www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın Web Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


Mezheb farkı beraberliğe engel değildir

Olan ile olması gerekeni birbirinden ayırmak gerektiğinin farkındayım. Bu sebeple yalnız geçmişte ve günümüzde olanı değil de İslam'a ve örnek toplulukların uygulamalarına göre olması gerekeni de yazmaya çalışacağım.

İslam mensuplarını, hem inanç ve düşünce hem de vahyi yorumlama alanlarında taklitten menetmiştir. İdeal olanı, her müminin neye niçin inandığını düşünerek, vahyi yorumlayarak, kalbi ve kafası ile ikna olarak bilmesi ve benimsemesidir. Neyi niçin yaptığını da Allah'ın talimatını anlatan kitaba ve sünnete bakarak, buradan anlayarak yapmasıdır.

Anlatan vahye dayalı kitap, anlayan da beşer olduğuna göre, her ne kadar Hz. Peygamber ve ilk öğrencilerinin (ashabın) uyguladığı anlama usulü kullanılsa bile bilgi, örfü adet, ihtiyaç ve anlayış farkları ortaya çıkmıştır ve çıkacaktır. İşte usulüne uygun tefekkür ve ictihada rağmen ortaya çıkan bu farklı anlayış, yorum ve ictihadlara mezheb denir.

Her mümin dini vahiy kaynağından -doğrudan- öğrenme ve anlamaya muktedir olamamış, bu yüzden inanacağı ve yapacağını bilenlerden sormuş, yetiştiği çevrede gördüklerini alıp uygulamış bu öğrenme yoluna da "taklid" denmiştir. Bir bölgede kalabalıklar aynı alimi taklid etmeyi adet haline getirince de bugün mezheb denince anlaşılan dini-ictimai kurum ortaya çıkmıştır.

Başta müminler meselelerini birden fazla müctehide sorabilmişler, tek bir müctehidin bütün ictihadlarını uygulama mecburiyeti olmamıştır. Fakat daha sonraki zamanlarda çeşitli sebeplerle tek mezhebe bağlılık ve taassup da ortaya çıkmıştır.

Olması gereken, farklı inanç ve amel (uygulama) mezheblerine bağlı olan müminlerin birbirini kardeş bilmesi, her birinin diğerine ait mezhebe ve uygulamaya saygı göstermesi, aynı camide, aynı imama uyarak ibadet etmeleri, mezheb farkını bölünme ve çatışmaya asla sebep ve alet etmemeleridir. Böyle olduğu zamanlar ve bölgeler elbette olmuştur, ama ne yazık ki, hem inanç mezhebleri hem de "Hanefi, Şafii, Hanbelî" gibi amel mezheplerine mensup mutaassıp müminlerin birbirleri ile çatışıp vuruştukları da olmuştur.

Hz. Ali'yi ve ona bey'at edenleri tekfir eden (kâfir ilan eden), sözde Kur'an'a dayanarak onları katletmeyi caiz gören Hâricîler ve daha önce de ona bey'at etmeyi ret ve isyan eden grup ortaya çıkınca Hz. Ali onlarla ilgili olarak şu talimatı duyurmuştu:
« Kardeşlerimiz bize isyan ettiler; ama onlara ne kâfir deriz ne de facir (günahkâr); çünkü onlar bunu bir yoruma dayanarak yapıyorlar.
Hâricîler bizim mescidimize gelip beraber ibadet etmek isterlerse mescitlerimiz onlara açıktır. Bizimle beraber cihada katılırlarsa aynı haklara sahip olurlar. Ama bize silah çekerlerse biz de çekeriz. »

Hz. Ali'nin açtığı çığır ve yaptığı çağrı kabul görseydi mezhepler arasında düşmanlık ve çatışma olmayacak, mezhep farkı ümmeti bölmeyecekti. Ne yazıktır ki, bir yandan cehalet ve taassup, diğer yandan müminlerin içine sızan münafıklar ve birlik düşmanlarının hile ve tahrikleri o güzel çığırı kapadı, çağrıyı gürültüye boğdu, farklı mezheplere mensup olan müminler "Allah Allah" diyerek birbirine kıydılar, kıymaya devam ediyorlar.

Buradan günümüzde şîî-sünnî, alevî-sünnî ilişkilerine kısa bir bakış yapmayı gelecek yazıya bırakıyorum.

13.06.2014

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Önceki Makale
Sonraki Makale
Makale Listesi
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:


 
Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Önceki Makale Sonraki Makale Makale Listesi