www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın Web Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


Kalbin Körlüğü

Kur'an-ı Kerim gözün kör olmasını değil, kalbin kör olmasını asıl körlük ve eksiklik sayıyor:

"Yeryüzünde hiç dolaşmıyorlar mı ki ibret almış kalplere yahut işitmiş kulaklara sahip olsunlar! Şu bir gerçek ki gözler körleşmez, fakat göğüslerdeki kalpler körleşir" (Hac: 22/46).

Bir olayı, bir manzarayı, bir nesneyi birden fazla kişi izler, gözlemler; onlara ne gördükleri sorulduğunda -ortak noktalar olsa da- önemli olanı farklı şeyler söylemeleridir. Şu halde göz ve kulak yalnızca bir alet; asıl gören ve işiten beyin (Kur'an'ın deyişi ile kalb) oluyor.

Kalbin körleşmesinin âmilleri çoktur; bunların belki de başında beyni yıkanmışlık, şartlanmışlık, bir bağımlılık yüzünden aklını feda etmişlik gelir.

Sözü yine Gezi Parkı ve sonrasındaki eylemlere getirmek istiyorum.

Adı büyük (şöhretli) bir takım yazarlar, sanatçılar ve siyasetçiler hepimizin gözleri önünde cereyan eden bu olayları, bu eylemleri çok farklı okuyor, görüyor ve değerlendiriyorlar.

Doksanlılar dedikleri ve masum gördükleri bir grup var. Bunlar Türkiye’de sözleri dinlenmesi gereken bir "âkıl insanlar heyeti" haline getirildi. Peki 1071'lilerden 1990’a kadar gelip geçmiş veya hala geçmemiş/yaşayan nesiller neden "âkıl" kişiler olmuyor, onlara da sorulması, onların da görüş ve taleplerinin alınması gündeme gelmiyor?

Diyelim ki, bu doksanlılar yeni bir demokrasi uygulaması başlatıyorlar; bu uygulama neden eleştirilmiyor da hep övgü konusu oluyor?

Ayrıca onların masumluğu (samimi olmaları, siyaset dışında bulunmaları, siyasi taraf olmamaları, çapulcularla şöyle ya da böyle bir ilişki içinde olmamaları) nereden belli? Bundan nasıl emin olunuyor?

Şimdi körlük konusuna geliyorum:

Mesela yüz kişi "masum, hukuka bağlı, demokrasi ve çevreden başka dertleri olmayan" gençler olsun, peki bunları görüp de, ülkenin dört bir yanında evlerinden tencere tava çalarak insanları rahatsız eden, sokaklara çıkıp vuran, kıran, yakan, yıkan, devletin güvenlik güçlerine savaş açan fertleri ve grupları görmemek veya görüp de bunları da "o yüz kişi gibi değerlendirmek" tam bir kalb körlüğü (akıl tutulması da denebilir) değil midir?

Bir sanatçı konser veriyor, dinleyenler de katılıyorlar, şarkı bitince "iyi bir çapulcular korosu olduk" diyor, sözde espri yapıyor, ama ima ettiği şey "başbakanın çapulcular dediği hukuksuz isyancıları, eşkıyayı", masumlar safına katmak, bütün eylemleri meşrulaştırmak, hatta sevimli hale getirmek.

Bu kalb körlüğü değil midir?

Suyu getiren ile testiyi kıran, hem de kasıtlı, planlı, kötü maksatlı olarak kıranı bir tutmak zulüm, bir görmek körlük değil midir?

Siyasi ve ideolojik muhalefet insanlara kötüyü iyi, siyahı beyaz, zulmü adalet, anarşiyi demokrasi… olarak gösterdiğinde toplum çok önemli ve tehlikeli bir problemle karşı karşıya gelmiş demektir.

Gemi örneğini unutmayalım, gözü ve kulağı olanlar doğru görmeyi ve doğru duymayı engelleyen "kalp körlüğü"ne düşmekten sakınmalıdırlar. Bu körlük, toplum gemisini kayalara çarptırdığında kimin sağ kalacağı belli olmaz. Allah korusun sağ kalan da başka bir gemide kürek mahkumu olabilir.

27.06.2013

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Önceki Makale
Sonraki Makale
Makale Listesi
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:


 
Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Önceki Makale Sonraki Makale Makale Listesi