www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın Web Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


Soru:
Kadın sesi dinlemek caiz midir? Dinlediğimiz müziğin türüne göre cevaz değişir mi? (Örnek: tasavvuf musikisine eşlik eden bir kadın sesi veya ilahi söyleyen bir kadın sesi gibi)

Cevap:
Peygamberimizin zamanında mescidde ve başka yerlerde kadınlar, erkeklerin yanında konuşurlardı. O (s.a.) hicret ederken kadınlar ve çocuklar musiki eşliğinde karşılama yapmışlardı. Bayram günlerinde Hz. Peygamber'in evinde ve onun yanında genç kızlar, Hz. Aişe'ye sesli ve tefli müzik dinletmişlerdi. Kadının sesinin ve musikinin haram olduğuna dair sahih ve kesin bir delil (dinî açıklama) yoktur. Kadın olsun erkek olsun müzik icra ettiğinde bunu dinleyenler kendilerine bakmalıdırlar; kötü, olumsuz bir etkilenme bulunmadıkça dinlemelerinde sakınca yoktur.


(Bu cevap ile ilgili olarak bir internet sitesinde yayınlanmış tenkide, Hayrettin Karaman'ın yazdığı cevabı içeren aşağıdaki kısım 11.Aralık.2006 tarihinde bu sayfaya eklenmiştir.)

Mûsikînin hükmü konusunda bir tartışma

Bilgi ve Hikmet Evi isimli bir sitede, Ahmet Turan, benim musiki hakkındaki bir açıklamamı aşağıda önemli kısımlarını verdiğim gerekçelere dayanarak "HAYRETTİN KARAMAN HOCANIN BİR FETVASI ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME" başlığı altında tenkit ve reddediyor. Bu işe ehliyeti olan herkesin elbette tenkit ve red hakkı vardır. Ama Ahmet Turan'ın yaptığı tenkit ve red sınırlarını aşıyor; itham, hakaret, suizan gibi dinimizin yasakladığı ve İslam ahlakına aykırı söz ve davranışlar çerçevesine giriyor. Bir adama hem "Hoca, hocaefendi" diyeceksiniz, hem de onun şunları yaptığını ifade edeceksiniz:

"...hoca efendi bu gibi kelimelerin yaygın olarak hür olmayan kadınlar için kullanıldığını pek ala bilir. Burada aslında bir muğalatadan da söz edilebilir."
"...hoca efendinin böyle bir tercüme hatasına düşmesi ihmale yorulabilecek türden değildir. Bir de söz konusu rivayetlerin haram-helal, cevaz-adem-i cevaz gibi ahkam meselelerine malzeme olarak kullanılması vehameti ciddi boyutlara taşıyor."
"...doğrusu işi karambole getirmeye çalışıyor."
"...büyüklerimizin taşıdığı sorumluluk ve ciddiyetin ne boyutlarda olduğunu göstermesi bakımında esef vericidir."

Benim sitemde aynı konu defalarca sorulmuş olduğu için birkaç yerde o konu ile ilgili uzun ve kısa açıklamalar vardır. Ayrıca yine sitemde bazı kitaplarım da mevcuttur. Arama kutusundan sorusuna cevap arayanlar tıkladıkları zaman karşılarına bunların hepsi çıkar ve tamamını okuduktan sonra bir bilgi ve kanaate ulaşırlar. Ahmet Turan böyle yapmıyor, "Kadın sesi dinlemek caiz midir? Dinlediğimiz müziğin türüne göre cevaz değişir mi? (Örnek: tasavvuf musikisine eşlik eden bir kadın sesi veya ilahi söyleyen bir kadın sesi gibi)" şeklindeki bir soruya verdiğim kısa cevabı ele alıyor ve benim bu konuda söylediklerimin tamamı bundan ibaretmiş gibi tenkide girişiyor, ayrıca -burası çok önemli- ben kadın sesi ve musikisinden bahsettiğim halde o "şarkıcı kadınlar hakkında fetva vermişim gibi" acı, insafsız, tutarsız (çünkü benim demediğimi demiş farzederek cevap ve red yazıyor) tenkitlerini sıralıyor.

