www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın İnternet Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


Âkıl Ma'kul insanlar

Ülkemizde akan kan dursun, ölmek ve öldürmek için sarf edilen millî servet ülkenin güçlü ve müreffeh olması için sarf edilsin, bu ülkede belli bir grup (çoğunluk veya azınlık) değil, bütün insanların mutlu olabilmelerinin yolu açık olsun… Evet işte bunlar isteniyor ve bunun da adına "çözüm süreci" deniyorsa buna, millet ve memleket düşmanlarından gayrı kim "Hayır" diyebilir?!

Meseleyi özele indirelim. Otuz yıldır ülkede kan akmasına sebep olan PKK'nın silah bırakması, bundan sonra çözümün (taleplerin yerine gelmesinin) dağda ve ovada silahlı hareket ile değil, sivil toplum, partiler ve Meclis'te (siyaset kurumunda) aranmasını bu topluluğun önderi istiyor, bu isteğini ilan ediyor, taraftarlarına bildiriyor, itaat etmelerini talep ediyor.

Şimdi soru şudur:

Bu ilan ve talep, şimdiye kadar girilen yolun çıkmaz olduğu veya döneminin sona erdiği idrakinden mi kaynaklanıyor, yoksa hükümet halktan gizlediği bazı verilemez tavizler verdi de bu sebeple mi silahlar bırakılıyor?

Dileğimiz birinci ihtimaldir.

Muhalefetin iddiası veya endişesi ise ikinci ihtimaldir.

İkinci ihtimalin devamlı gizli kalması mümkün değildir; böyle bir şey varsa ortaya çıkar ve "verilemeyecek tavizler" verilemez ya, vaad edilmiş ise buna kimse razı olmaz ve süreç de sona erer. Böyle bir ihtimal var diye, birinci ihtimali yok sayarak sürece karşı çıkmak, süreci baltalamak, hayali veya evhamı gerçek yerine koyup insanları ağır bir itham ve hakaret bombardımanına tabi tutmak aklı başında, vicdanı bozulmamış adamların yapacakları bir şey olmamalıdır.

Aklı başında dedim de aklıma şu "âkıl insanlar" ifadesi geldi.

Bu ifade ve teşebbüs ortaya çıkar çıkmaz -hemen daima olduğu gibi- bilir bilmez herkes konuşmaya, ahkam kesmeye koyuldu. Bu ahkam kesilirken (bugüne kadar) bu insanların kimlerden ibaret olduğu ve ne yapacakları belli değildi; ama herkes kendine göre isimler buluyor, vazifeler uyduruyor ve veryansın ediyordu. (Şu bizim memleketin haline bak!)

Kısaca bu âkıl kelimesi üzerinde de duralım:

Kökü akıl olursa "âkıl" yazılmalı, kökü "ekl" olursa "âkil" şeklinde yazılmalı. Âkil: "Yiyen, yiyici" demektir. Âkıl ise aklı başında, akıllı manasına gelir. İslam ilmihali kitaplarında "âkıl ve bâliğ" diye iki kelime geçer; işte buradaki âkıl, yükümlü olacak kadar aklı bulunan, "bâliğ" de ergenlik çağına gelmiş olan demektir.

Yetmiş küsur milyon insanımızın pek azı (akıl hastası olanlar) dışında tamamı bu manada "âkıl" insanlardır. Çözüm sürecine katkı yapsınlar diye düşünülen insanlar ise bu "âkıl insanlarımız" içinden, bu vazife için uygun olduğu düşünülenlerdir. Bu nitelikte de pek çok insanımız vardır; bunların bir kısmının seçilmesi, "bunlardan başkası yok" manasına gelmez.

04.04.2013

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Önceki Makale
Sonraki Makale
Makale Listesi
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:


 
Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Önceki Makale Sonraki Makale Makale Listesi