www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın Web Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 

Soru-(245) Terör ve İslam Üzerine.

Terör ve İslam Üzerine.

Akşam Gazetesi (Gülden Hanım'la)

Soru:
İslamcı-dinci terörist tartışmalarından yola çıkarak dinin devlet talebi var mı, güç kullanılmasını istiyor mu, sorusuyla başlayalım dilerseniz. Son İstanbul terör eylemleriyle güncelleyelim,11 Eylül itibariyle ortaya çıkan savaş ve terör, Hıristiyanlık-İslamiyet çatışması mı yoksa zengin Kuzey ile yoksul Güney'in çatışmasından mı kaynaklanıyor?
Cevap:
Marks, dinin özellikle sömürülen halkın afyonu olduğunu, dinle uyuşturulduğunu söyledi. zamanla bazı dinler belki Marks'ın dediği fonksiyonu icra etmiş. Sonra kapitalizmin yayıldığı ülkelerde kilisenin etkisi zayıflatılmış, kapitalizmin endüstri devriminin ilk yıllarında sömürülenler için din kullanılmıştı. Marks, bunu görmüştü. yoksulların dünyevi taleplerini erteletmede din kullanılmıştır. Dünya bütün dinlere göre bir araçtır ama bu aracın insan hayatındaki yerinin dengesi bozulmuş, kantarın topuzu fazla ahirete doğru kaymıştır. Bu dünyanın kaymağını yemek isteyenler bunu yapmıştır. Marks da bunu görmüş, söylemiş. zamanla sendikal işçi hareketleri başlamış, kapitalizmi neo kapitalizm takip etmiş. Batı, henüz kendi aydınlanmasını ve endüstri devrimini gerçekleştirememiş Doğu'ya, geri kalmış, zayıf ülkelere yönelmiş, sömürgecilik başlamış. Sömürgecilikte din, uzun süre kullanılmış. Ama yoksulu istismarına ve ülkenin gayrimüslim tarafından istila edip halka hükmedilmesine en fazla direnen din, İslam olduğu anlaşılmıştır. Bugün ABD İslam engelini aşmak için kitaplar yazdırıyor, raporlar tutturuyor. CIA'yı kulllanarak dünyanın muhtelif yerlerinde, çeşitli faaliyetler gösteriyor. Ortaya bir ılımlı, liberal İslam kavramı atıp onu yükselen değer haline getiriyor. Klasik, geleneksel, Hazreti Peygamber'in ve onun sevip örnek gösterdiği nesillerin yaşadığı İslam ise, yükselen değil, düşen değer olarak takdim ediliyor. Başka adlar veriyor: radikal, fundamental yaftaları yapıştırıyor.
Batı, sömürgecilik dönemlerinde İslam dünyasında da işbirlikçi hocalar, alimler bulmuştur. Bunlar Kandırılmış, bir kısmı bir kısmı satın alınmış da olabilir. Bunlar Ingiliz, Fransız, Alman, Italyanlar'ın istilasını hoş, makul, meşru göstermek için gayret etmişlerdir, ama tutmamıştır. Bu, yağlı bir satıh üzerine boya sürmeye benzer; boya hemen dökülür. Çünkü bu dinin dipdiri bir kitabı var. Inanmayana göre Kur'an, Hazreti Muhammed'in yazdırdığı bir kitaptır. Inanlara göre Allah'ın O'na vahyettiği bir kitaptır. Hangisine göre olursa olsun, şu noktada iki zümre birleşiyor: Bu Kur'an Muhammed Mustafa'nın ağızından nasıl çıkmışsa, bugün öyle vardır. Burası sabit bir nokta. Peygamberimizin çok güvenilir ve detaylı bir hayat hikayesi vardır . Vefatında, sakalında kaç tane beyaz tüy vardı, bu bile biliniyor. Bu dinin ötekine nasıl baktığı çok açık. Egemenlik, yoksul-zengin ilişkisi açısından bu kitapta ve peygamberin hayatında asla yorumlayarak üstünü örtemeyeceğiniz gerçekler var. Üç örnek vereceğim. Sadece iyilik olsun diye yoksullara yardım edin demiyor; hakları var, diyor. Sizin mallarınızdan mahrum olan ama istemeyen, mahrum olan ve isteyenlerin hakları vardır, diyor Kur'an. Bunu neyle örteceğiz? Teri kurumadarn işçinin ücretini verin, diyor. "Kardeşlerinizi Yani işçileri, hizmetçileri) işinizde çalıştırdığınızda yediğinizden yedirin, giydiğinizden giydirin, yapamayacağı ağır işleri yüklemeyin, yüklerseniz bizzat yardım edin!" buyuruyor. Peygamberin sözü sıradan bir adamın sözü değil, sizi bağlıyor. Müslümanlık, dün Rusya'nın, bugün ABD'nin dünya patronluğuna ve emperyalizmine en ciddi itiraz kayanağı ve referansı olabilecek dindir; ama eğer bu dinin dişleri sökülmezse. Bugün Müslümanların yüzde 90'ının eksik-fazla bildiği, yaptığı din, liberal değil, sahih İslamdır. O din de zalimlerin dünya patronluğu macerasına engeldir.