Ahmet Turan'ın da naklettiği gibi soru şudur:

"Kadın sesi dinlemek caiz midir? Dinlediğimiz müziğin türüne göre cevaz değişir mi? (Örnek: tasavvuf musikisine eşlik eden bir kadın sesi veya ilahi söyleyen bir kadın sesi gibi)"

Cevabımız da şöyledir:

"Peygamberimizin zamanında mescidde ve başka yerlerde kadınlar, erkeklerin yanında konuşurlardı. O (s.a.) hicret ederken kadınlar ve çocuklar musikî eşliğinde karşılama yapmışlardı. Bayram günlerinde Hz. Peygamber'in evinde ve onun yanında genç kızlar, Hz. Aişe'ye sesli ve tefli müzik dinletmişlerdi. Kadının sesinin ve musikînin haram olduğuna dair sahih ve kesin bir delil (dinî açıklama) yoktur. Kadın olsun erkek olsun müzik icra ettiğinde bunu dinleyenler kendilerine bakmalıdırlar; kötü, olumsuz bir etkilenme bulunmadıkça dinlemelerinde sakınca yoktur."

Soruda ve cevapta bulunmadığı halde A.Turan, istediklerini söyleyebilmek için cevabın sonuna bir de şu soruyu yazmış: Kadın şarkıcı dinlemek caiz midir?

A.Turan biraz zahmete katlanıp "başka yerlerde daha neler demiş?" diye sorsa bir iki tıklama daha yapsaydı, Helaller Haramlar isimli kitabımızdan yine sitemize aldığımız şu bilgilere de ulaşacaktı:


Mûsiki:

Mûsıkî veya müzik (semâ', gına) kadın veya erkek tarafından ses ve âlet (çalgı) ile icrâ edilen malûm san'atın bütün şubelerine şâmildir. İslâmî hüküm bakımından bu şube ve şekiller arasında fark vardır. Ayrıca müziğin icrâ edildiği yer ve maksadın da hükme tesiri sözkonusudur. Müziğin hükmünü tayin eden delillere geçmeden önce fıkıh mezheblerinin telâkkisini özetleyelim:

1) Hanefî mezhebine göre mûsıkî icrâsı ve bunu dinlemek haramdır. Bu hüküm, değnek ve çubuğun bir yere âhenkli bir şekilde vurulmasını dahi içine almakta ve haram saymaktadır.53

Hükmün bazı istisnâları vardır: Savaşta vurulan kös ile düğünlerde çalınan tef.

Müzik başkalarına dinletmek için değil de kendini dinlendirmek ve yalnızlığı defetmek için yapılırsa İmam Serahsî'ye göre caizdir; Merginânî'ye göre bu da haramdır.54

İmam Ebû Yusuf'a sormuşlar: Düğün dışında, meselâ kadının ve çocuğun kendi evinde tef çalmasına ne dersin? Şu cevabı vermiş: Bunda kerâhet yoktur. Aşırı oyun ve teğannî olursa onu mekruh görürüm.55

Hanbelî mezhebi bu konuda -genel çizgileriyle- hanefî mezhebi gibidir.

2) İmam Şâfiî ve Mâlik'ten ikişer görüş nakledilmiştir. Bunlardan birine göre bu iki imam müziği mekruh saymışlar, diğerine göre ise -yanında bir haram işlenmediği, harama âlet edilmediği takdirde- mübâh görmüşlerdir. Şâfiî mezhebinden Gazzâlî ile Malikîlerden Kettânî'nin görüşlerine aşağıda daha genişce yer verilecektir.

3) Zahiriyye mezhebi ile genellikle sofiyye tarikatları musıkînin bütün nevileriyle mübah olduğunu müdâfaa etmişlerdir.56

Mûsıkînin lehinde ve aleyhinde görüş bildiren fıkıh bilginleri bazı âyetlerle istidlâl etmişlerse de (Lukmân: 31/6; Zümer: 36/18) bunların mûsikîyi hedef aldığı kesin değildir.

