www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın Web Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


Cumhurbaşkanlığı seçimi

Ortamı germek, huzuru kaçırmak, insanımızı ümitsizlik ve karamsarlığa düşürmek, ekonomiyi rayından çıkarmak gibi birçok kötü sonuç doğuran, buna rağmen seçime bir yıldan fazla vakit var iken ortaya atılan ve tartışılan bir konu da budur. Arkalarına orduyu, Cumhurbaşkanı'nı, üniversiteleri ve bazı bürokratları alarak siyaset alanını daraltmak, yetki alanlarına girmediği halde ülkeyi yönetmek, iktidarı etkisiz kılmak isteyenler, son yazılarımda ele aldığım konulardan biri olarak da bu cumhurbaşkanlığı seçimini dillerine doladılar. Hukuka göre bugünkü Başbakan'ın cumhurbaşkanı olmasına bir engel bulamadıkları için, eşinin başının örtük olması, kendisinin gerici bir geçmişe sahip olması gibi hukuk dışı gerekçelere sarılıyor, bunlar da fayda vermeyince erken seçim, istifa vb. yollar arıyorlar. Bu arada, gelecek cumhurbaşkanına kalmasın diye YÖK Başkanı, bazı rektörler gibi kritik elemanların istifa ettirilmesi, mevcut Cumhurbaşkanı tarafından yenilerinin veya yeniden tayini gibi formüller de -fısıltı halinde- gündemde.

Bütün bunları açıklayacak birkaç kelime şunlar olabilir: Hazımsızlık, demokratik ahlak ve terbiye eksikliği, farklılığa tahammülsüzlük, kendi menfaatini ülke menfaatinin önünde tutma alışkanlığı, dogmatik ideoloji köleliği...

Meseleye siyasi ihtiras ve tarafgirlik dışında bakarsak, bir iki gün önce İsmet Berkan'ın da yazdığı gibi "Anayasa'nın 104. maddesini tadil ederek, sorumsuz cumhurbaşkanının yetkilerini de azaltmak" bir çaredir. Ama şu günlerde yapılabilir mi? Ayrıca demokrasiyi hazmedemeyenler, yetkileri biraz daha arttırılmış Meclis ve başbakan kendi adamlarından olmazsa onu da hazmedemez, ona da itiraz eder, çıngar çıkarırlar

Cumhurbaşkanını halkın seçmesi de düşünülebilir. Bu takdirde yarı veya tam başkanlık sistemine geçiş gündeme gelecektir. Halkına güvenmeyenlerin buna da direneceklerini sanıyorum.

Çözüm nedir?

Önce kafaların değişmesi gerekiyor. Demokrasiyi kabul etmiş bir ülkede rejimi korumak için de anayasal tedbirler alınmış olur. Hukuka ve buna dayalı hiyerarşik yetki makamlarına iş bırakılır. Asker, sivil kim olursa olsun durumdan vazife çıkararak rejim koruyuculuğuna soyunmaz. Yoktan tehlike icad edilip, hukuk ve mantık dışı tehlike tarifleri yapılıp bunları istismar edilerek siyaset yapmaz. Hasılı halka ve hukuka güvenilir, kimse kendini halkın üstünde görmez, hukukun verdiği yetkilerinin dışına çıkmaz.

Cumhurbaşkanının özel hayatı, aile hayatı, inancı, ibadeti kendine bırakılır. Halkın yadırgamadığı, ayıp ve günah sayılmayan, uluslararası ilişkilerde kabul edilebilir olan davranışları dile dolanmaz, engel olarak değerlendirilmez. Merhum Özal namaz kılardı, alkol almazdı, Demirel cuma ve bayram namazları kılardı. Bunlar evin içinde olup biten şeyler değil, kamuya açık alanlarda oluyor. Başkanın dinle, gelenekle ilgisi bakımından da başörtüsünden farkı yok; her ikisi de bir dini aidiyet sembolü. Buna rağmen kimsenin itirazı -en azından Erdoğan'a olduğu ölçüde- olmadı.

İkinci olarak da iktidarın, mevcut şartlarda daha yatıştırıcı bir tavır içinde olması gerekiyor. Karşı taraf haksız, Başbakan da cumhurbaşkanlığını anasının ak sütü gibi hak ediyor olsa da başka formüller de düşünülmelidir; sonunda ne şiş yanmalı, ne de kebap.

8 Ekim 2006
Pazar

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Önceki Makale
Sonraki Makale
Makale Listesi
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Önceki Makale Sonraki Makale Makale Listesi