www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın İnternet Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


Sözümün manası

"Böyle bir düzenin içinde Müslüman olarak yaşamak zorunda kalırsanız. O zaman işte siz Kuran-ı Kerim'in miras ahkâmını değiştiremezsiniz. Böyle bir hakkınız yok..." demişim ve savcıya göre bu söz "laikliğe aykırı ve şeriat propagandası" sayılıyor.

"...Böyle bir düzenin içinde Müslüman olarak yaşamak zorunda kalırsanız..." sözünün manası şudur:

İslam dini müminlerin, dünya hayatı ile ilgili emir, yasak ve tavsiyeleri de içerir ve Müslümanlar için namaz, oruç kadar bunlar da bağlayıcıdır. Bu sebeple Müslümanlar, gönüllü olarak laik bir düzen kurmazlar, başka imkan bulunmadığında böyle bir düzen içinde yaşar ve yapabildikleri kadarı ile dinlerini hayatlarına uygularlar.

"O zaman işte siz Kuran-ı Kerim'in miras ahkâmını değiştiremezsiniz. Böyle bir hakkınız yok" sözünün açıklaması:

Kur'an-ı Kerim beşer kitabı değildir, onu Hz. Peygamber yazmamıştır, Allah tarafından vahyedilmiş, bildirilmiştir. İçindeki kuralları, hükümleri, talimatı da hiçbir kimse değiştiremez. İnanan uygular, inanmayan uygulamaz, ama kimse onu değiştiremez; değiştirdiğini düşünelim, bu takdirde değişiklik müminler için muteber, geçerli ve uygulamaya esas olmaz.

Buraya kadar söylenenler bir inancın ve bu inanca ait genel geçer bilgilerin naklinden ibarettir. İnancı ifade etmek ne laikliğe aykırı olur, ne de bu inancın propagandası sayılır.

Söylediklerimi miras hukukuna uygulayalım:

Cumhuriyetin hukuk inkılabı, İslam Hukukunu terk ederek o zaman için İsviçre medeni kanununu kabul ediyor. Bu kanun içinde miras ile ilgili maddeler de var. Bu maddeleri uygulamak mecburi "amir hüküm" olmadığı için taraflar, başka şekillerde paylaşma konusunda anlaşırlarsa bu anlaşma uygulanır ve miras da buna göre paylaşılır. İşte bu da demokrasiye, hukuka ve laikliğe aykırı olmaz.

İddianamede hakim olan laiklik anlayışını ileride tahlil ve tenkit edeceğim. Bu yazıda ise kısaca bir de şu "birey mi yoksa devlet mi laiktir" meselesine temas edeceğim:

Geçmişte Katolik dünyası : a) Clergé (Rahipler sınıfı, din adamları) b) Laikler olmak üzere iki grup insanı tanımlayan bir yapıya sahipti. Rahipler sınıfı da (Clergé): a) Régulier (Manastırlarda yaşayan zahitler) ve b) Séculier (Papaz, piskopos gibi halk içinde yaşayan kilise görevlileri) olmak üzere yine iki gruba ayrılmış durumdaydı. İşte laik olarak ayırt edilenler, yukarıda iki grup halinde nitelenen kilise adamları arasında yer almayan Hıristiyanlar olmaktadır.

Dikkat edilirse bu terminolojide birey "ruhban olmayan hristiyan" manasında laiktir. Bazılarının anlamak istedikleri gibi "Hayatı ile dini ayıran, hayatına dini karıştırmayan" kimselere laik denmez. Böyle olanlar ya dinsiz veya uygulamasız inanç sahibi olurlar. İnanan ve dinini hayatına uygulayan inanç sahipleri de dini bütün müminlerdir ve bu -dinle ilişkisi farklı olan- üç gurup, "laik bir ülkede" yan yana yaşayabilirler.

Günümüz Batı ülkeleri hukukunda laiklik, din ile devletin ayrılması ve devletin din; dinin de devlet işlerine karışmaması ve ülkede var olan ve bilinen din ve mezheplere karşı devletin tarafsız kalması ve bunlardan hiç birini diğerleri aleyhine olarak, özel şekilde ayrıcalıklı kılmaması; buna karşılık, dinin de devlete karşı az da olsa, bir özerklik içinde, inananların hayatında hüküm sürmesidir.

27.03.2008

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Önceki Makale
Sonraki Makale
Makale Listesi
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Önceki Makale Sonraki Makale Makale Listesi