Soru:
ABD'nin iştahını kabartan topraklar Afrika'da da olabilirdi. Bu topraklarda yaşayanların Hıristiyan, putperest ya da Müslüman oluşları değil, topraklarındaki rant kaynakları değil midir iştahın ve saldırganlığın nedeni?
Cevap:
O rant sadece İslam coğrafyasına ait değil. O rant Avrupa'da, ABD'de ve Rusya'daki topraklarda da var. Zayıf Doğu'da, zayıf Güney'de de var. Sömürgecinin en az zahmetle en fazla rahmete konmak istemesi, sömürmek için zayıfı seçmesi çok tabiidir. En az zahmetle yapabilmesi için direnci kırması, direncin kaynaklarını yok etmesi lazım. Ben sahih İslam'ın hedef kılınmasının sebeplerinden biri olarak bunu görüyorum.

Soru:
İşin özü zengin Kuzey'le yoksul Güney'in çatısması ise sosyalistlerle Müslümanlar ilk kez bu kadar birbirine yaklaştı?
Cevap:
Emperyalizme dirençte Ortadoğu ve benzeri ülkeler, sosyalistlerle işbirliği yaptılar. Sosyal adalet ve sömürgecilik karşıtlığında komünisler ve sosyalistler İslam'la buluşuyor. Bir cephe edinirler korkusuyla işin ahlaki boyutu köpürtülmüştür. Komünistler şunu bunu yaptılar diye bizi Sovyet Rusya'ya düşman ettiler ve komünistleri nefretimizin hedefi-odağı, ABD'yi de sempatimizin odağı haline getirdiler. Bunu yakınarak ifade ediyorum. Bana söylenenleri nasıl bilmem, nasıl inanmam lazım geldiğini tayin edenlerin oyunlarını, provokasyonalarına karşı duracak idrak seviyesine geldiğimde anladım. Biz aslında ABD'nin sistemine daha uzağız. Bunu demokrasi olarak değil, sosyoekonomik dünya düzeni olarak alıyorum. Zenginin yoksula bakışı olarak ele alıyorum. Bize dinsizlikleri, tanrı tanımazlıkları ve ahlaksızlıkları köpürtüle köpürtüle anlatıldı. Dünya patronluğunu engelleyecek bir cephe oluşturulmasın diye sömürüye karşı olanları birbirlerine düşürdüler. Tabii, bir müslümana göre marksizmin, sosyalizmin kabul edilmesi mümkün olmayan tarafları vardır; bu sebeple ben tam bir örtüşmeden söz etmiyorum, sömürgecilik, sömürü karşıtlığı ve sosyal adalet açısından sistemleri mukayese ediyorum.