Hadislere gelince, Rasûl-i Ekrem (s.a.v.)'in düğün, bayram, karşılama gibi münasebetlerle icrâ edilen müziği tasvib ettiği, düğünlerde bunu teşvik eylediği sağlam rivayetlere istinad etmektedir.

Ayrıca müziğin -bir harama âlet edilmeden yalnızca saz ve ses müziğinin- haram kılındığına dair sahih hadisin bulunmadığı söylenmiştir.57

Faslı Abdulhayy el-Kettânî, Hz. Peygamber devri kültür ve medeniyetinden bahseden iki büyük ciltlik eserinde (et-Terâtibu'l-idâriyye) mûsıkîye 25 sayfa ayırmış, bütün çeşitleriyle caiz olduğunu gösteren deliller getirmiş, bu mevzûda yazılmış 20 eserin ismini vermiştir.58 Bu müellifin tesbitine göre sahâbeden Ömer, Osman, Abdurrahman b. Avf, Ubeyde b. el-Cerrâh, Sa'd b. Ebî-Vakkas, Ebû-Mes'ûd, Bilâl, Abdullah b. ez-Zübeyr, Hassân, İbn Amr, el-Mugira b. Şu'be gibi zevâtın müzik dinledikleri rivayet edilmiştir.

İmam Gazzâlî İhyâ isimli eserinin 35 sayfasını bu meseleye ayırarak bütün söylenenleri tahlil etmiş, delilleri karşılaştırmış ve şu neticeye varmıştır:

Mûsıkî ister ses ister âlet ile olsun tek hükme bağlı değildir: Haram, mekruh, mübah ve müstehab olabilir.

1) Dünya arzusu ve şehvet hisleri ile dolup taşan gençler için yalnızca bu duyguları tahrik eden müzik haramdır.

2) Vakitlerinin çoğunu buna veren, iştigâli âdet haline getiren kimse için mekruhtur.

3) Güzel sesten zevk alma dışında bir duyguya kapılmayan kimse için müzik mübahtır, serbesttir.

4) Allah sevgisi ile dolup taşan, duyduğu güzel ses kendisinde yalnızca güzel sıfatları tahrik eden kimse için müstehabdır.59

Gazzâlî incelemesini sürdürürken müziğin duruma göre ya mübah veya mendûb olduğunu, onu haram kılan şeyin kendisi değil, dıştan ârız olan beş sebepten ibaret bulunduğunu ifade ederek şöyle devam ediyor:

1) Şarkı söyleyen kadın olur, dinleyen de kadın sesinin şehvetini tahrik edeceğinden korkarsa dinlemek haramdır. Burada haram hükmü müzikten değil, kadının sesinden gelmektedir. Aslında kadının sesi haram değildir; ancak şehveti tahrik ederse Kur'ân okumasını bile dinlemek haram olur.60

2) Müzik âleti içki meclislerinin sembolü olan âletlerden ise bunu kullanmak haram olur; diğerleri mübah olmakta devam eder.

3) Şarkı ve türkünün güftesi bozuk, İslâm inancına ve ahlâkına aykırı ise bunu müzikli veya müziksiz söylemek ve dinlemek haramdır.

4) Gençliği icabı şehevî duyguların mahkûmu olan bir kimse aşırı derecede müziğe düşer, müzik onun yalnızca cinsî arzusunu tahrik ederse onun müzikten uzak durması gerekir.

