www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın İnternet Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 

Soru-(144) Faizin haramlığı hakkında uzun bir cevap.

Soru:
Sizden bir konu hakkında bilgi istiyorum... Konu banka faizi. Kasım ayında Vatan Gazetesi'nde çıkan bir haberde faiz konusu işlenmişti. Mısır'da bulunan el-Ezher Üniversitesi'nin İslam dünyasında otorite olarak kabul edildiği yazıyordu. Bu üniversitenin radikal sayılabilecek bir karar aldığını ve günümüz şartlarında banka faizinin haram olmadığını açıkladığını yazmıştı. Bu konu hakkında İslam Bilimci Mehmet AYDIN, Diyanet işleri Eski Baş. Süleyman ATEŞ ve Mar. Üni. ilah. Fak. Dek. Zekeriya BEYAZ'in görüşleri alınmış ve hepsi de el-Ezher Üniversitesi'nin kararıyla aynı fikirde olduklarını açıklamışlar. Ben de Diyanet İşleri Başkanlığı'na e-mail gönderdim ve buraya kadar yazmış olduklarımı onlara da aynen yazdım. Bana gelen cevapta faizin her türlüsünün haram olduğu yazıyordu. 16 Aralıkta Sayın ATEŞ'in Vatan Gazetesi'ndeki köşesinde aynı konu işlenmiş ve bir okurun sorusu üzerine Sayın ATEŞ şu cevabı yazmış: "Bankada biriktirdiğiniz paranın faizi, gelir payı sayılır. Haram olan faiz, fakire verilen ödünç paradan alınan gerçek faizdir. Banka fakir değildir, sizden aldığı para da borç değildir, kâr-kazanç sağlamak için almıştır. Aslında genelde bankayı kuranlar zengin insanlardır. Onlar sizin paranızdan kazanç sağlarken siz eğer herhangi bir fazlalık almazsanız, şu enflasyon karşısında paranızın aslı da küçülür, eriyip gider. Günün ekonomik şartlarını düşünmeden hemen haram damgasını yapıştırmak İslam'ın ruhuna aykırıdır. Bu nedenle paranın değer kaybını korumak da önem taşımaktadır."
Bir zamanlar Diyanet İşleri Başkanlığı yapmış bir insan ile bugünkü yetkililerin yaptıkları açıklamaların ters düşmesi biraz düşündürücü.
Bu konuda bana yardımcı olabilirseniz sevinirim. Yardımlarınız için şimdiden teşekkür eder, iyi çalışmalar dilerim.


Cevap:
Bu konuda (faizin her çeşidinin haram olduğu ve bunun hikmeti konusunda) yazdıklarım kalınca bir kitap olur. Bu sorunun cevabına dayanak olacağı için önce, daha evvel yazdığım iki yazıyı vereceğim, sonra da soruda geçen "banka faizinin helal olduğunun delillerini" bir bir çürüteceğim:

Birinci yazı:

Hizmet ve mal üretimi için gerekli bulunan öz sermaye dışındaki sermayeyi iki teşvik ile toplamak mümkündür: Faiz ve kâr. Faiz ödeyerek sermaye toplamanın yolları bankacılık, tahvil ve bono ihracı, faiz gelirine dayanan yatırım fonlarıdır. Sermayeye ihtiyacı olan veya dara düşen tacir ve sanayici bankalardan kredi aldı, devlet de borç sarmalının içine düştüğü için durmadan ihale yaparak, tahvil satarak içerden, ilgili kuruluşlara başvurarak dışardan yüksek faizlerle borçlandı. Her iki yolun sonu ülkemiz için kriz oldu, devlet sıfırı tüketti, zaman zaman iflasını ilan etmenin eşiğine geldi, vergiyi toplayıp borç faizine yatırıyor, dışardan kredi alıp onunla iç ve dış borçlarını kapatmaya çalışıyor; yani kımıldadıkça batıyor. Alırken ödeme niyeti olmayan hortumcularla iyi niyetli olduğu halde yanlış olan faizci-tefeci sermaye yolunu seçtiği için iflas eden üreticiler de bu ülkeye, milyar dolarla ifade edilen zararlar verdiler.
Siyasiler iktidara gelmek veya orada kalmak için halktan gerçeği sakladılar, devleti borca sokarak durumu idare ettiler, başta/zamanında "ekonomik durumumuz şudur, kemer sıkmamız gerekiyor, acı da olsa şu tedbileri alacağız ve şu kadar süre sonunda dar boğazadan kurtulacağız" deseler ve halk da kendilerine güvenseydi bu kadar iç ve dış borca girmeden gerekli tedbirler alınır, ihtiyaçlar karşılanabilirdi. Şimdi ise borç öylesine çoğaldı ki, bunun altından kalkabilmek için ne yapılacağını bilenler bile bunu söylemekten ve yapmaktan çekiniyor, borcu -faiz yüzünden- daha fazla borçlanarak ödeme yoluna (yolsuzluğa) devam ediyorlar.
Uzmanların verdiği bilgilere ve basına yansıyan spekülasyonlara göre:
İç Borç Stoku (2002/7) yaklaşık 80 milyar dolar.
Dış Borç Stoku (2002) yaklaşık 118 milyar dolar.
2003 yılı için bizi ilgilendiren tutar ise 26.2 milyar dolarlık iç borç servisi ile 13.4 milyar dolarlık kamu kesimi dış borç servisinin toplamı olan 40 milyar dolarlık tutardır.
Temmuz 2002 itibarıyla bütçeye baktığımızda vergi gelirlerinin faiz giderlerine ancak yettiği anlaşılıyor.
Piyasa uzmanları, bugünkü ihale öncesinde gündemde tutulan savaş haberleri ile faizin yükseltilmeye çalışıldığına dikkat çekiyorlar. Uzmanlar, faizlerin yüzde 48'ler seviyesinden yüzde 57-58'ler düzeyine çıkmasında, yıllardır yüksek faizlerden beslenmeye alışmış rant kesiminin (2 bin aile) etkili olduğunu, enflasyonun yüzde 30 seviyesine gerilediği bir dönemde, faizin enflasyon rakamı civarında seyretmesi gerekirken spekülatörlerin savaş çığırtkanlığı yaparak, bu rakamları yüzde 50'lerin üzerinde tuttuğunu öne sürdüler.
ATO araştırmasına göre sadece son üç yılda faize aktarılan 100 milyar dolarlık kaynak ile 111 baraj (veya yedi adet GAP) yapmak, Türkiye'nin 18 yıllık ham petrol tüketimini karşılamak mümkün idi.
Türkiye'de bir spekülatör bir yılda, Amerika'dakinin 43, Japonya'dakinin 72, AB'ndekinin 45 yılda kazandığı faizi kazanabiliyor.
Normal tüketim ihtiyacı için kredi isteyenden faiz istemek şefkat ve merhametle bağdaşmaz. Yoksulları, dara düşmüşleri tefecilerin eline düşüren sistem insan hak ve özgürlüklerine aykırıdır.
Devletin ihtiyaçlarını karşılamak için faizle borç alması, hem yukarıda açıklanan olumsuzluklara sebep olduğu hem de sonunda bu faizi, çoğu dar gelirli halka ödeteceği için zulümdür.
Sermayesini büyüterek üretim yapmak isteyenlerin tefeci sermayesine başvurması ise hem hayat pahalılığına sebep olmakta hem de ülke yararına üretim seçeneklerini daraltmaktadır.
İşte bu yüzden biz, yıllarca faizsiz finansman seçeneklerini savunduk..

Faiz hakkındaki ikinci yazım:

Faize Bağlananlar
Faiz hak edilmeyen fazlalık, gelir, rant, getiri demektir. Faizi serbest bırakan laik sistemlerde faiz "hak edilmiş bir gelir"dir; ama bütün ilâhî dinlerde faiz haram kılınmış, yasaklanmıştır. Faiz zulümdür ve haramdır; çünkü faiz alan, hiçbir riske girmeden, emek sarfetmeden, zahmet çekmeden, her nasılsa elde ettiği bir sermaye sayesinde gelir elde ederken bu sermayeyi kullanan, bununla yatırım ve üretim yapmaya teşebbüs eden, emek ve zahmet çeken kimseler faizciye (tefecilere, bankalara ve mevduat sahiplerine) sermayeden fazla ödeme yapmaktadırlar; bu ödeme, müteşebbis (emeği çeken, işi yapan, yatıran, üreten) kazanmasa da, zarar etse de, evini barkını satmak mecburiyetinde kalsa da yapılmaktadır. Eğer faizi bankalar veya devlet ödeyecekse daha büyük bir zulüm söz konusudur; bu durumda rantiyer (biriktirdiği paranın faizini yiyen) hem ana parasını hem de faizini alırken bu faizi ödeyen -çoğu dar gelirli- halk olmaktadır; bugün devlet borç batağına saplanmıştır, faizi ödeyebilmek için yeniden faizli borç almaktadır, bu paradan hiç yarar görmeyen halk ise rantiyere faiz ödemektedirler. Bankalar iflas etmekte, faizi ve ana parayı, yine bu işten hiçbir menfaati olmayan halk ödemektedir. İşte bu sebeplerledir ki dinler faizi haram kılmış, sermaye toplamak için kâr ve zararda ortaklık seçeneğini tercih etmiştir. Ticari değil de şahsi ihtiyacı için para/mal bulmak zorunda olan kimselere de şahıslar ve devlet faizsiz olarak kredi verecek, bundan sevap kazanacak, milli birliği güçlendirecek ve ahirete yatırım yapmış olacaklardır.
Bir ekonomi yazarı, güncel olan faiz hareketi ile ilgili olarak şöyle diyor: "Faizler yükseliyor... 'Eyvaaahhh... Hazine bu faizi nasıl ödeyecek?' diyerek dertleniyoruz. Faizler aşağıya inmeye başlıyor. 'Eyvaaahh... Ayşe Hanım Teyzem ile Ali Rıza Bey Amcamın faiz geliri düştü... Perişan olacaklar...' diyerek dertleniyoruz. Merkez Bankası faizleri indirdi. Ardından bono faizleri inmeye başladı... Ayşe Hanım Teyzem ile Ali Rıza Bey Amcam gibi yaşamlarını faiz gelirine bağlayanlar acep ne durumda diyerek dün banka banka gezdim..."
Bu yazar düşünmüyor ki, o amcanın ve teyzenin elde ettiği gelir, fakir fukaranın cebinden çıkıyor, onlar sıkıntı çekmeden faiz geliri ile geçinirken milyonların mutfağı biraz daha yoksullaşıyor, aç ve açıkların sayısı artıyor. O amca ve teyzelerin elde ettikleri faiz geliri, parayı kullananlar kâr etseler, faiz vergiden ödenmese de yine yoksul halkın cebinden çıkıyor; çünkü faizli kredi kullanan müteşebbis ürettiği mal ve hizmete, ödeyeceği faizi de ekliyor ve bu malı/hizmeti kullanan halk faizi de ödüyor. Eğer faiz olmasaydı mal ve hizmet, faiz miktarı kadar ucuza alınacaktı. O teyzeler ve amcalar yalnızca ahiret hayatları bakımından değil, dünyada yedikleri faizin kimlerin cebinden çıktığını düşünerek de rahatsız olmalıdırlar.
Pekala geliri giderini karşılamayan, elinde biraz parası olan ve onun faizi ile geçinenler faiz yemesinler de ne yapsınlar?
1. Devlet sosyal güvenlik kurumunu öyle kursun ve düzenlesin ki, ülkede bir tane aç ve açık kalmasın; birileri sırça köşklerde yaşarken diğerleri olmazsa temel ihtiyaçlarını sosyal güvenlikten sağlasınlar.
2. Kendileri üretim ve yatırım yapamayan küçük büyük tasarruf sahiplerinin paralarını değerlendirmelerini, faiz değil kâr elde etmelerini sağlamak için devlet tedbirler alsın; bu paraların çarçur edilmesini, kötü niyetli veya ehliyetsiz kimselerin ellerinde zayi olmasını engellesin.
3. Devlet bir an önce biraz acı da olsa bazı reçeteleri uygulasın, borcun bir kısmını, değer kaybı bakımından en az zararla ertelesin, geri kalanı ise para basarak ödesin, yeniden borçlanmamanın da yollarını arasın (Bu konuda MÜSİAD'ın önemli çalışmalarından da yararlanılsın).


