www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın Web Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


İman tazelemek

Birkaç yazıda, Türkiye'de dindar Müslümanlar ile dindarlaşmaya ve kâmil manada din özgürlüğüne karşı olanların (bunlara kısaca laikçi diyeceğim) yıllar boyu sürüp gelen mücadelelerinin seyrini ve safhalarını anlatmaya çalışacağım. Maksadım sonunda bir çeşit iman tazelemedir.

Bizde bir gelenek vardı, Perşembe'yi Cuma'ya bağlayan gece, yatsı namazından sonra imamlar, mihrapta cemaate dönük olarak "iman ve nikah tazelemesi" yaparlardı ve buna da "tecdîd-i iman, tecdîd-i nikah" denirdi. Bu iş de, "Bir hafta içinde ne olur ne olmaz, bilmeden imana veya nikaha bir zarar gelmiş ise yenileyelim, gelmemiş ise güçlendirmiş olalım" diye özetleyebileceğimiz bir gerekçeye dayanırdı. Âmentü okunur, kelime-i şehadet getirilir, tövbe edilir, "eşime vekaleten kendim asaleten onu nikahladım" denirdi. AB'ye girme kararı ve bunun getirdiği değişim, ABD ile dostluk ve işbirliği, çağdaşlaşma, uyum kanunları, laiklik, demokrasi, çoğulculuk kültürü içinde dindarca var olmak ve yaşamak için verilen mücadele, bu mücadelede emr-i vakilerin ağır baskısı ve egemenliği karşısında "neyin korunmaya çalışıldığı" sorusuna verilen cevabın zaman zaman silikleşmesi bir "iman tazeleme" ihtiyacını gündeme getiriyor.

Önce terimleri açıklığa kavuşturalım.

Farklı kullanımları olsa da ben "laikçi" kelimesini, laisizm ideolojisine (bir çeşit dinine) iman eden, bu ideolojiye bağlanan kimseler için kullanıyorum. Laiklik aslında bir devlet tavrı, din-devlet ilişkisinde "devletin dinler ve ideolojiler karşısında eşit mesafede olması" anlamına geldiği halde laisizm, dinsizliği, dinsizleştirmeyi bir devlet ideolojisi haline getiriyor. Laikliği demokrasinin, insan haklarının önüne geçiriyor ve "kamu hayatında dinin izlerini yok etme"yi amaçlıyor. Başkalarına baskı yapmadan, haklarına zarar vermeden herkesin dinini her alanda yaşaması yerine, dinin yaşanacağı alanı azami derecede daraltıyor, dini görünmez kılmayı hedefliyor.

1946 yılına kadar ülkemizde tatbik edilen laiklik, laikçilik olmuştur. Okullarda isteğe bağlı da olsa din eğitim ve öğretimi yoktur, Kur'an kurslarına ilk okulu bitirmeyenler kabul edilmez, radyolarda Kur'an okunmaz, din anlatılamaz, din görevlisi yetiştirecek bir kurum yoktur, vaiz ve hatipler yalnızca iman ve ibadet konularında konuşabilirler, kılık kıyafette dinin izleri görünmesin diye tedbirler alınır, -bugün de olduğu gibi- dini dernekler kurulamaz, dini neşriyat (kitap, dergi, gazete, broşür vb.) yapılamaz, dindar nesiller yetiştirmek üzere özel okullar açılamaz...

1946'da Demokrat Parti'ye karşı seçimi kaybeden CHP, sandıklarda hile yaparak iktidarı vermez ve parti bu tarihten itibaren halkın din hayatı ile ilgili ihtiyaçları konusunu düşünmeye ve kendi laiklik anlayışına zarar vermeden nelerin yapılabileceğini konuşmaya başlar. Birkaç yıl müzakere edilip "yapalım" dendiği halde erteledikten sonra birkaç yerde, imam ve hatip yetiştirmek üzere kurslar açılır. CHP bundan daha öteye gitmez. DP iktidara gelince "ezanın asıl dili ile okunması, haftada bir gün yarım saat kadar radyoda dini program ve arkasından 1951'de İmam hatipleri açmak gibi faaliyetleriyle laikçilikten mutedil laikliğe doğru bir seyir başlar. Arkadan dergiler, gazeteler, kitaplar şeklinde dini yayın da harekete geçer.

Milli Nizam Partisi kuruluncaya kadar Müslümanların siyasetten beklentileri/talepleri biraz daha din özgürlüğünden ibaretti: Çocuklarımız Kur'an okusun, dinini öğrensin, camilerimiz imamsız, ölülerimiz namazsız ve Fatiha'sız kalmasın, dindarlar itilip kakılmasın...

Erbakan ve arkadaşları tarafından kurulan MNP'den itibaren belli sayıdaki Müslüman, yukarıdakilere ek olarak "ülkenin İslam'a göre yönetilmesi" talebini de dile getirmeye başlamışlardır. Bu talep, yine belli (oldukça az) sayıdaki Müslümanlar tarafından bazı partilerde, vakıflarda, örgütlerde, yayın organlarında toplu veya ferdi olarak dile getirilmiş, ihtiraslı bazı siyasetçiler tarafından da -olmayacağı bilindiği halde ve çoğu kez kapalı kapılar arkasında- propaganda konusu edinilmiştir. Müslümanların masum ve naif dini taleplerinden ve bunların pek az da olsa gerçekleşmesinden rahatsız olan laikçilerin ekmeklerine yağ süren bu politik hata, yılların emek, alın teri, çile ve masrafı ile elde edilen imkan ve hakları da zaman zaman silip süpürmüş veya geriye götürmüştür. Daha kötüsü de laikçilerin eline, inanmadıkları halde kullandıkları bir "irtica" argümanı verilmiş olmasıdır. Aslına bakılırsa Cumhuriyet tarihi içinde, Silahlı Kuvvetler'i aciz bırakacak derecede güçlü olmak şöyle dursun, üzerine gidildiğinde kısa bir müddet içinde yok edilmeyecek/edilmemiş hiçbir irtica eylemi yoktur. Ama bunlar bahane edilerek dindarların elinden alınan haklar, verilmeyen imkanlar, esirgenen hürriyetler saymakla bitmez.

Şimdi hangi noktadayız?

Gelecek yazıda.

23 Nisan 2006
Pazar

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Önceki Makale
Sonraki Makale
Makale Listesi
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Önceki Makale Sonraki Makale Makale Listesi