaz vaktinde de bir kere akıntı görülürse, özür hâli söz konusudur. Bu durumda, tıkama ve başka yollarla (gerekirse namazı oturup kılmak, îma ile kılmak gibi çârelerle) akıntı önlenemiyorsa, her namaz vakti abdest tazelemek sûretiyle, akıntı sürse de namazlar kılınır. Namazda tekrar kirlenme ihtimâli yoksa, namaz öncesi birikmiş lekeler temizlenir. Fakat namaz sırasında tekrar kirleneceği anlaşılıyorsa, özür kirlerini temizlemek de gerekmez. (Özür dışı pislik bulaşmışsa temizlenir). Başka bir sebeple abdest bozulmadıkça, bir vakit içindeki özür akıntısıyla abdest de bozulmuş olmaz. Abdestten sonra özür akıntısı olmuşsa, namaz vaktinin çıkmasıyla abdest bozulmuş olur (13).

Bize göre sonuç olarak:
1. Kadınlarda görülen beyaz akıntı, erkeklerdeki mezi ile aynı hükümdedir; sidik gibi pistir ve abdesti bozar. Erkek sidiği ile kadın sidiği arasında hükmen fark olmadığı gibi, iki cinsde müşterek olan mezinin de hükmen farklı durumu yoktur.
2. Bu konuda bize ışık tutan hadîs-i şerifler yanında, ondört asırlık İslâm uleması arasında icmâ ve ittifak vardır. Yani bu husus, sünnet ve icmâ ile sabittir (14).
3. Bu hükmün aksini savunanlar, bilerek veya bilmeyerek icmâ-ı ümmete muhalif bir görüşe saplanıyorlar. Halbuki icmâa aykırı olan böyle bir hüküm kesinlikle câiz değildir, haram ve geçersizdir (15).
4. Herhangi bir âlim veya araştırmacı, bu konuda icmâan sâbit olan geçerli hükmün dışında aykırı bir görüş beyan ederse, o kimsenin bu noktadaki görüşüne itibâr edilmez. Çünkü bu durumda o kişi âlim de olsa, tutarsızlığından dolayı itibar görmediği konuda avâm derecesinde kabul edilir (16).
5. Yukarıdan beri açıklamaya çalıştığımız gerçekleri göz ardı ederek "beyaz akıntı abdesti bozmaz" iddiasını kitlelere yayanlar, yüz binlerce müslüman kadının abdestsiz namaz kılmasına sebep olurlar ve onların ağır vebâline ortak olurlar. Neûzü billâhi teâla!..



Cevap:
Bu beyaz akıntının temiz olduğunu ve abdesti bozmayacağını ben söyledim ve yazdım. Bunu ilk defa, kırka yakın kadın doğum uzmanı dindar bayanlarla yaptığımız bir seminerde söylemiştim. Uzmanların verdiği bilgi ve benim söylediklerimin -konuşma şeklindeki- özeti şudur:


Doktor Bayanlar:
Akıntı sıvısı fizyolojik ve kendiliğinden olan bir olaydır. Abdesti bozar mı? İdrar ve gaitayı tutmak için, sfinkter denen bir organ vardır. Vagina da böyle bir sistem yoktur. Vaginal akıntı devamlı olarak gelir. Fizyolojik olarak akmaması normal değildir. Tıbben gözyaşı, burundan gelen akıntı ve tükrük gibi bir salgıdır. Hiçbir şekilde istemli olarak durdurmak mümkün değildir.
Bu akıntı fıkha göre pis midir ve abdesti bozar mı?

H. Karaman:
Bundan önce konu bana sorulduğunda fıkıh kitaplarına baktım, orada şunu gördüm: "Koyduğunuz bezin veya -nasıl diyorsunuz- perdenin dışına çıkarsa bu ıslaklık abdesti bozar, çıkmazsa bozmaz". Konan pamuk ve benzerinin derinde veya yüzeye yakın olmasının da faklı hükümlerinden söz ediliyor. Şimdiye kadar böyle geldik. Ama çıkan şeyin ne olduğu konusu üzerine eğilmedim doğrusu. Niye çünkü şu bilgi (doktorların verdiği bilgi notundaki bilgi) bende mevcut değildi. Cinsel organdan bir sıvı geliyordu, dışarı çıkınca abdesti bozardı. Hep böyle anladığımız için o nesnenin ne olduğuna bakmadık. Ben bakmadığım gibi birçok fıkıh kitabında da bu cihete bakılmamış. Halbuki ben yine fıkıh kitaplarından şunları tespit ettim. İki tane ibare buldum. İbni Abidin -sıkı bir hocadır— « rutûbetü'l ferci tahir :vaginanın nemi tahirdir, temizdir » diyor. (Raddu'l-muhtâr, I, 222,255). Bu "rutubet ve nem"den sizin söylediğinizi kastediyor. Yani « vaginal ıslaklık tahirdir, temizdir » diyor. Birinci hüküm bu akıntı temizdir. İkincisi, « peki temiz bir nesne iki yoldan birinden çıkarsa bu abdesti bozar mı? » meselesidir. Bu sefer Bedaiü's-sanâi' ismli, Hanefilere ait, muteber fıkh kitabına bakıyoruz, onun yeni baskısının 8.cildinde 226. sayfasında diyor ki, « Bu bilinen iki yoldan tahir yani temiz olan bir şeyin çıkması abdesti bozmaz.» Bu iki ifadeyi yan yana getirdim. Sadece bu ikisini yan yana getirdim.
Ortaya çıkan sonuç, "normal vaginal akıntının abdesti bozmayacağı"dır.



