www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın İnternet Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


D- HÜKÜM KAYNAKLARI:
Hüküm kaynaklarından maksadımız hukukun bütün sâhalarında (âmme, husûsî) başvurulan kaynaklar, bağlayıcı kaide ve kanunlardır.
Bu devirde de umûmî olarak, âmme hukûku sahâsında İslâmî esaslar yanında örf-ü âdet ve kânunnâmelerin, husûsî hukuk sahâsında ise fıkıh ve fetvâ kitaplarının kanun mesâbesinde olduğunu söylemek mümkündür.

1- Kanunnâmeler:
İdârî, mâlî, cezâî, muhtelif hukuk sahâlarına ait olmak üzere, vaktiyle padişahların emir ve fermanları ile vâzedilmiş kanun ve nizamları aynen veya hülâsa olarak bir araya toplamak suretiyle tertip edilen mecmûalara "kânunnâme" veya "yasaknâme" denmiştir.
Akkoyunlular, Beylikler ve Memlûkler'den intikal etmiş kanunlar bulunmakla berâber(6) derlenmiş, tipik, en eski kanunnâmelerden bize intikal etmiş olanlar Osmanlılara aittir. Bunların da ilki Fâtih devrinde tertip edilmiştir (1451-1481). Bundan sonra sırayla Kânûnî (1520-1566), Selim II (1566-1574), Ahmed I (1603-1617); Murad IV (1623-1640) devirlerinde tertip edilmiş bulunan kânunnâmeler gelmektedir.
Ayrıca Fâtih, Kânûnî, Mehmed IV ve Abdulmecid zamanlarında çıkarılmış ceza kanunları da bize kadar intikal etmiştir. Her iki kategoride zikredilen kanunnâmelerin çoğu neşredilmiştir.(7)
Padişah kanunlarının meşrûiyet ve muteberliği devrin hâkimiyet telakkisi ile dînin idârecilere verdiği selâhiyetten doğmaktadır. Bilindiği üzere Kur'an-ı Kerîm ülü'l-emre itâati gerekli kılmış(8) ancak bu itâatin Allah ve Resûlüne itâatle çatışmasına izin vermemiş; "Hâlika ısyan ederek mahlûka itâat edilemez"(9) prensibini getirmiştir. İşte bu esaslar dâiresinde hulefâ-i râşidîn devrinden itibâren idâreciler ictihad ve istişâre ile nasların temas etmediği boşlukları doldurmuşlardır. Bu ictihad ve tatbîkat İslâm amme hukukunu inkişâf ettirmiş, kaideler tarih, fıkıh, ahkâm-ı sultâniyye siyaset-i şer'iyye vb. kaynaklarda tesbit edilmiştir. Osmanlı kânunnâmeleri de bunların bir devâmı mâhiyetindedir; farklı tarafları bazı şahsî tutumlar, örf-ü âdet, siyâsî bünye ve zaman farkından neş'et etmiştir. Bu kanunnâmelerin "lâik, şerîate karşı, fıkıh ve fetvâ ile ilgisi bulunmayan" örfî kanunlar olduğu(10) iddiâsına katılmamız mümkün değildir. Selçuklular devrini tetkik ederken de kaydettiğimiz gibi fıkhın veya nasların temas etmediği sâhalarda onlara aykırı olmayan, hattâ onların ışığı altında hazırlanmış bulunan kâidelere ve buna bağlı tatbîkata "şerîate karşı, lâik..." demek mümkün değildir. Çünkü bu kanunlar, J. Schacht'ın da dediği gibi, "hükümlerine karşı gelmemek ve mer'iyete halel vermemek şartıyle dînî hukukun noksanlarını doldurmaya çalışan formel kânunladır."(11) Bunları buyururken padişahlar dîvan üyeleriyle istişâre etmişlerdir; bunlar arasında dâimâ ulemâdan kişiler bulunmuştur. Zaman zaman fetvâya başvurduklarına, fetvâ aldıktan sonra buyurduklarına ait pek çok örnekler mevcuttur.(12)
Bu kanunlara göre hüküm veren ve hükmü icrâ edenler de kadılardır. Fıkıh ve Fetvâ kitapları her devrin ta'zir cezaları ile toprak siyâsetine temas etmediği ve edemiyeceği için kadıların başvuracağı bu nevi kanunlara ihtiyaç duyulmuş, sonra da bunlar tertiplenerek kanunnâmeler vücûda gelmiştir.
Teşrîfat vb. sâhalara ait olan maddeler ise umûmiyetle zaten fıkıh ve fetvâ mevzûu değildir. İsrâf, alkollü içki kullanmak, zulüm gibi bir yasak çiğnenmediği müddetçe serbest (mubâh) sâhaya girmektedir.


6. Prof. Barkan, İ. A., "Kânun-nâme" mad. s. 194.
7. Birinci Kategoride yer alan kanunnâmelerin neşri ve muhtevâsı hakkında bilgi için bak. Prof. Barkan, age., "Bibliyoğrafya kısmı"; Prof. A. Akgündüz, Kanunnâmeler; Ceza kanunları için bak. H. Karaman, Mukayeseli İslâm Hukuku, s. 162-168.
8. En-Nisâ: 4/59.
9. Buhârî, K. el-Ahkâm, bab; 4; Müslim, K. el-İmâre, nu. 39.
10. Köprülü (İ. A. "Fıkıh" mad.); Barkan, (İ. A. "Kanunnâme" mad.); İnalcık (İ. A. "Mahkeme" mad; Osmanlı Hukukuna Giriş..., SBF Dergisi, C. 13, nu. 2, 1958, s. 102/-126) bu görüştedirler.
11. İ. A. "Mahkeme" mad. Burada "noksanlarını" tâbiri yerine "boşluklarını" demek daha doğrudur; çünkü din bunları âmme menfaati (mesâlih) nâmına kasten açık bırakmış, ihtiyaca göre müslümanlar tarafından doldurulmasını istemiştir. Bu hususu ifâde eden naslar mevcuttur.
12. Bazı örnekler için bak. T. O. E. M. 1332/1916, cüz 38, s. 74 vd.; Prof. M. Tayyib Gökbilgin, İ. A. "Süleyman I." mad., s. 150, 152 vd.

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Başlık
Sonraki Başlık
İçindekiler
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Başlık Sonraki Başlık İçindekiler