www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın İnternet Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


İmam Mâlik'in ictihadından örnekler:
1- İbn' 'Omer'den, Rasûlullah'ın (s.a.): "Alıcı ve satıcı ayrılmadıkça muhayyerdirler, ancak muhayyerlik şartıyla yapılan alış-veriş müstesnâ." buyurduklarını rivâyet ettikten sonra Mâlik şöyle diyor: Bizde bu muhayyerlik için tayin edilmiş bir müddet ve sınır yoktur, aynı zamanda bunun tatbik edildiği bir iş de mevcut değildir.
Bu sözleriyle İmam Mâlik, Medîne'de tatbikatı olmadığı için "hıyâru'l-meclis"i kabul etmemiş, dolayısıyle bu mevzûdaki haberi vâhidle amel etmemiş olduğunu ifade ediyor.(48)
2- İmam Mâlik, Hz. 'Omer'in: "Kocası kaybolan ve âkıbeti hakkında da bir haber alınamayan kadın dört yıl bekler, sonra bir de dört ay on gün iddet bekleyip başkasıyla evlenebilir." dediğini naklettikten sonra şunları kaydetmiştir. Bir başka erkekle evlenmişse, bu kocası münasebette bulunmuş olsun-olmasın artık birinci kocasının onunla âlakası kesilmiştir. Fakat evlenmeden önce yetişirse tabiîdir ki hak sahibi odur... Bana gelen habere göre 'Omer; "Başka yerde bulunan kocası tarafından boşanmış ve boşanma haberi kendisine ulaşmış bulunan bir kadın, bilâhere kocasının boşamadan vazgeçtiği haberi kendisine ulaşamadığı için bir başka erkekle evlenirse, ikinci kocası münâsebette bulunmuş olsun-olmasın artık birinci kocası hak iddiâ edemez." demiştir. Gerek bu mevzûda ve gerekse kayıp koca hakkında duyduklarımın en iyisi işte bu haberdir.(49)
İmam Mâlik bu istinbâtında hem sahâbî kavlini alıyor, hem de boşanmış kadın misâlinde birinci kocanın durumunu, kayıp kocanın durumuna benzeterek bir kıyas ictihadı yapmış oluyor.
3- "Dinini değiştirenin boynunu vurunuz." hadîsini naklettikten sonra şöyle diyor: Re'yime göre maksat, İslâm dininden bir başkasına dönenlerdir. Kanaatimce bu hadîs ile meselâ yahûdîlik ve hristiyanlık gibi dinler arasındaki geçişler kastedilmemiştir.(50)
Bu örnek bir anlayış (fehm) ictihadıdır.
4- "Bir malın peşin on, veresiye onbeş lira fiatla satışı yapılırsa bu uygun değildir; çünkü peşin alırsa ilerdeki onbeş lirayı peşin on liraya, veresiye alırsa şimdiki on lirayı gelecekteki onbeş liraya satın almış olur. Rasûlullah (s.a.) bir satış muâmelesinde iki satışın yapılmasını yasak etmiştir, bu da ondan sayılır..."(51) diyen İmam yine bir kıyas ictihadı yapmıştır.
5- Medîne İmâmı, "el-emru 'indenâ..." diyerek başladığı bir söze şöyle devam ediyor: "Kavun, karpuz, salatalık ve havuç gibi şeylerin, normal bitip yetiştiği görülünce -tarlada iken- satılması helâl ve caizdir. Mahsûl tükenip, kökenler kuruyuncaya kadar bütün istihsâl müşteriye aittir. Bunun için muayyen bir vakit yoktur. Çünkü bunların herbirinin vaktini halk bilir. Bazan mahsûle hastalık gelir de vakit gelmeden de toplanabilir. Eğer hastalık, mahsûlün üçte birini götürecek kadar olursa mal sahibine ödenecek bedelden bu miktar tenzil edilir.(52)
Bu ictihadında da İmâm'ın örf, âdet ve ilerde daha geniş olarak üzerinde duracağımız maslahat prensiblerine dayandığını görüyoruz.