Doktor Bayanlar:
Hocam fıkıh kitablarinda mezi ve meniden bahseder. bu akıntı onlardan farklıdır, değil mi?

H. Karaman:
Elbette farklı, onlar hakkında hadis var, hadisler bozacağını söyleyince farklı, bunlara aykırı bir şey söylenemez.



Doktor Bayanlar:
Çok özür dileyerek bölüyorum. Benim başından beri anlamadığım bir şey var. Vaginadan istemsiz, gayri ihtiyari gelen bir akıntı, temiz bir akıntı , nasıl bir pamuk tıkacı ile orada hapsediliyor da abdesti bozmuyor. Madem bozmuyor da nasıl bu pamuk tıkacı ile abdest duruyor. Bu tıkaç nedir ki, çamaşır hükmündedir bence. Ondan çıkmamış mı oluyor. İkincisi, ben bunu hep düşünmüşümdür; hastalarıma da demişimdir. Sahabe o zaman pamuk buluyor muydu, hatta iç çamaşır buluyor muydu?

H. Karaman:
Perdeleme olayı da bir sürü sakıncayı beraberinde getiren bir olaydır. Akıntıyı da artırıcı bir olaydır. Ayrıca irrite edici ve tahriş edici bir durumdur. Kısaca tekrar edeyim: Fıkıhçılardan biri diyor ki, « bu sizin söylediğiniz beyaz ve temiz olan vaginal salgı, yani kan olmayan, irin olmayan, sarı su dediğimiz, yaradan gelen su olmayan, burun salgısı tükürük veya gözyaşı gibi vücut salgısı olan akıntı temizdir. » Bakın hatırlar mısınız arkadaşlar şöyle bir şey var. Bir insanın gözünden gözyaşı aksa abdesti bozmuyor, gözünde hastalık olursa, orası enfekte olur da o enfeksiyondan bir akıntı gelirse, bazı mezheplere göre abdesti bozuyor. Bunun anlaşılması şöyle, bir daha söylüyorum. Bu gaita, idrar, kan değil, irin değil, enfekte olmuş bir yerden akan su değil. İkincisi fıkıhçı da « temiz olan şeyin bilinen iki yoldan çıkması abdesti bozmaz » diyor. Ben bu ikisini birleştiriyorum, « bu rutubetin, akıntının oradan çıkması abdesti bozmaz » diyorum.
Beze gelen, orada hapsedilen bir akıntının, dışarı çıkmadı diye abdesti bozmaması fıkıhçıların kıyasları ve yorumlarıdır. « İki yoldan çıkan pis nesne abdesti bozar » dendiği için, hapsedilerek de olsa çıkmadıkça abdesti bozmaz demişlerdir.
Doktor hanımlar « eğer perde konulursa vaginal akıntının miktarı artar, akması engellendiği için de iltihaba sebep olur » diyorlar.
Bunu onlar söylüyorlar. Dikkat ederseniz, biz vaginal temiz salgıdan bahsediyoruz. Kandan, idrardan, iltihaptan bahsetmiyoruz. Onlar pistir. Bunu tekrar tekrar söyledim. Temiz olan vaginal akıntıdan, ıslaklıktan bahsediyorum. Temiz olan bir nesnenin oradan çıkması abdesti bozmaz diyorum.



Doktor Bayanlar:
İltihablı akıntısı olan kadınlar özürlü durumda olup, sadece namaz abdestleri bozulur, gusül abdesti hükmüne girmeyecek değil mi hocam?

H. Karaman:
Doğrudur, bunlar gusül gerektirmez.
Benim sorum:
Doktor arkadaşlar hangi akıntıların normal, hangilerinin enfekte olmuş akıntılar olduğunun nitelik farklılıklarını söyleyebilirler mi?
Doktorlarla özel görüşmelerimizde hanımların bu iki akıntıyı ayırabileceklerini söylediler.