5) Sıradan bir insanın müzik şehvetini de ilâhî aşkını da tahrik etmediği halde bütün vakitlerini alır, onu başka işlerden alıkorsa yine haram olur.61

*****

Şimdi Ahmet Turan'ın tenkidini, özünü bozmadan, bazı yerlerini (detayları) geçerek aktaralım ve uzun boylu cevap vermek yerine bazı yerlerde parantez açarak kısa cevaplar verelim:

A.Turan'ın tenkidi:

...Fetvanın gerekçelerini gözden geçirirken üç çeşit hatayla karşılaştığımızı söyleyebiliriz. Bunları mantık, usul ve bilgi hataları olarak tasnif edebiliriz. Hoca efendinin göze çarpan mantık hatası, fetvasında gözlemlediğimiz tutarsızlıklar da yatıyor. Hoca efendi, -birinci ve dördüncü maddelerde- kadından şarkı dinleme meselesini normal kadının sesi ve genel musikî bağlamında ele alıyor. Kadının erkeklerin yanında konuşmasıyla şarkı söylemesi arasında önemli farklar bulunduğu ve bunların aynı hükme tabi olmayacağı hususu gayet açıktır. Bunlar, biri diğerinin yerine kullanılabilecek veya birinin cevazıyla diğerinin cevazına hükmedilebilecek türden müşterek konular değildir. Kadından müzik dinlemenin hükmü, ne normal şartlarda kadının sesinin hükmüyle açıklanabilir, ne de normal musikînin hükmüyle açıklanabilir. Nitekim Ehl-i sünnet imamları, çoğunluk belli şartlarda kadının sesinin avret olmadığına hükmettiği halde, kadından şarkı dinlemenin caiz olmadığında ittifak etmişlerdir.

(Böyle bir ittifakın olmadığı benim yazılarımdan anlaşılır. Bunlara ek olarak bir nakil daha verelim: Mâlikîlere göre musiki telli sazlarla, kadın sesiyle, çirkin sözlerle olur ve şehveti tahrik ederse haramdır; bu nitelikler bulunmaz, ama kadından olursa mekruhtur, erkekten olursa mekruh da değildir. H. Es-Sâvî, 1/435; Abdulkerim Zeydan, el-Mufassal, 4/70, 82;) Bilindiği gibi mekruh terimi de caiz olmadığını ifade eder, ama bu haram demek değildir. Ayrıca "Ehl-i sünnet imamlarının ittifakı" derken dört mezhebin imamlarını kastediyorsa bu başkadır, bütün imamları kastediyorsa Gazali de bir imamdır ve onun bu hükme katılmadığını yukarıda okudunuz. Zahiriye mezhebi de ehl-i sünnet mezhebidir ve onlar da bu hükme katılmaz, harama alet edilmeyen musikinin bütün çeşitleriyle caiz olduğunu savunurlar (İbn Hazm, el-Muhalla, 9/55-60. H.K.)

...Hoca efendi söz konusu rivayetlerde geçen "cevarî, velâid, imâ, kaynât" gibi kelimeleri, genel olarak "kadınlar" diye tercüme etmekle ciddi bir usul hatası yapmıştır. Buna bilgi hatası demiyorum; çünkü hoca efendi bu gibi kelimelerin yaygın olarak hür olmayan kadınlar için kullanıldığını pek ala bilir. Burada aslında bir muğalatadan da söz edilebilir. Yani bir delili kapsam alanı dışında işletmeye çalışmak gibi bir mantık hatasından söz edebiliriz.

(imâ, kaynât, velâid kelimelerini hiçbir yerde mutlak kadın diye tercüme etmedim, bu bir iftiradır. Cariye kelimesini genç kız diye tercüme ettiğim olmuştur ve bu da doğrudur. H.K.)

Hür kadınlarla cariyeler arasında -mahremiyet hükümleri başta olmak üzere- önemli hüküm farklılıkları bulunduğu ve üzerinde konuştuğumuz konu da bu farklılığın tebellür ettiği konulardan biri olduğu halde hoca efendinin böyle bir tercüme hatasına düşmesi ihmale yorulabilecek türden değildir. Bir de söz konusu rivayetlerin haram-helal, cevaz-adem-i cevaz gibi ahkam meselelerine malzeme olarak kullanılması vehameti ciddi boyutlara taşıyor.

