www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın Web Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


Türkiye'de Bir İmam Hatipli (2)

Devlet ile millet, okumuşlarla halk arasındaki kopukluğu siyasetin gerektirdiği kadar tamir etmek için için 1946 seçimlerinden sonra meşhur laikçi Halk Partisi dindar halka, isteğe bağlı din dersi, sekiz aylık İmam Hatip kursları gibi bazı küçük tavizlerde bulundu, ama yetmedi ve 1950 seçimlerini kaybetti. İktidara gelen Demokrat Parti erkânı da eski halk partililerden idi, ama bunların bir kısmı pragmatik, bir kısmı ise bir ölçüde dine yakın idiler. Dindarlara verilen tavizlerin dozu biraz daha arttırıldı, ezan tabii haline döndü, radyoda haftada bir gün yarım saat Kur'an ve açıklaması programı uygulandı, Başbakan Menderes bir konuşmasında "Bu millet müslümandır ve Müslüman kalacaktır" dedi. Derken ülkenin yedi şehrinde yedi adet, yedi yıllık İmam Hatip Okulları açıldı. İktidara masonlar sızmışlardı, bazı laikçiler de kuzu postunda devrede idiler. Onların engellemeleri ve etkileri hep devam etti, İmam Hatipliyi "bulaşıcı hastalık taşıyan hasta gibi" toplumdan tecrit etmek ve yalnızca çok sınırlı alanda vazife vermek üzere tedbirler aldılar. Okulların adı orta ve lise bile değildi, ilk dört yılı "birinci kısım", sonraki üç yılı "ikinci kısım" idi. Mezunları, Ankara'da açılmış olan İlahiyat Fakültesi dahil hiçbir yüksek okul ve fakülte kabul etmiyordu.

İmam hatipli, bu okullar açılmadan önce ilk okulu okumuş, burada "aileden görüp bildikleri, alıp uyguladıklarına yabancı" bir ortam ile karşılaşmıştı. Din, medeniyet, tarih, örnekler ve önderler gibi konularda bildiklerine ve duyduklarına ters şeyler söyleniyor, telkin ediliyor, beyinler yıkanıyordu. Çocuk bunları aileye taşıdığında "Sen dinle, itiraz etme, bizden aldıklarını da kendine sakla, açıklama, okulu bitirmeye bak" tenbihini sıkı biçimde alıyordu.

O devirde ilkokulu bitiren muhafazakâr, esnaf veya yoksul aile çocuklarının çoğu ya bir zenaat sahibi olmak için çırak girer, ya da sanat okulu, öğretmen okulu gibi alanları tercih ederlerdi. Bu arada özel hocalardan gizli olarak medrese derslerini okuyanlar, ilkokulu bitirince kabul eden Kur'an kurslarına devam ederek Kur'an okumayı öğrenen veya hafız olanlar vardı.

1951-52 ders yılında ilk İmam Hatip okulları açılınca dindar aileler (ama yine de esnaf, yoksul, köylü kesimi) açılışı büyük bir sevinçle karşıladılar ve çocuklarını, dünyevi bakımdan istikbal vaat etmeyen bu okullara gönderdiler.

Öğrenciler bakımından artık ok yaydan çıkmış, İmam Hatipli, aileden okula atlamış, su misali kendi yolunu kendi açarak yürüme dönemi başlamıştı. Öğrenci yitiğini arıyordu, ama yolu kime soracaktı?

Beslenilen kaynaklar arasında Osmanlı bakıyesi medrese mezunu hocalar vardı, Osmanlı medreseden mektebe ve dârulfünuna geçince oralarda okumuşlar vardı, özel olarak okuyup yetişmişler vardı, Arap ülkelerinde okuyup gelmişler vardı. Bu arada kültür derslerine gelen öğretmenler arasında hızlı inkılapçılar da vardı.

İmam Hatiplinin zihninde dağlar gibi sorular birikmişti, önünü aşılması gereken zorlu engeller kesiyordu. Okuldakilerle yetinmek mümkün değildi; dışarıdan hem medrese derslerini okuyarak mâzîye bağlanmak, hem de rehber olabilecek yazar ve mütefekkirleri okuyacak hale gelmek ve âtîye uzanmak gerekiyordu. İmam Hatipli bu meydanda Necip Fazıl, Nurettin Topçu, İsmail Hami Danişmend, Peyami Safa, Remzi Oğuz Arık gibilerini tanıdı ve susuzluğunu bunlarla da gidermeye çalıştı.

"Sen ne olursan ol sana şuradan öte yol yok" diyenlerle mücadeleye başladı. Şehirlerde ve köylerde din görevlisi olarak vazife alınca halk ile içli dışlı oldu, halk onları bağrına bastı ve sahip çıktı. Önce yüksek tahsile mani olan ambargoyu deldi; Yüksek İslam Enstitülerinin açılmasını sağladı. Diğer üniversitelere girebilmek için güçlüklere göğüs gererek lise fark dersleri imtihanlarını verdi ve aynı zamanda lise mezunu oldu. Böylece kendi gayreti ile yüksek tahsil engelini kaldırınca çeşitli dallarda yüksek tahsil yaptı.

"Sen ağzınla kuş tutsan köy muhtarı bile olamayacaksın" diyenlere rağmen muhtar da oldu, kaymakam ve vali de oldu, tabip ve avukat da oldu, öğretim üyesi, milletvekili, başbakan ve cumhurbaşkanı da oldu.

Niçin oldu?

İstisnalar bir yana ortak amaç "kökü mazide olan âtî" olmaktı ve şimdi bu kutlu amacı gerçekleştirmenin yolculuğundayız.

Seferimiz mübarek olsun!

29.08.2014


(Site Editörünün Notu: Bu makalenin grafik versiyonu da vardır; resimlere tıklayarak buradan indirebilirsiniz:) Küçük) - Büyük)

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Önceki Makale
Sonraki Makale
Makale Listesi
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:


 
Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Önceki Makale Sonraki Makale Makale Listesi