www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın Web Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


İthamlar ve gerçekler (8)

İtham:
« Hayrettin Karaman: Kadına bakarken dokunmadan boşalmak orucu bozmaz şeklinde yanlış bir fetva vermiştir.
Hayrettin Karaman’ın faize fetva vermesi: “Mübrem -gerekli, olmazsa rahatsız edici, zarar verici olan- ihtiyacını gidermek için faizli kredi alabilir.” »

Cevap:

Burada iki mesele var:

1. "Yalnızca bakarken meni gelirse oruç bozulmaz” demişim ve bu fetva yanlış imiş !
Ömer Nasuhi Hocamızın Büyük İslam İlmihali'nden aynı fetvayı naklediyorum: “Yalnız tutmakla, öpmekle, oynamakla oruç bozulmayacağı gibi mücerret bakmak ve düşünmek neticesi olarak meni akmakla da oruç bozulmaz.” (s. 381, mesele numarası: 116)

2. İkinci mesele zaruret halinde faizli ödünç almak. Bu konuyu da yanlış/eksik aktarmış. Benim anlattığım husus “zaruretin ne olduğu”dur ve Mecelle’den naklettiğim bir kaidenin açıklamasıdır. Faize fetva verdiğim filan yok. Zaruretlerin mahzurları mübah kıldığını ise bilmeyen yok sanıyordum ama varmış.

İtham:

« -Peki hocam, bir Hıristiyan Peygamberimiz için ne demelidir?

H. Karaman: İyi bir insan, iyi bir Müslüman ve Peygamber olduğuna da inanmalıdır. Biz üç dinin mensupları şuna inanmalıyız; Hz. İsa ALLAH’tan vahiy almıştır, Hz. Musa, ALLAH’tan vahiy almıştır. Hz. Muhammed de ALLAH’tan vahiy almıştır. Buna inanmak durumundayız.

-Peki ama hocam, Hıristiyanlar niye inanacaklar ki? İnandıkları takdirde Müslüman olmazlar mı?

H. Karaman: Hayır, Müslüman olmazlar.

-Olmaz ama bir gevşeme, bir kopma...

H. Karaman: ...Bir Hıristiyan veya Musevi, “Hz. Muhammed’in de ALLAH’tan vahiy aldığına inanıyorum,” der. Sonra “Bu peygember (Hz. Muhammed) benden ne istiyor” sorusunu sorar. Yani, “Ben bir Museviyim ya da Îseviyim, dinimi bırakıp şu ana kadar inandığım ve yaşadığım şeylerden tevbe edip Müslüman olmamı mı bekliyor? Yoksa başka bir beklentisi mi vardır?” Ben diyorum ki, İslâm ulemâsı içinde, Kur’an-ı Kerim’e bakarak Peygamberimiz'in beklentisinin bundan ibaret olduğuna inanlar var...

Dolayısıyla “Bu takdirde onlar da cennete giderler” demiş oluyor.

Bu inançta olanlar var mı? Var. Bu inançta olmayanlar var mı? Onlar da var... İşte sizin adına diyalog dediğiniz şey bu zaten. Hep şunu söylüyorum; diyalog, “tek bir dine varmak, dinleri teke indirgemek olmamalı.” Böyle bir hedef olamaz zaten. Bu eşyanın tabiatına aykırıdır. Ama diyalog, duvarları kaldırıp, birbirimizi görmemizi sağlayabilir... »

Cevap:

Bu ithama daha önce de cevap verdim. Buradaki sözler bir konuşmamdan alınmış, konuşmam tarafımdan kaleme alınmadığı için altını üstüne bağlamazsanız yanlış anlayabilirsiniz. Dikkat edilirse görülecektir ki, bu sözler benim görüşüm değildir, bu konuda bazı alimlerin görüşlerinin naklidir.

Konu ile ilgili kendi inancımı defalarca yazdım; yakında köşemde de tekrarladım, şimdi bir daha yazayım:

Peygamberimiz'in bu sözünü (daha doğrusu tebliğ ettiği kitaptaki bu ayeti) duyan ehl-i kitap ona (Peygamberimiz'e) inanmaz, ama onun “Lâ İlahe İllallah diyen cennete girer” sözünü kabul eder ve buna bağlı olarak cennete gireceklerine iman ederlerse ortada bir çelişki olur; çünkü Peygamber'in (s.a.) çağırdığı iman doğru ise kendisi de hak peygamberdir, kendisi hak peygamber değilse çağırdığı tevhîd ve söylediği söz de bağlayıcı, kurtarıcı bir iman esası olmaz. Şu halde Peygamberimiz'e muhatap olan, onun davetini sahih olarak duyan ehl-i kitabın kurtuluşu, onu peygamber olarak tanıyıp inanmalarına bağlıdır. Gördüğü, bildiği halde Kur’an’ı ve Muhammed Mustafa’nın (s.a.) peygamberliğini inkar eden bir kimse cennete giremez. Son peygamberin rehberliği olmadan ehl-i kitabın, batıl olan inançlarını tashih etmeleri de mümkün değildir; tecrübe, olup bitenler, kiliselerin resmi amentüleri bunu açıkça ortaya koymaktadır.