(Cariyelerin, haram-helal bakımından hür kadınlardan farklı oldukları yerler vardır; ancak zina, şehvetle bakmak, dinlemek vb. durumlarda fark yoktur. Buhârî'nin İsti'zân bölümünde (79/2), henüz ergenlik çağına ulaşmamış kızlar ile başkalarına ait cariyelerin, şehvet duymaya sebep olacak yerlerine bakmanın da helal/caiz olmadığına dair rivayet ve görüşleri naklediyor. Ayrıca tesettürün sınırları konusundaki fark da tartışmalıdır ve bütün müctehidlere göre aynı sınırlar söz konusu değildir. H.K.)

...Görüldüğü gibi rivayetlerde sevinç çığlıkları atan veya def çalıp kaside okuyan kimseler küçük çocuklarla cariyelerdir. Bu rivayetlerden birincisi Buharî tarafından tahric edilmiştir. Bu rivayet sahih olmakla birlikte cariyelerin def çalıp kaside söylediğine dair bir ifade içermemektedir. Bunun gibi üçüncü maddede Hz. Aişe'nin, Peygamberimizin yanında kasidelerini dinlediği kadınlar da (câriye/kaynât) birer cariyedir. Burada da hoca efendi aynı usul hatasını tekrar etmiş ve cariyelerle ilgili bir rivayeti günümüz kadın şarkıcıları için mesnet kabul etmiştir.
Bu kelimeler, yaygın kullanımı itibarıyla bilinen kadın köleler anlamına gelir. Ayrıca kaynât kelimesi, çoğunluk şarkıcı cariyelere kullanılır. Cevârî kelimesi, -hocanın istidlaline temel kabul ettiği gibi- bazen "yeni ergen olmuş genç kız" manasında kullanılsa da, bu, o dönemin sosyal ve kültürel koşulları dikkate alındığında gündeme getirilebilecek bir ihtimal değildir.


(A.Turan, "cariye/kaynât" diyor, halbuki rivayetlerin birçoğunda böyle bir tefsir yok, yalnızca "cariye" geçiyor. Buhari'nin iydeyn'de naklettiği hadislerde yalnız cariye var, bunların ğınâ yaptıkları (musiki), ama şarkıcı olmadıkları" zikrediliyor. Cariye o günün kültüründe de yaygın olarak genç kız, ergenlik çağına gelmek üzere olan kız çocuğu anlamında da kullanılmaktadır. Bunu bilmek için biraz hadis okumak yeterlidir. H.K.)

Hocanın bir diğer hatası bilgi eksikliği olarak dördüncü maddede karşımıza çıkıyor. Burada hoca efendi, kadının sesinin ve musikînin haram oluşuna dair sahih ve katî bir delilin olmadığını söylemekle doğrusu işi karambole getirmeye çalışıyor. Şöyle ki, soru kadının musikî icra etmesiyle alakalı olduğu halde, hoca efendi burada kadının sesinin veya genel musikînin hükmünden bahsediyor. Şimdi hocanın bu cümlesini hızlıca okuyan biri, buradan, kadının şarkı söylemesinin haram olduğuna dair güçlü bir delil olmadığı zehabına çok rahat kapılabilir. Dolayısıyla bağlamı hesaba katılarak bu ifadelerin kadının şarkı söylemesiyle alakalı olduğunu düşünmek hoca efendiye haksızlık anlamına gelmeyecektir. Şu halde hoca efendi çalgıcı kadınları (muğanniyât/kaynât) ve çalgı aletlerini (meazif/melâhî) yeren, onların kullanımını nehy eden ve ahir zamanda şarkıcı kadınları dinlemenin mübah kabul edileceğini bildirerek bu tutumu zemmeden onlarca sahih hadisi gözden kaçırmış olmalıdır.

(Hayır, bu hadisleri gözden kaçırmadım, ama bunların sahih olanları, musikinin helal olduğuna delalet eden hadisler göz önüne alınarak "harama alet edilen musiki" olarak yorumlanmıştır ve ben bu yoruma katılıyorum. H.K.)