Soru:
Müslümanlar iktidarda değilse ele geçirmek için ne yapacaklar?
Cevap:
Açık seçik söyleyeyim. Dinsizlik adına insanlara zulmedileceği gibi din adına da insanlara zulmedilebilir. Dinin hem belli bir tarihteki uygulaması hem kutsal metinleri hem de amacı itibariyle gözönüne alınıp doğru anlaşılması lazım. Doğru anlaşılmamış, saptırılmış bir din anlayışıyla da o dinin amacına ters düşen kötülükler yapılabilir. Dünyanın şurasında veya burasında öyle bir İslam anlayışı ve uygulaması olabilir ki onun bugünkü çağdaş bir toplum veya devlete uygulanmaya kalkışılması halinde dinin asla istemediği bazı kötü sonuçlar ortaya çıkabilir ve çıkıyor. Aslında "çağdaş bir toplumda uygulanması" ifadesi de bir faraziyedir. Çağdaşlaşmış toplum buna imkan vermez, toplum direnir. Onların orada uygulayabilmelerinin sebebi, despotizme dayanmaları ve müslümanların uyanışının henüz olgunluk noktasına gelmemiş olmasıdır. Yanlış anlaşılmış İslamiyet'in insan hak ve özgürlüklerine verdiği zarar ile radikal laiklerin yönetimde olduğu devletin verdiği zarar eşit olabilir. İslamiyet'in devlet talebi, bir amaç değildir, İslam, bir siyasal faaliyet programı olarak gelmemiştir. İslam, kendisine inananların yaşadıkları coğrafyada Yalnızca orada) siyasal egemenliği de elde etmelerini teşvik eder.Bunun da sebebi dinin yüksek hedeflerinin gerçekleşmesi, bozulmanın engellenmesidir. Dâr'l-İslam denilen bu coğrafya dışındaki insanların ülkelerinde Müslümanların gözü olmaz. Fetihler toprak kazanmak iin değil, dünyada "İslam barışını" egemen kılmak içindir. İslam barışı bütün farklılıkları içinde insanlık için mutluluk iklimidir.Kur'an'ı okuyun baştan sona; şu dünyada da daha güzel, içinde hüznün ve kederin hakim olmadığı bir hayatı öneriyor. Dünya hayıtını ağlayarak bir lokma bir hırkayla geçirmeyi farz kılmıyor. Müslüman zengin de olabilir, ama bilir ki, bu bir imtihandır, mal ile imtihandır, bu imtihanda başarı servetle ilgili hak ve yükümlülükleri yerine getirmekle kazanılır.


Soru:
Kur'an yepyeni bir dünya düzeninin programı mı?
Cevap:
Evet. Cehennemin ateşini de Cennetin anahtarını da, bu dünyada yapmış olduklarınızın karşılığı olarak ahirete insan götürür. Dinin amacı, insanın hür iradesiyle Allah'a kulluk ederek ahirete cennetin anahtarı ile gitmesini sağlamaktır, bunun için insanlara yol gösterir. Bu amaç için bireyin kendisini toplumdan tecrit etmesi gerekmez,bu amaç toplum hayatı içerisinde gerçekleştirebilir. Ancak bunun için uygun bir zemin ve çevreye ihtiyaç vardır. Bu çağda uygun çevre olarak iki sistemden söz edilebilir: 1. Doğru anlaşılmış bir İslam'ı, hukuk, siyaset, estetik, sanat gibi hayatın bütün alanlarında kılavuz ve referans olarak kullanan siyasi ve sosyal yapı. 2. Hak ve özgürlük eksenli bir demokrasi. Mümin, Allah'ın murad ettği dünya hayatını bunlardan birinde gerçekleştirebilir. Müslüman imkan bulunduğunda bunlardan birincisini tercih eder; çünkü hak ve özgürlük eksenli bir demokratik yapıdaki genel ahlak kavramıyla doğru anlaşılmış bir İslam -ki bunda da hak ve özgürlükler sadece müslümanlar için değil, öteki için de azami ölçüde tanınır- evet bu iki sistemdeki umumi ahlak kavramları birbirinden farklıdır. Kavramı da, uygulaması da farklıdır. Birincisinde birey, İslam'a inanan ve ebedi mutluluk için dünyayı araç olarak kullanmak isteyen birey, işini daha kolay görür. Ancak bu biraz da dağda olmuş veliye benzer, şehirde olmak biraz daha zorlaşır. Çünkü kamuya açık alanda müslümanlarca adap ve ahlaka aykırı telakki edilen bir hayat vardır. Plajda, hamamda, düğünde, dernekte, gökte, yerde...