Banka Faizi (3)

Banka faizini "gerçek faiz"(?) saymayan bazı ilahiyatçıların bu hükme varırken dayandıkları delilleri bu yazıda bir bir ele alıp çürüteceğim:
1. "Bankada biriktirdiğiniz paranın faizi, gelir payı sayılır".
"Bankada biriktirdiğiniz paranın faizi" dedikten sonra bunun "gelir payı" sayılacağını söylemek anlamsız veya çelişkilidir; evet faiz de bir gelirdir ama "faiz geliridir" ve bunu İslam haram kılmıştır. Meşru gelir payı, İslam'ın izin verdiği işlemlerden (yatırım, üretim, ticaret, hizmet...) elde edilen gelir payıdır.
2. "Haram olan faiz, fakire verilen ödünç paradan alınan gerçek faizdir. Banka fakir değildir, sizden aldığı para da borç değildir, kâr-kazanç sağlamak için almıştır".
Hiçbir kaynakta, hiçbir devirde, hiçbir alim böyle bir faiz tarifi yapmamıştır. Faiz zenginden alınsa da fakirden alırsa da faizdir ve haramdır. Belki "fakirden alınan faizin günahının daha büyük olacağı" söylenebilir.
Evet banka fakir değildir, mudilerinden aldığı para da borç değildir; banka mudilerinden para satın alır, satın almadan oluşan borcunu vadesi gelince ve mudi isteyince fazlasıyla (faizi ile) öder. Banka kârını/kazancını, mudilerinden topladığı paraları, onlara ödeyeceğinden daha büyük faizlerle kredi talep edenlere vererek elde eder. Kredi borç demektir; şu halde banka bu paraları faizli borç olarak veriyor demektir, bir başka yoruma göre de parayı daha fazla para ile satmaktadır. Parayı ödünç vererek veya satarak kâr sağlandığı zaman bu kârın adı her zaman, her yerde faizdir ve faiz İslam'a göre haramdır.
3. "Aslında genelde bankayı kuranlar zengin insanlardır. Onlar sizin paranızdan kazanç sağlarken siz eğer herhangi bir fazlalık almazsanız, şu enflasyon karşısında paranızın aslı da küçülür, eriyip gider".
Bankayı kuranlar kendi sermayeleri ile İslam'a göre meşru ticaret yaparak para kazanmıyorlar, mudilerden topladıkları parayı faizli kredi olarak ihtiyacı olanlara veriyor, kazancı bundan sağlıyorlar. Bankaya gelip kredi talep eden insanların bir kısmı yoksuldur veya aslî (temel) bir ihtiyacını karşılamak için paraya ihtiyacı vardır. Bir kısmı ise zengindir; sermayesini büyütmek, yeni yatırımlar yapmak için kredi almaktadır. Banka yoksul müşteriden de zengin müşteriden de faiz alır. Zengin müşteri aldığı kredi ile ticaret ve üretim yapıyorsa -bundan önceki yazılarda açıklandığı gibi- bunun faizini maliyet girdisine ilave eder ve ürettiği, sattığı malın fiyatına faiz yansır; sonuçta faizi -ülkemizde çoğu yoksul olan- tüketici öder.
4. "Günün ekonomik şartlarını düşünmeden hemen haram damgasını yapıştırmak İslam'ın ruhuna aykırıdır. Bu nedenle paranın değer kaybını korumak da önem taşımaktadır."
Günün ekonomik şartlarını kapitalizm belirliyor. Kapitalizmin dini ve ahlakı yoktur; bu sistem başkalarının eti, canı, kanı, emeği, mağduriyeti, sömürülmesi pahasına para kazanmaya, büyümeye, kapital sahiplerinin zenginleşmesine ayarlıdır. İslam günün şartları ne olursa ona uymak ve dindarları afyonlayarak soydurmak, sömürtmek, zalimlerin işlerini kolaylaştırmak için gelmemiştir; mazlumun yanında yer alıp zalimi yola getirmek için gelmiştir. Günün şartlarında atıl para değer kaybediyor ve parasını yastık altında tutanlar zarar ediyorsa bunu önlemenin meşru yolları vardır. Bu yolların en faydalı olanı da çeşitli ortaklıklar (adi ortaklıklar, şirketler, holdingler) kurarak büyük sermayeler oluşturmak, bu sermayelerle yatırım ve üretim yapmak, elde edilen kazancı adil bir şekilde paylaşmaktır. Ortada bir kusur bulunmadan zarar edilmiş ise buna da sermaye oranında katılmaktır. Benim müslümanlara tavsiyem, işten anlayanların şirket kurmaları, parası olanların da hisse senedi alarak şirketlere ortak olmalarıdır. Müslüman bankalara ancak, faiz yerine kâr-zarar ortaklığı esasını koydukları zaman gider.


 

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Önceki Soru
Sonraki Soru
Bütün Soruları Listele
Bütün Soru Konularını Listele
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Önceki Soru Sonraki Soru Bütün Soruları Listele Bütün Soru Konularını Listele