www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın İnternet Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


Çanakkale Harbi hakkında

Çanakkale şehitlerinin künyelerinin bilgisayara geçirildiğini öğrenince annemin amcası şehid Hafız Muammer ismini aradım. Künyesi şöyle kaydedilmiş: Adı: Ahmed Muammer. Lakab: Molla Eyüp Oğullarından. Memleketi: Çorum. Doğum yılı: 1303. Ölüm: Savana’da, ayın 18’inde.

Büyüklerimin anlattıklarına göre şekil olarak da çok güzel olan hafız Muammer amcamız yeni evlendiği günlerde askere çağırılmış, Çanakkale’de şehid olmuş ve hamile olan eşinden dünyaya gelen ve doğunca Fevziye adı verilen kızını dünya gözüyle görememiştir. Allah rahmet eylesin ve bizleri de şefaatine nail buyursun!

Çanakkale harbi hakkında yazılan kitaplar, makaleler, ilgili belgeler binalara sığmayacak çokluktadır. Her şeye siyaseti ve ideolojiyi bulaştıranların anlattıkları Çanakkale harbi ile tarafsız tarihçilerin ve bir de (daha önemlisi) bizzat savaşın içinde bulunan düzgün insanların anlattıkları Çanakkale harbi oldukça farklıdır. Doğru bilgiye ulaşabilmek için bu farklı tarafların yazdıklarını -mümkünse tamamını, değilse zorunlu olanları- okumak gerekiyor.

Bu vesile ile Konya’da, Islah-ı medaris denilen yüksek medresede okumuş ve orada hoca olacak seviyeye ulaşmış, askere çağrılınca medreseyi bırakarak çağrıya icabet etmiş, birçok cephede din görevlisi olarak hizmet vermiş, Çanakkale harbinin de içinde bulunarak görüp anlatmış olan Abdullah Fevzi Efendi’den birkaç paragraf nakletmek istiyorum. Değerli ve sevgili sınıf arkadaşım Prof. Dr. Ali Osman Koçkuzu bu zatın yazıp koruduğu defterleri, gerekli gördüğü yerlerde açıklamalar da yaparak kitaplar halinde neşrediyor. İZ Yayıncılık’tan çıkan iki kitabının adları şöyle: Çanakkale Cephesinde Bir Müderris, Bir Müderrisin Sürgün Yılları. Bir başka kitabın da adı “Abdullah Fevzi Efendi Hayatı Şahsiyeti ve Fikirleri".

Okuma arzusunu kamçılar ümidiyle aşağıda birkaç paragraf aktaracağım:

“Arıburnunda tabur imamımız şehit edilince asker sanki diyanet konusunda çobansız bir sürü haline geliverdi. Ordugâhta ezan okunmaz, asker ezanla felaha çağırılmaz, namaz kılınmaz, Kur’ân okunmaz, bir nasihatçı çıkıp din diliyle askere nasihat etmez. Asker baştanbaşa dalalete bırakılmış, kendi istek ve arzularının, hislerinin heva ve hevesinin, zebunu bir hale gelmiş, kumandanlardan bu işe hiç aldırış eden yok. Özellikle de askerin bu şekilde başsız, din ahkâmına bağlı ve kayıtlı olmaktan kurtulmuş, her şeyi meşru ve mubah gören bir inanç ve anlayışta bırakılıverilişi, kumandanların en azından arzulayıp, istedikleri bir durumdu. Fakat peşpeşe gelen musibetler, belalar, başarısızlıklar ve askerin çöküşü, onları uyardı ve biraz da korkuttu. Kriz ve problemlerin askerin yakasını bırakmayışı, onların ilhat ve dinsizliklerini bir parçacık olsun gevşetti. Maneviyat kalelerine sığınmağa mecbur kaldılar. Bu durum bir anlamda, Allah’ın varlıkları yarattığı “fıtrat” ve kabiliyetin zorunlu gereği idi… Onların dine ve maneviyata dönüşleri, biraz da ülkedeki yeni siyasetin zorlamasıyla, halka dindar görünmek, şeriat yanlısı tanınmak gibi bir kaygı da söz konusuydu. Allah affetsin tabur kumandanının inancı vardı, bu sahada diğerleri gibi değildi en azından. Harekâttan üç gün önce bölük kumandanlarına sormuş: “askerleriniz içinde Kur’an okuyabilen, imamlık yapabilen kim var, sorun!” demiş. Beni ve diğer bölükten de bir başka arkadaşı haber vermişler. Çavuş beni çağırdı ve “tabur kumandanı seni istiyor!” dedi. Dehşete düştüm, “inşallah hayırdır” dedim. Bu davet görülmemiş bir şeydi. Bizi kumandana götürdüler. “Buyurun kumandanım!” dedik. Kumandan bana dedi ki: “Sen hoca mısın? Kur’an okuyabilir misin?” Ben “evet” dedim… Kumandan sonra bana döndü ve “sen imamsın” dedi. Öteki arkadaşa da: “sen de müezzinsin” dedi… Beş vakit müezzin ezan okusun, sen cemaate namaz kıldır, Yasin ve Fetih surelerini oku!” Ben, “baş üstüne efendim” dedim. Bizi götürenlere döndü: “benim adıma kumandanlarınıza söyle imamlık dışında bu ere askeri görev vermesinler, ama sadece talime çıksın, talim ona yeter” dedi. Sonra bana dönerek: “günümüzde talim her Müslüman için gerekli” dedi…

Koçkuzu’nun tespitine göre: Çanakkale muharebelerinde onun (A. Fevzi Efendi’nin) şikâyet ettiği iki nokta vardır; birincisi askerin başsız oluşu, kumandan kadrosunun askerle birlikte, muharebelerin cereyan ettiği sahada ve alanda bulunmayışı, emri verdikten sonra bir daha oralarda görülmeyişi, ikincisi ise düşmanı hiç görmedikleri halde, taktik hatalar yüzünden devamlı ateşe maruz kalıp, koskoca alayın veya alayların, tümenlerin yok oluşu, veya bir başka deyişle, gereksiz hücum taktiğinin, askeri tabiye ve taktik kanunlarına uyup uymadığı meselesi…

Hatıratta üzerinde çokça durulan bir nokta da askerin komuta heyetinden yoksun kaldığı iddiasıdır. İttihat Terakki partisinin orduyu siyasete çekmesi sonucunda, zabitler arasında hem hiyerarşi bozulmuş ve hem de orduda zabit sayısı azalmıştır. Çünkü bir takım yanlış ölçülerle epeyden beri yaşlı subaylar ordudan alınmakta idiler. Kumandanlararası edep ve terbiye sarsılmıştı. Bunda siyasetin rolü büyük olmuştu…

Bütün bunlara rağmen Çanakkale’de düşman durdurulmuştu; çünkü askerin içinde çok sayıda “Hafız Muammer”ler vardı.

20.03.2015

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Önceki Makale
Sonraki Makale
Makale Listesi
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Önceki Makale Sonraki Makale Makale Listesi