Soru:
İstanbul'daki terör eylemleri uluslararası haberalma örgütlerinin taşeron olarak kullandığı Müslümanlar mı yoksa doğrudan Müslüman örgütlerin işi mi?
Cevap:
el- Kaide açıklama yaptı, İstanbul'daki eylemleri de 11 Eylül'ü de üstlenmedi. Kendisi bir amaç için yapmışsa sahiplenmezlik de etmiyor, yapmadım demiyor. Irak'taki direnişin içinde varım, diyor. Bazı kesimlerde, el-Kaide ya da Hizbullah'ın yaptığını söyleyip bunu da bir dayanak edinerek bir tedbirler paketi hazırlama, bir kesimin üzerine gitme telaşı var. Bu hem yurtdışında hem de yurtiçinde var.
Şimdi yeni bir iktidar geldi. Bu iktidarın aktörlerinin İslamcı kökenli olduğu, geçmişlerinde Milli Görüş bulunduğu söyleniyor, kendileri ise muhafazakar demokrat olduklarını beyan ediyorlar. Böyle bir iktidar havadan inmedi. Bunları bir taban iktidara getirdi. Bu tabanın da 28 Şubat teşhis ve tedavisine karşı bir reaksiyonu var. Bu teşhis ve tedavi içine sinmiyor. "Gericisiniz, Türkiyeyi Ortaçağ'a götürmek istiyorsunuz" şeklinde kendisine izafe edileni o taban kabul etmiyor. Haklılar bence. Ömrüm boyunca tarikatlı tarikatsız, takvalı takvasız hiçbir Müslüman'ın Cumhuriyet yarine saltanatın gelmesini istediğini, propagandasını yaptığını ne gördüm ne işittim. Kerameti kendinden menkul, selahiyeti Tanrı'dan alan bir insanın halkın seçimi ve denetimi dışında iktidara gelip Mehdi gibi Türkiye'yi kurtarmasını talep eden dini bütün, beş vakit namaz sahibi bir Müslüman da görmedim. Anadolu halkının hali hazırda geldiği sonuç şu:Ülkemizi tehlikeye düşürmediği sürece hereksin yararlandığı bir yapı oluşsun. Serbest, dürüst seçimlerle iktidarlar gelsin, denetlensin ve beğenilmediği zaman gönderilsin. Bazı vatandaşlar Allah'a ya da İslam'a inanmıyorsa kendi inancına göre yaşasın, inananlar da inançlarına uygun yaşasınlar. Ama biz gökten gelmedik. Cumhuriyeti kuranlar da Osmanlı nüfusunu sıfırlayıp herhangi bir yerden, aydını ve avamı ile yeni bir halk getirip Cumhuriyet'i öyle ilan etmediler. Akşam saltanat tebası olarak yatanlar ertesi gün Cumhireyet'in tebası olarak uyanmadılar mı?. Sekizinci Yüzyıl'da Müslüman olmaya başlayan Türkler'in bin 200 yıllık bir dini geçmişi, bunun kültürü, medeniyeti, bu çerçevede ahlak ve adabı var. Müslümanlar kendi medeni ve kültürel yapılarıma, ahlak ve edep anlayışına aykırı olan davranışların, medyanın da pespaye yayınlarıyla aleni olmakla kalmayıp telkin edilir hale gelmesinden rahatsızdırlar. Saltanat ilan etmek istemiyorlar, demokratik yoldan kısıtlanmasını istiyorlar. RÜTÜK'te böyle endişeler görüyorum. Falan program, aile yapısı, gençlerin ruhi ve fizksel gelişmesine... aykırıdır, diyor. Devlet dairesinde başı açık bayan da olur, kapalı da. Namaz kılan hakim ve subay da olur, kılmayan da. Tek tipleştiremezsiniz. Halkın, AK Parti tabanının istediği budur.

