www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın Web Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


İddianamedeki laiklik

Asıl problemin iddianamede bir daha gördüğümüz "Türk yargısının laiklik ve demokrasi anlayışı"ndan kaynaklandığını ifade etmiştim. Birkaç yazıda bu anlayışı ele alacağım. Hemen peşin söyleyeyim, iktidar her işi bırakıp yeni anayasayı derhal çıkarmalıdır.

Aynı paragrafta önce "Lâiklik...bir uygar yaşam biçimidir." Deniyor, birkaç satır sonra da "...siyasal, sosyal ve kültürel yaşamın çağdaş düzenleyicisidir." ifadesine yer veriliyor.

"Yaşam biçimi mi", "yaşamın düzenleyicisi mi". Bu iki kavram aynı olmadığına göre birine karar vermek gerekmez mi?

"Laiklik bir hayat tarzıdır" diyenler, fert ve toplulukların da laik olacağını iddia ediyorlar. Halbuki laiklik bir devlet tavrıdır, devlet düzeni ilkesidir. Fert ve grupların laik olmaları gerçekte karşılığı olmayan, mantık bakımından da saçma olan bir ifadedir. Fertler ve gruplar bir inancı veya inançsızlığı seçer, hayatlarını da ona göre yaşarlar. Laiklik hangi alanlarda nasıl yaşanacağını, nasıl davranılacağını, kuralları ve düzenlemeleri ihtiva etmez; yalnızca kamuya ait kuralların dine dayanmamasını öngörür.

Ferdin laik olması, "hayatına inancını, dinini sokmaması, hayatını din ve inancı bir yana koyarak yaşaması" demek olur ki, böyle bir tasavvurun hayatta karşılığı yoktur ve olamaz. Laiklik insanlara inanma veya inanmama özgürlüğü getirir, insanlar bu ilkeye dayanarak bir inanç, ideoloji, dünya görüşü seçerler ve hayat tarzı da -laikliğe değil- bunlara (inanç, ideoloji, dünya görüşü) dayanır.

"İnsanı kul olmaktan çıkarıp birey yapan, bireye kişiliğini geliştirmesi için özgür düşünce olanaklarını veren, bu yolla siyaset-din ve inanç ayrımını gerekli kılarak din ve vicdan özgürlüğünü sağlayan ilkedir" diyor.

Kul ve ümmet olmaktan çıkarıp birey ve ulus yapma durumu bazı ağızlarda ve kalemlerde sıkça tekrarlanıyor.

Müslümanlar kul ve ümmet olmaktan çıkmayı asla istemezler ve bunlardan da çıkmazlar. Hiçbir sistem ve güç Müslümanı, Allah'a kul olmaktan ve Hz. Muhammed'e ümmet olmaktan çıkaramaz.

Kul olmaktan "kula kul olma" kast ediliyorsa, Kur'an-ı Kerim daha ilk suresinde (Fatiha'da) bunu reddediyor ve "Allah'ım, yalnızca sana kulluk ederiz" ifadesini her gün defalarca tekrarlamamızı sağlıyor.

Ümmetten maksat "bütün Müslümanların dini ve siyasi birliği" ise bundan çıkmanın övünülecek bir tarafı yoktur. Dün ve bugün, gayr-i müslim ülkelerin ve halkların Müslümanlara reva gördükleri muamele ortadadır; onlarla birlik olmayı savunup da Müslümanlarla birlik olmayı reddetmek neden daha değerli olsun!

Keşke mümkün olsa da bugün yine Müslüman ülkeler arasında, olabildiğince yakın ve sıcak bir birliktelik oluşturulsa, öteki halklara düşman olmadan, haksızlık yapmadan kendi varlık ve menfaatlerini kormada işbirliği yapsalar! Bunda ne kötülük, hangi zarar olabilir?

Avrupa sınırları, hukuku, parayı, bayrağı... değiştiriyor; dünyada çeşitli siyasi, ekonomik, askeri... birlikler oluşturuluyor; bütün bunlar bir çeşit "ümmet olma" durumudur. Sıra Müslümanların ümmet olmalarına gelince buna niçin karşı çıkılıyor?

Devam edeceğim.

30.03.2008

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Önceki Makale
Sonraki Makale
Makale Listesi
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Önceki Makale Sonraki Makale Makale Listesi