www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın İnternet Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


Cevdet Paşa da “din adamı yok” diyor (2)

Ve bir Müslüman, ölülerinin birine bir hediye göndermek isterse Kur’an okur yahut fukaraya sadaka verir ve sevabını onların ruhlarına bağışlayıverir, bu sevabı onlara ulaştırmak için imama ve hocaya muhtaç olmaz. Ve biri vefat ettiğinde onu yıkayıp defnetmek diğer Müslümanlara farz-ı kifayedir (yeterince kişi bunu yapınca diğerleri sorumluluktan kurtulurlar), hiçbiri yapmazsa tamamı günahkâr olur, fakat cenazelerde imamlara bir miktar para vermek âdet olduğundan vazifeyi onlar yapıverir, imam olmazsa diğer Müslümanlar vazifeyi yapmaya mecbur olurlar.

Hasılı imam ve müezzin gibi sarıklılar hep bir cihet ve hizmet sahibi adamlardır, onların diğer insanlardan daha fazla bir rûhânîlik sıfatları yoktur. Onların üst tarafında bulunan ve insanlar tarafından saygı ve ikram gören müderrisler (medrese hocaları) dahi Avrupa’nın bilim doktorları gibidirler. Şan ve meziyetleri de ancak ilmin şeref ve itibarından kaynaklanmaktadır. Bununla beraber onlar dini diğerlerinden daha çok bildikleri için millet onlara ziyadesiyle saygı gösterir.

Büyük ve küçük yerleşim yerlerinin hakimleri de bu gibi alimlerden yetişir ve İslam dininde en büyük vazife hakkın sahibine verilmesi (adalet) konusu olduğundan bunu yapmakla görevlendirilmiş olanların her bakımdan diğer sınıflardan imtiyazlı-farklı olmaları gerekir; bu sebeple ulema sınıfı kılık kıyafet bakımından da başkalarından ayrı olur. İşte bunlar da jüj yani hakimler sınıfı demektir, yoksa piskoposların benzeri değillerdir ve Roma’nın kardinallerine muâdil (denk) gördüğünüz kazaskerler dahi büyük hakimler demektir. Şeyhülislam Efendi de bu hakimlerin bakanı gibir ki bir padişah vekilidir ve onun da rûhânîlik sıfatı yoktur.

Padişaha ait olan peygamber halifeliği (peygamberlik dışındaki vazife ve yetkilere vekil olmak) da yalnız ona mahsus yüce bir sıfattır, şeyhülislama ve kadılara geçmez. Onlar hep birer memurdur, tayin ve azilleri de padişahın iradesiyle olur. Hiçbir rûhânî merasim icrasına bağlı değildir hutbe okuyacak imamlar ki, hatib denilir, onlara padişah tarafından izin verilmiş olması gerekir ve bu da bir çeşit vekaletten ibarettir.

M. Motié dinledi, anladı ve teşekkür etti. “Hayli vakit İstanbul’da oturdum, buralara ait layıkıyla bilgi alamamışım” dedi.

Dedim ki, “Siz Beyoğlu’nda oturdunuz, değil Osmanlı ülkesinin, yalnızca İstanbul’un bile durumunu layıkıyla öğrenemediniz. Beyoğlu, Avrupa ile İslam ülkeleri arasında bir berzahtır (geçiş alanıdır) buradan siz İstanbul’u dürbünle görürsünüz, lakin kullandığınız dürbünler hep çarpıktır” (Tezâkîr-i Cevdet, Cüz 10).

Gelecek yazıda Elmalılı M. Hamdi Yazır’ın “İslam’da ruhban sınıfı ve bunlara mahsus din adamlığı isim ve niteliği yoktur” konusundaki düşüncesini nakledeceğim.

31.08.2017


BU MAKALENİN SESLİ VİDEOSU VARDIR:



VİDEO DIŞ BAĞLANTISI İÇİN BURAYA DOKUNABİLİRSİNİZ.


Buradaki iki mavi çizgi arası içerik site editörünce konulmuştur ve rastgele çıkmaktadır. İçeriğini onayladığımız anlamına gelmez, dikkatli davranın.

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Önceki Makale
Sonraki Makale
Makale Listesi
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:


 
Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Önceki Makale Sonraki Makale Makale Listesi