C- İMAM ŞÂFİÎ'NİN İCTİHAD USÛLÜ:
İctihad usûlünü bizzat kaleme almış başka imamlar varsa da(53) bu mevzûdaki eseri bize kadar ulaşan ilk imam Şâfi'î'dir (v. 204/819). İhtilâfu'l-hadîs'in girişinde, Cimâ'u'l-ilm'de ve er-Risâle'nin çeşitli yerlerindeki açıklamalarından anlaşıldığına göre Şâfiî'yi usûlünü tedvîn etmeye sevkeden başlıca sebep, yeni teessüs etmekte olan hanefî ve mâlikî mezheblerinin usûl ve fürû'una nazar edince aynı yolları takip etmesini engelleyen şu hususların gözüne çarpmış bulunmasıdır:
1- Bu imamların mürsel ve munkatı' hadîslerle amel etmeleri. Şâfi'î'ye göre bu mürsellerin bir çoğu ya asılsız veya müsnes hadîslere muhâliftir.
2- Birbirine muhâlif gibi görünen nasların uzlaştırma kaidelerinin mazbut olmayışının bazı ictihad hatalarına sebep olması.
3- Hıyâru'l-meclis, Kulleteyn(54) hadîsleri gibi bazı sahih hadislerin, tâbiûn âlimlerine ulaşmamış bulunması sebebiyle bunlar amel etmediler diye mezkür imamlar tarafından da reddedilmesi. Halbuki tâbiûn âlimleri olsun, sahâbe olsun devamlı araştırmada bulunurlar, sahih bir hadîse raslayınca derhal ona rucû ederlerdi.
4- Sahâbe fetvâları toplanınca bazılarının, sahih hadislere muhâlif bulunduğunun ortaya çıkması.
5- Bazı fakihlerin, dinin câiz görmediği re'y ve istihsân ile câiz gördüğü kıyası birbirine karıştırmaları...(55)
İşte bu sebeplerle, ilgili kitaplarını yazan ve bilhassa usûl hakkındaki Risâle'sini te'lif eden Şâfi'î bu kitabında Allah'ın beyânını: "Kitâb'ın nasları, Rasûlullah'ın sünneti ve bunlarda açıkça bulunmayan hükümlerin delâlet yoluyla ve ictihadla elde edilmesi" şeklinde tesbit etmiş(56) ilâhî beyânın bu üç nevini genişçe açıkladıktan sonra icmâ, kıyas, ictihad, istihsân ve ihtilâf hakkındaki görüşlerini açıklamıştır.(57)
Hükmünde istinâd ettiği kaynaklar ile bunlardan istinbat ettiği hükümlerin değerini şöyle açıklamıştır:
Kitâb ve ihtilâfsız mütevâtir sünnetle hükmolunur; bu hüküm için: "görünüşte ve gerçekte (zâhir ve bâtında) hak ile hükmettik" deriz.
Üzerinde ittifak edilmeyen ve âhâd yoldan gelen sünnetle hükmolunur; bunun için: "görünüşte hak ile hükmettik" deriz, fakat "gerçekte..." diyemeyiz, çünkü hadisi rivâyet eden yanılmış olabilir.
İcmâ ve daha sonra da kıyas ile hükmederiz. Bu, ondan da zayıftır, fakat zarûret bulunduğu yerde kullanılır, çünkü haber var iken kıyası kullanmak helâl değildir. Nitekim teyemmüm de, seferde su bulunmayınca temizliği temin eder, fakat su bulununca teyemmüm bozulur.(58)
Şâfiî'nin usûlü ile alâkalı açıklamalar:

1- Kitabın Anlaşılması:
İmam Şâfi'î, Kitâb ve Sünnetin te'vile muhtaç bulunan kısımlarını doğru te'vil etmek ve anlamak için şu şartları ileri sürmüştür:
a) Arapça'nın yapılan te'vile müsait bulunması.
b) Kitâb, sünnet veya icmâ kaynaklarında, anlaşılan mânayı takviye eden bir delilin bulunması.(59)