Yalancı ve iftiracıların kasıtlı bir çelişkilerine de dikkat çekmek istiyorum: Benim katılmadığım ama naklettiğim görüşün (yorumun) sahipleri bugün hayatta ve aramızda yaşıyorlar, kimler oldukları da biliniyor. Beni itibarsızlaştırma vazifesini yüklenenler niçin onları (reddettikleri görüşün asıl sahiplerini) bırakıyor da akşam sabah benimle uğraşıyorlar !?

Yalancı bir de diyor ki: “Tefsir yazmış, orada da Bakara 62. Ayet'in açıklamasında farklı görüşte olanların görüşlerini nakletmiş, ama kendi görüşünü yazmamış.

Bu da iftira, lütfen “Kur’an Yolu isimli Tefsir’imizin bu kısmını okuyun. Orada bütün görüşlerin ve bu arada İmam Gazzâlî’nin ve bizim görüşümüzün şöylece yer aldığını göreceksiniz:

“...Klasik tefsirlere göre bu âyette zikredilen İslâmiyet dışındaki dinlerin mensupları, Hz. Muhammed’e ve Kur’an’a inanıp “İslâm milleti”ne girmedikçe iman etmiş sayılmayacaklar, bu sebeple de âyette ifade buyurulan âhiret ecrine ve güvenliğine nâil olamayacaklar, yani ebedî olarak cehennemde kalacaklardır (meselâ bk. Zemahşerî, I, 73; Şevkânî, I, 102).

(Gazzalî’ye göre) Ehl-i kitap genellikle üç sınıftır: İlk sınıfa Muhammed ismi hiç ulaşmamıştır; bunlar mâzurdurlar. İkinci kesim, onun ismi, nitelikleri ve mûcizelerinin ulaştığı, İslâm ülkelerine komşu yörelerde veya Müslümanlarla iç içe yaşayan zümrelerdir. Bunlar kâfir ve mülhiddirler. Üçüncü kesim ise bu ikisi arasında bir durumda bulunanlar yani Muhammed ismini duymuş olmakla birlikte özellikleri hakkında doğru bilgi edinememiş; aksine çocukluğundan itibaren, ‘Muhammed isimli yalancı ve sahtekâr birinin, peygamber olduğunu iddia ettiği...’ şeklinde yanlış bilgilere sahip olarak yetişmiş kimselerdir. Bana göre bunların durumları da ilk sınıfa girenlerin durumu gibidir.” Gazzâlî’ye göre yalnızca Hz. Muhammed ve daveti hakkında doğru bilgilere sahip oldukları halde inkârda ısrar edenler kâfir olup ebedî olarak cehennemde kalacaklardır ki, bunlar azınlığı oluşturur. Bir dine (millet) mensup olup da Allah’a ve âhirete inanan, kendisini dünya ihtiraslarına kaptırmayan kimse, kulağına böyle bir bilgi geldiğinde onun aslını araştırması gerekir. Böyle bir araştırmaya girişmekle birlikte ölüm gibi bir engelden dolayı sonuçlandıramayanlar da affedilecek ve Allah’ın geniş rahmetine nâil olacaklardır. Gazzâlî bize şu öğüdü de verir: “Yüce Allah’ın rahmetini geniş tut; ilâhî işleri dar ve resmî ölçülere göre ölçme!” (Faysalü’t-tefrika, Mecmua içinde, s. 146).

Uhrevî kurtuluş konusunda Kur’ân-ı Kerîm’in ısrarla üzerinde durup vazgeçilmez gördüğü şartlar, Allah’ın varlık ve birliği ile âhirete inanmak, Hz. Muhammed’in peygamberliğini ve öğretisini tanımak, Allah’ın razı olduğu güzel işler yapmaktır (özellikle bk. Bakara 2/136-137; Nisâ 4/47, 116, 136, 150-152, 171-173). Geçmişteki peygamberlerin tebliğ ettiği bütün ilâhî dinler gibi İslâmiyet’in de özü budur. (Bu şartlara uyduğu halde) Son Peygamber’e, kabul edilebilir bir mazeret sebebiyle iman edememiş olanların, Gazzâlî’nin önerdiği geniş bakışla mümin sayılıp cennete gireceği ümit edilebilir.

Bu nakilden açıkça anlaşılacaktır ki, biz, “mevcut ve bilinen inançları ve amelleri ile ehl-i kitabın cennete girebileceklerini” söylemiyoruz. Gazzâlî’nin dediğini diyor, bir manada ehl-i fetret olanların kurtulma ihtimallerinden söz ediyoruz.

16.01.2015

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Önceki Makale
Sonraki Makale
Makale Listesi
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Önceki Makale Sonraki Makale Makale Listesi