Soru:
Türkiye kendi aydınlama çağını yaşasaydı irtica gibi kaygılar olmazdı ki. Hizbullah ya da el-Kaide'yi, Türkiye'deki cinayet ve bombaları nereye koymak lazım?
Cevap:
Bir dine veya ideolojiye dayandırılan terör, o dinin ve ideolojinin samimi mensupları tarafından yapılmamış olabilir. o dinin, ideolojinin mensuplarıyla ya da başkalarıyla ilgili, onlarla görülecek işleri olan devletler, bunların hazırladıkları örgütler de yapar. Kılığı, kıyafeti, yapan insanların kimliklerini de ona göre ayarlar ve onların bir kısmının ele verilmesini sağlar. Sonra da hedef tahtası yapmak istedikleri gruba izafe ederler. Terörün referansı herhangi bir din ve ideoloji de olabilir; bunlara dayanarak terör olmaz demiyorum. Her türlü dine ve dinsizliğe ve felsefeye dayalı terör olabilir. Eğer İslam sözkonusu ise meseleye şu açıdan bakmak lazım. O kimselerin imanları, samimiyetleri vardır, fakat bilgi ve eğitim eksiklikleri de vardır. Onlar Müslüman değildir demiyorum. "Ne kadar çok İslam, o kadar az terör" diyorum. "Ne kadar az İslam, o kadar çok terör" diyorum. İslamı akıl, şuur, iman, ibadet, ahlak, bilgi olarak ele alıyorum. Bu tamlık içinde İslam ne kadar çok ferdin ve grubun bünyesindeyse o kadar az terör vardır. Bu kuraldan hareketle şöyle diyebiliriz: Bir insan müslümandır, bilgisi de vardır, fakat İslami eğitimi eksiktir. Birçok iyi ve kötüyü bilir, fakat onu hayat ve davranışlarında gerçekleştiremez. Bilmek mutlaka yapmak anlamına gelmez. Bilmekle yapmak arasına eğitimin girmesi lazım. Iyi bildiğinizi yapmak, kötü bildiğinizden kaçmak için iyi bir eğitim almanız gerek. Bilmek yetmez. Eğitimiz var, fakat bilginiz yetersiz ise yine kötü şeyler, yanlış şeyler yapabilirsiniz.

Soru:
Inanmış ve bilgili bir Müslüman için Kur'an'daki dünya düzeni için cihat, Kuzeyli sömürücülerle savaşmak yok mu?
Cevap:
Yukarıda tanımladığım İslam barışını sağlamanın yolu savaş olursa, bu amaçla savaş kaçınılmaz hale gelirse savaşılır. Toprak kazanmak, sömürge oluşturmak, başkalarının hak ve özgürlüklerini ellerinden almak için değil, bunları yapanları engellemek için savaşılır. İslam barışı hak ve adalet temelinde kurulur, haksıza, zalime, saldırgana karşı haklının, mazlumun, saldırıya uğrayanın yanında yer alarak tesis edilir. Diyelim ki, bu barışı kurmak ve korumak için gücünüz yetmiyor, nizami savaş yapamıyorsunuz, İşte o zaman İşgal sonrası Anadolu'da, işgale uğramış Filistin'de, Afganistan'da, Çeçenistan'da, Irak'ta... yapıldığı gibi direniş başlar, işgal kuvvetlerine yönelik ve nizami olmayan savaş başlar, bu savaşın hedefi işgal kuvvetleri, zalimler, haksızlar olmakla beraber zorunlu hallerde başkaları da bundan zarar görebilirler. Bu çeşit savaşa işgalciler terör derler ama din, hukuk ve ahlak terör demez.
Ama İstanbul'daki olay terördür. Bu terör eylemine benzer bir eylemi kolay kolay işinde gücünde ya da okumuş yazmış üç beş Müslüman biraraya gelip de yapamaz. Terör uzmanları İstanbul'daki son eylemlerin en az altı aylık hazırlık devresi var, diyorlar. Söylediğimiz gibi samimi bir Müslüman, kendine göre düşman belli, ya vicdanından veya bir merciden fetvayı da almış cihad yapmak istiyor, böyle bir potansiyel bulunduğunda, bunları bulup yönlendiren dış güçler/çevreler, "Ben CIA, MOSSAD ajanıyım" diye gelmiyor. Gelen da sarığıyla, sakalıyla,eylemcinin tarihini dinini öğrenerek geliyor. Çok iyi yetiştiriliyor. Bir süre Afganistan'a da beraber gidiyorlar. Sonra da gelip eylemcinin kendi memleketinde kullanıyor. Kullanılan adamların tamamı satın alınmış değil. Kendi inancı gereği bunu yapıyor ama bunun perde arkasındaki asıl plancıyı unutmamamız gerekiyor. Satın alanlar ve alınanlar havaya uçmuyor. Saf ve samimi olanlar uçuyor. Daha önce söylediğim formülü tekrarlayayım: Ne kadar çok İslam, o kadar az terör.
Fetva meselesidir bu. Müslüman bir eylem yapacağı zaman bunun dinde caiz olup olmadığını sorar, araştırır. 50 senedir İslam'ı biliyorsam eğer, fıkıhçıysam bana sorulsa buna fetva veremem. İslam dünyasında birçok aklı başında fıkıhçı meşru direnişe, savunmaya yönelik eylemler ile İstanbul'daki terör eylemini bir tutmuyorlar. İslam yalnızca Müslümanların mabedini korumaz, yalnızca müslümanlara din özgürlüğü sağlamaz, diğer dinlere de sağlar, başka dinlerin mabetlerini de korur. Zorunlu ve meşru olmaksızın bir ağacı bile kesmenize izin vermez.