Evet, doğrusu burada içim rahat değil, hoca efendi bu rivayetleri görmemiş olamaz. Kaldı ki, sadece kadının sesinden ve sadece musikiden söz ederek seçme ifadeler kullanması, onun bu gibi rivayetlerin pekâlâ farkında olduğunu gösteriyor. Ama hocanın farkında olmadığı -ya da farkında olmak istemediği- bir şey var ki o da, günümüz şarkıcı kadınların Neccâr oğullarının cariyeleriyle değil, işte zemmedilen bu sonuncu kadınlarla/müğanniyâtla ilişkilendirilmesi gerektiğidir.

(Ben nerede, hangi kitabımda veya yazımda, günümüz şarkıcı kadınlarından söz etmişim ve onların yapıp ettiklerinin caiz olduğuna fetva vermişim. Bu apaçık bir iftiradır. H.K.)

Fetvanın can alıcı noktasını teşkil eden son cümlede hüküm kişilerin kendi inisiyatifine bırakılıyor ve dikkat edilirse burada kadın erkek arasında bir fark görülmüyor. Ayrıca "olumsuz etkilenmek" nedir? Bu da havada duruyor. Haram helal gibi bir hükmün böyle şahıstan şahısa değişebilen ve açık kriterlere istinad etmeyen bir hale/duyguya bağlanması da usul açısından hatalıdır. Çünkü usul-i fıkıh da hükme illet olduğu iddia edilen şeyin zahir ve standart/munzabıt olması gerekir.
...Eğer sonuncusu kastediliyor ise, fetvayı böyle bir kayda bağlamakla kadından musikî dinlemeye cevaz vermemek arasında bir fark yoktur. Zira özellikle bir kadın şarkıcı dinleyip de en ufak bir duygu ve çağrışıma kapılmayacak kimse nadirattandır ki, fıkıhta nadirata itibar yoktur.
...Ayrıca sonunda hükmün getirilip insanların kendi takdirlerine bırakıldığı fetvalar şöyle bir paradoksa yol açıyor. Kadın şarkıcıyı dinlediği halde kalbine kötü bir şey gelmeyecek olan kişi zaten iyi bir zahid olmalıdır. Böyle bir kimsenin müzikle ilgili bir sorusu da olmaz. Dolayısıyla böyle bir fetvanın anlamı yoktur. Eğer bir insan aksine kadın şarkıcıyı dinleyip de olumsuz yönde etkilenecek kadar kendine sahip olamayan biriyse, aynı adamın bizim verdiğimiz fetvaya binaen çekinip müzik dinlemeyeceğini nasıl bekleyebiliriz? Bu durumda da verdiğimiz fetva uygulama açısından hiçbir kıymet ifade etmez ki yine anlamsız demektir.
Fetvanın bir başka yanıltıcı tarafı, bir insan baştan kötü etkileneceğini bilmiyorsa bu durumda kadından musikî dinlemesine cevaz veriyoruz, demektir. İş böyle olunca da bir amelin hükmü o amelin yapılmasına bağlanmış oluyor. Oysa amelin yapılıp yapılmaması için hükmünün önceden bilinmesi ve ona göre yapılıp yapılamayacağına karar verilmesi gerekir. Peki aynı kimse dinledikten sonra kötü duygu hissettiğini fark etse bu durumda ne olacak? Verilen fetvaya göre bu kimsenin başından beri musikî dinlemesi haram olmuş olacak. Bu durumda o haramın vebalini kim üstlenecek?


