www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın İnternet Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


Farklılık ve kutuplaşma

Bazı yazarlar iktidarın; siyasi, ekonomik, dini, ideolojik... grupların tamamını kucaklamadığını, bunların bir kısmını adam yerine koymadığını, düşünce, şikayet ve endişelerini kale almadığını, onların da bu yüzden kutuplaştıklarını, demokrasi dışı yolları dahi kullanarak iktidara adeta savaş açtıklarını iddia ediyor, ısrarla bunu yazıyor ve konuşuyorlar.

Demokratik yönetimde iktidarın bütün vatandaşlara eşit mesafede durması, mümkün olduğu kadar her ferdi ve grubu dinlemesi, demokrasinin katılımcı versiyonuna daha fazla yer vermesi elbette beklenir, ama iş uygulamaya geldiğinde şu hususların gözden ve hesaptan uzak tutulmaması da gerekir:

Farklılık tabîîdir, ama kutuplaşmanın tek sebebi iktidarların, bazı gruplara yönelik tavrı ve tutumu değildir. Siyasi, ekonomik, ideolojik, dini grupların bir kısmının amacı -kaçınılmaz olarak belli bir dünya görüşü ve siyasi yelpazeye mensup olan iktidar ile kan uyuşmazlığı sebebiyle- ne yapıp edip onu devirmek ve yerine geçmek veya başka bir kadroyu iktidara getirmektir. Böyle bir hedefe sahip olan gruplar kucaklamaya gelmezler. Bunlara, demokrasi ve hukuk alanında kaldıkları sürece dokunulmaz, hak ve hürriyetlerini kullanırlar, ama şiddete başvurur, hukukun dışına çıkarlarsa -aman kutuplaşmasınlar diye- serbest bırakılamazlar. Gezi olaylarının vandalları bunun örneğidir. Onlar zaten ve başka sebeplerle kutuplaşmışlardır; hedefleri, gerekirse demokrasi ve hukuk dışına çıkarak iktidarı devirmektir.

Katılımcı demokrasi ifadesi kulağa hoş gelmekle beraber uygulamada pek çok problemi ve imkansızlığı da barındırmaktadır:

Bir kere bütün vatandaşların oy ve vekalet verme dışında kararlara ve yönetime doğrudan katılma imkanı -teorik olarak değilse de- pratikte yoktur.

Çeşitli araçlarla katılma imkanı bulanların da bütün talepleri hem meşru ve/veya faydalı olmayabilir, hem de grupların talepleri ve görüşleri arasında aşılamaz çelişkiler bulunur.

Diyanet İşleri Başkanlığı örneği üzerinden söze devam edelim:

Ülkemizde çoğunluk bu kurumun varlığından şikayetçi değil, aksine benimsiyor, faydalı buluyor ve varlığını/konumunu da sisteme aykırı görmüyor.

Bazı gruplar ise bu kurumun mevcut statüsü ile varlığını sisteme ve kendi davalarına aykırı görüyor ve derhal kaldırılmasını istiyorlar.

Peki iktidar, katılımcı demokrasi, grupları kucaklama, herkesin hükümeti olma adına ne yapacak? Kaldırsa çoğunluk razı değil, bıraksa azınlık isyan ediyor?

Çözüm, iktidarın, genel eğilimi ve halkına sunduğu programına uygun davranması, bu uygunluk içinde bir karar alması ve uygulamasıdır; nitekim hep böyle olmuş ve bu kurum neredeyse bir asra yakındır varlığını korumuştur.

Bu durumda talepleri dinlenen, itiraz hakları tanınan, ama dedikleri yapılmayan bireyler ve gruplar dışlanmış, adam yerine konmamış, iktidar tarafından kutuplaştırılmış mı oluyorlar? Ve bu sebeple iktidara savaş açmaları meşru mu oluyor?

Yoksa benimsemeleri gereken normal/meşru tutum ve davranış, "eşyanın tabiatı budur, demokrasilerde de olup biten bundan ibarettir" deyip görüş ve taleplerini devam ettirmek, insanları ikna etmeye ve taraftarlarını arttırmaya çalışmak, ama bu arada dedikleri olmuş vatandaşlar gibi birlik, beraberlik ve iyi vatandaşlık yolunda yürümeye devam mı etmektir?
Ben "ikincisi" diyorum.

28.03.2014

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Önceki Makale
Sonraki Makale
Makale Listesi
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:


 
Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Önceki Makale Sonraki Makale Makale Listesi