Soru:
O eylem sırasında ölen Müslümanların şehit olduğunu söylüyorlar.
Cevap:
Iyi güzel de birini şehit ederken siz katil oluyorsunuz; bu durumda da o cennete gider, siz cehenneme gidersiniz.. Bakın, ben buna fetva veremem. Bu eylemlere fetva veren iki makam var. Ya İslam'ı kullanıyor ya da İslamı anlamamış. Öyleyse bu bana göre az İslam. Başka bir aracı ve çaresi kalmadığında direnme ve meşru savunma hakkını, düşmana yönelik eylemler ile kullanmak başkadır, İstanbul eylemlerinde onca masumun kanına giren terör eylemleri başkadır. Bu ikisi asla ve kat'a birbirine kıyas edilemez. Bu ikinci eylemde zaruretten söz edilemez ve buna kötünün ehveni, az kötünün tercihi denemez. Hasılı bu ikinci eylem için iyi bilinen bir fıkıhtan fetva çıkmaz. Türkiye'de zaman zaman İslam'ı azaltma teşebbüsleri oluyor., İslam'ı daha çok, daha iyi bilmeyi engellediğiniz, zaman insanların az ve yanlış bilgi edinmelerine sebep olursunuz. Ayrca gerilmelerine, kinlenmelerine ve cepheleşmelerine sebep olursunuz; yine az İslam çok terör formülüne gelmiş oluyoruz.