(Bu lüzumsuz ve uzun sözün hiçbir fıkıh değeri yok, kafa karıştırmaktan başka hiçbir işe yaramaz, bunun böyle olduğunu dikkatle okuyanlar da anlarlar. Ama yine de bazı nakıller vermekte, kısa bir açıklama yapmakta fayda olabilir. Bir kere, günaha girme anında, bu durum fark edilince, hatta günahın belli bir safhasında Allah'tan korkarak, dini sorumluluktan çekinerek günah işlemekten veya buna devam etmekten vazgeçen insanların bu davranışları yüzünden sevap kazanacaklarına, cenneti hak edeceklerine dair ayetler ve hadisler vardır. Ayrıca fıkıh kitaplarında sık sık tekrarlanan bir ifade şudur: "lezzet alma olmaksızın, lezzet alma, hoşlanma ve bunun sonunda şehvet duyma tehlikesi (fitne) bulunmadığında yabancı (kendileriyle evlenmek caiz olan) kadınların sesleri avret (dinlenmesi haram) değildir." Örnek olarak bak: Hanbelîlerden Muğnî, 1/422, Şafiilerden Muğni'l-muhtâc, 3/129), Malikilerden Hâşyetü's-Sâvi, 1/93, H.ed.Desuki, 1/195). Bunun da manası, "bakar, konuşan kadını dinler, şehvet duyma veya lezzet alma gerçekleşmeye başlayınca bundan vazgeçer" demektir. Böyle anlamazsak, "insanların veya bazı insanların ihtimal olarak da lezzet almayacaklarını, şehvet duymayacaklarını var saymamız gerekir ki, bu insanın yapısına aykırıdır.

Sonuç olarak Hayrettin Karaman hoca efendinin mezkur fetvası, gerek istidlal mantığı, gerekse iftâ ve içtihat usûlü açısından tutarsızlıklar arz etmektedir. Ayrıca konuyla ilgili rivayetler ve bu rivayetlerin tahlil ve izahları hakkında yeterli araştırma yapılmadığı, kısa yoldan arzulanan sonuca varılmak istendiği gözlenmektedir. Üstelik milyonlarca Müslümanı ilgilendiren ve haram-helal çerçevesine giren bir konunun, böyle düz mantık işlemleriyle çözümlenmeye çalışılması, iftâ ve irşad makamında olan büyüklerimizin taşıdığı sorumluluk ve ciddiyetin ne boyutlarda olduğunu göstermesi bakımında esef vericidir.
Ahkâmü'l-Avrati ve'n-Nazar, s. 105.
Fethu'l-Bârî, c. 7, s. 7.
en-Nihaye fi Garîbi'l-Eser, c. 4. s. 118.
Lisânü'l-Arab, c. 14, s. 143; es-Seâlibî, Kitabü Fıkhi'l-Lüğa, s. 93.
Sahih-i Buharî, 5590; Hakim, el-Müstedrek, 8572; Müsned-i Ahmed bin Hanbel, 22285.


(Ben "düz mantık" ne demekse ona dayanarak bir fetva vermiş değilim. Ama tenkitçi, benim bu konuda söyleyip yazdıklarıma kolayca ulaşmak mümkün olduğu halde yalnızca bir kısa cevabımı esas alarak hakkımda olmadık şeyler söylemiş, yakıştırmalar yapmıştır. "Sorumluluk ve ciddiyet büyüğü ve küçüğü ile bütün Müslümanların vasfı olmalıdır." H.K.)

Dipnotlar:
53. el-Merginânî, el-Hidâye (kerâhiye bahsi)
54. İbn el-Hümâm, ag. esr., C.VI, s. 36.
55. el-Aynî, Umdetu'l-Qârî, C. III, s. 359.
56. İyi bir hülâsa için bk. S. Uludağ, İslâm açısından Mûsikî ve Semâ, İst. 1976, s. 168-187.
57. Şevkânî, Neyl, C. VIII, s. 107.
58. C. II, s. 120-145.
59. C. II. s. 302.
60. Hanefilerden Buhârî şârihi allâme Aynî de "Bayramda iki cariyenin okuduğu şarkıyı Hz. Peygamber'in ve Ebû Bekr'in dinlediklerinden hareketle aynı neticeye varmıştır. Umdetu'l-Qârî, C. 3. s. 360.
61. C. II, s. 279-281. (özetlenmiştir.)

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Önceki Soru
Sonraki Soru
Bütün Soruları Listele
Bütün Soru Konularını Listele
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Ramazan Özel Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
Hayrettin Karaman'ın son aylardaki iftiralara cevaplarının listesini üstteki "Son Yazılar" kısmında bulabilirsiniz.
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Önceki Soru Sonraki Soru Bütün Soruları Listele Bütün Soru Konularını Listele