Doktor Bayanlar:
Herkes kendi normal vaginal salgısını bilir. Bunun miktarının artmasını tıbben lökore diye tanımlarız ve miktar artışını normal kabul ederiz. Renginin ve kokusunun değişmesine ve kişiye rahatsızlık veren yanma, kaşıntı gibi arazlara sebep olan akıntılara iltihabik diyoruz. Hocam fıkıh kitablarında da belirtildiği gibi vaginal salgı sadece ıslaklık sağlama amacıyladır. Onun dışında sarı, yeşil, gri, kokulu, rahatsızlık veren her akıntıyı iltihabik kabul ederiz.


H. Karaman:
Buraya kadar fıkıh kitaplarına ve doktorların verdikleri bilgilere dayanarak normal, beyaz vaginal akıntının temiz olduğunu ve abdesti bozmadığını açıklamış oldum. Buna itiraz eden ve baş tarafa aldığım uzun yazıyı yazan arkadaşımızın iddialarının geçersiz, değerlendirmelerinin yersiz (başka şeylere ait hüküm ve hadisleri normal akıntıya taşımak, onlarla bir tutmak) olduğunu da ortaya koymuş oldum.






Karşı görüş sahiplerinin dipnotları:

(1) İbn Nüceym: el-Bahru'r-Râık (Beyrut 1997), 1/115; İbn Nüceym: en-Nehru'l-Fâık (Beyrut 2002), 1/68; İbn Âbidîn: Reddü'l-Muhtâr (Beyrut 1994), 1/304; Heyet: el -Fetâvâ'l-Hindiyye (Bulak 1310), 1/10.
(2) Mütercim Âsım: Kamus Tercemesi (İstanbul 1305), 4/1128-29.
(3) el-Ezherî: Mu'cemu Tehzîbi'l-luga (Beyrut 2001), 3/2909; İbn Manzur: Lisânü'l-Arab (Beyrut 1995), 11/77-78.
(4) Hasan Saîd el-Kermî: el-Hâdî ilâ luğati'l-Arab (Beyrut 1992), 3/488, 4/175.
(5) en-Nevevî: el-Mecmû', 2/161; Sahîhu Müslim bi-Şerhi'n-Nevevî (Beyrut 1997), 3/204; el-Bahru'r-Râık, 1/115; Reddü'l Muhtâr, 1/304.
(6) İbnü Abdilber: et-Temhîd (Kahire 2001), 2/256; İbnü'l Arabî: Ârızatü'l-Ahvezî (Beyrut 1997), 1/145; el-Aynî: Umdetü'l-Karî (Beyrut 1998), 3/45; eş-Şevkânî: Neylü'l-Evtâr (Beyrut 1998), 1/78.
(7) İbn Hacer: Fethu'l-Bârî, (Beyrut 1996) 1/506.
(8) Fethu'l-Bârî, 1/504-506; Umdetü'l-Karî, 3/43-44.
(9) el-Mecmü', 2/161.
(10) Mustafa el-Adevî: Câmiu Ahkâmi'n-nisâ' (es-Suûdiyye 1992), 1/71.
(11) Neylü'l-Evtâr, 1/78.
(12) es-Serahsî: Kitâbü'l-Mebsût (Beyrut 1978), 1/67; el-Kâsânî: Bedâiu's-Sanâi' (Beyrut 1997), 1/278.
(13) Bedâiu's-Sanâi', 1/238-243; İbnü'l-Hümâm: Fethu'l-Kadîr (Beyrut 1995), 1/181-186; Reddü'l-Muhtâr, 1/504-508.
(14) Fethu'l-Bârî, 1/ 505-506.
(15) Muhammed el-Gazâlî: el-Mustasfâ min ilmi'l-usûl (Beyrut 1997), 1/366; eş-şŞevkânî: İrşâdü'l-Fuhûl (Kahire 1992), 2/300; Emîr Abdülazîz: Usûlü'l-Fıkhi'l-İslâmî (Kahire 1997), 1/322, 2/746; Vehbe ez-Zuhaylî: Usûlü'l-Fıkhi'l-İslâmî (Beyrut 1996), 1/ 497, 538, 2/1046.
(16) eş-Şâtıbî: el- İ'tisâm (Beyrut 1996), s.535.


REKLAM

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Önceki Soru
Sonraki Soru
Bütün Soruları Listele
Bütün Soru Konularını Listele
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:


 
Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Önceki Soru Sonraki Soru Bütün Soruları Listele Bütün Soru Konularını Listele