Soru:
İslami terör örgütlenmesinde Vahhabiler mi kilit noktalarda hep? Selefiler'in Türkiye'de tutunmasının şartları var mı?
Cevap:
Selef, ilk Müslümanlar, demek. Dinde Selef, Hazreti Peygamber zamanında ve ona yakın çağlarda yaşamış, Peygamberimiz tarafından örnek gösterilmiş ilk üç nesil. Türkçesi şöyle: Hazreti Peygamberi görüp onunla yaşayanlar, onlara çıraklık edenler ve ikinci nesle çıraklık edenler. Selef dönemi, İslam'ın diğer kültürlerden en az etkilendiği ve en saf yaşandığı dönemdir. Selefiler, dini bu üç neslin anlayışı çerçevesinde anlamayı ve yaşamayı prensip edinmiş Müslümanlardır. Bunlar da ikiye ayrılıyor. Biri ilk üç nesil, biri de Ibn-i Teymiyye sonrası selefîler. Selefi anlayış zayıflayıp sonraki okullar revaç bulunca bu alim ve tabileri onu tekrar canlandırmışlardır. Gözden kaçırılan husus şu: Selefiye bir fıkıh mezhebi değil, bir inanç ve itikat mezhebidir. Selefi yaklaşım, fetva konusuyla değil, inanç konusuyla alakalıdır. Allah'ı anlatan bir ayet aklıma aykırı değil ama kavrayamıyorum. Aklımın kavrayacağı bir tanıma indirgeyerek mi kabul etmeliyim? Ya isabet ettiremezsem? Allah'ın sıfatını o olmayan bir şekle indirirsem? Öbür tarafta da kavrayamama, kavramadan inanma riski var. Bu riski, bu mahzuru öne çıkaran alim, "Kavradığım bir takım ilkelerle çelişen metinleri uyumlu hale getirmek için benim akli kalıplarımı kullanmam gerekir" diyor. Bunun adına yorum deniyor. Gaip alemiyle Allah ve ahiretle ilgili ayetleri aklımın kavrayacağı bir şekilde yorumlamalı mıyım sorusunun cevabından çıkmıştır Selefilik. Bunlar diyor ki etmem! O gaip aleminin gerçekliğini değiştirme tehlikesi, A'yı B'yapıp B'ye inanma tehlikesi vardır. Selefi düşünceye göre, "dini metinlede geçem Allah'ın elinin kendi elim gibi olmadığını biliyorum ama nasıl olduğunu bilmiyorum. Nasıl olduğunu öğrenmek için de kafamı yormuyorum çünkü bu beni aşar".
Vahhâbîler de Selefiler'in bir versiyonu. Bir dönem onları Muhammed Bin Abdül Vehhab temsil ettiği için onun talebeleri ve etrafındakilere Vahhabi denmiştir. Selefiler'in fetva olarak mezhebi Vahhabilik değil, Hanbelilik'tir. Bugün yaşayan dört mezhep vardır: Hanefi, Şafii, Mahliki, Hanbeli. Dördü de Sünni mezhebidir. Suudi Arabistan'da Hanbeliler çoktur. Ahmed b. Hanbel isimli alime atfedilen Hanbelilik kabul görmiş bir fıkıh mezhebidir. Ahmed b. Hanbel, Imam Şafii'nin talebesidir.
Soruyu şöyle sormak lazım: Teröre referans olma açısından Hanbeli mezhebi Hanefi ve Şafii mezhebinden daha uygun mudur?
Bana göre cevap şudur: Fıkhı, mezheplerin hüküm ve fetvalrını belli bir dönemde dondurursanız, bu az İslam olur; yani bilgi noksanlığıdır. Ben diyorum ki, dondurulmuş, tarihi şartları göz önüne alınmamış, üzerinde kafa yorulmamış olduğu sürece dört mezhebin dördünden de bir terör eylemine referans çıkarabilirsiniz. Bunu da alıp Vahhibilik'e bağlamanın anlamı yok. Afganistan Vahhabi değil ki. Büyük çapta Hanefi'dir. Diyarbakır civarı şafii'dir. Iyi fıkıh okumuş Şafii melle-alimler vardır. O bölgede terör olmuyor mu? Terörün kaynağı, falan mezhep, falan din diye yanlış yerde aranıyor. Diğer amiller, sebepler yanında "eksik ve az İslam" da aramak gerekir.
SONUÇ
Müslümanların karıştığı ya da karıştırıldığı terör eylemlerinde ya Müslümanların dahli yoktur. Başkaları yapmış ve onlara fatura etmişlerdir ya da buna bir kısım Müslümanlar, "az İslam yüzünden" bilerek bilmeyerek alet olmuşlardır. Doğru anlaşılmamış, hazmedilmemiş, eğitimle kişiliğin içine yerleştirilmemiş Müslümanlıktır. Öyleyse biz terörün amillerini, kaynaklarını bulmak istiyorsak herhangi bir din, sistem ve ideoloji mensuplarının bütününü suçlayıcı bir tavırla yola çıkmamalıyız. Bu çıkar yol değildir. Terör olduğunda hemfikir olduğumuz bir eylemde dini bütün Müslüman'ın bulunması mümkün değildir. Insaf edelim. Bir buçuk milyar Müslüman'ın içinde kaç terörist var? Usame Bin Ladin Hanbeli ise onun Afganistan, Pakistan hatta Türkiye'den adamlarının her birinin mezhebi farklı. Selefiler de selefilere terör uyguluyor. İşte Suudi Arabistan'daki terör eylemleri. Terör eylemlerinde muhakkak büyük planın parçasını aramak lazım bu bir, Ikincisi de eksik İslam.
Fıkıh, dinin ibadet, sosyal hayat, insan-insan, insan-Allah, insan-eşya ilişkisi, yapıp etmekle ilgili olan kısmının bilgisidir. Inanç bilgisine de tevhid ve akaid denir. Fıkıh sorusu fetva sormaktır. Fıkıhla ilgili soruya cevap vermek fetvadır. Cevap verene "müfti", Türkçe'de "müftü" denir.


 

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Önceki Soru
Sonraki Soru
Bütün Soruları Listele
Bütün Soru Konularını Listele
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Ramazan Özel
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Önceki Soru Sonraki Soru Bütün Soruları Listele Bütün Soru Konularını Listele