2- Sünnetin Sıhhatinin Tesbiti:
Şâfiî sünnetin en kuvvetli müdâfilerinden birisi olmakla beraber, onun sıhhatini garanti edebilmek için bazı şartlar ileri sürmüş ve bu şartlara uygun bir hadîs bulununca kendi mezhebinin bundan ibâret olduğunu ilân etmiştir:
"Mütevâtir olmayan hadîsin râvisinin sika, doğru, ne dediğini ve hadîsin mânasını değiştirecek sözleri bilen, hadîsin mânasını tam olarak bilmiyorsa onu mâna yoluyla değil, asıl lâfızlarıyle rivâyet eden, rivâyetini hıfzetmiş, kitâbını muhâfaza etmiş, sika râvilere muhalefet ve tedlîsten uzak bir kimse olması ve hadîsin, ilk kaynağına kadar aynı şartları hâiz râviler tarafından rivâyet edilmiş bulunması şarttır."(60)

3- Kıyas:
İstihsânı: "Bir delile istinad etmeyen keyfî hüküm" diyerek reddeden Şâfiî, re'y ictihadını kıyastan ibaret olarak telakki etmiş(61) kıyası da "delâlet yoluyla ilâhî beyân" çeşitlerinden biri saymıştır.(62)
Ona göre kıyas: Allah ve Rasûlü'nün (s.a.) vazettiği bir hükmün illeti, Kitap ve sünnetten bir delâlet ile anlaşılır, hakkında nas bulunmayan bir meselenin illeti de aynı olursa, mansûs hüküm buna da teşmil edilmek suretiyle icra edilir.(63)

Kıyas iki nevidir:
a) Meselenin illetinin -ki buna Şâfiî "mâna" diyor- mansûs olanın (nass ile sabit olan hükmün) illeti ile aynı olması... Bu nevi kıyasta ihtilâf olmaz.
b) Ferî' ile asıl arasında benzerlikler bulunması; bu durumda feri (el-fer'u: hakkında nas bulunmayan mesele) en çok hangi mansûs meseleye benziyorsa, onun hükmünü alır. İşte bu nevi kıyasta kıyasçılar ihtilâf eder, çeşitli hükümlere varırlar.(64)

4- Sahâbî Kavli:
Şâfiî, sahâbî kavli ile, hadîse muhâlif olmamak ve aralarında ihtilâf bulunmamak şartıyle amel eder.(65)

İctihadından örnekler:
1- Hz. Peygamber'in, abdest uzuvlarını, bazan bir, bazan iki, bazı kere de üçer defa yıkadığını ifade eden hadîsleri rivayet ettikten sonra şöyle diyor: "Bu hadîsler arasında ihtilâf (çelişme) yoktur; çünkü haram-helâl, emir-nehiy şeklinde bir karşılaşma değil, mübah cihetinden bir farklılık vardır. Hadîslerin ifade ettiği hüküm şöyle ifade edilebilir: Abdestte en az bir kere yıkamak şarttır, abdestin en mükemmeli ise üçer kere yıkanarak alınandır."(66)
2- "Cuma günü yıkanmak vâciptir." hadîsini rivâyet ettikten sonra da şöyle diyor: Bu hadîste geçen "vâcib" ifadesinin, "başkası câiz değil, ahlâkan gerekli, temizlik ve pis kokunun izalesi için tercih edilmeli..." gibi mânalara ihtimâli vardır. Kur'ân-ı Kerîm'in abdesti hadeslere, ğuslü ise cenâbete tahsisi göz önüne alınırsa bu son mâna en uygun olanıdır. Nitekim Arapça'da biri diğerine şöyle der: "Mâdem ki sen beni, ihtiyaçlarını tatmin için uygun buldun senin hakkın bana vâcib oldu."(67)
Bu iki örnekte Şâfiî, yukarda tesbit ettiğimiz usûlüne uygun olarak bir telîf, tevîl ve anlayış ictihadı yapmıştır.
3- "Annenin çocuğu emzireceği, babanın da onların yiyecek ve giyeceğini temin etmesi ve süt annesi tutulduğunda babaların emzirme ücretini ödemesi gerektiği"ni anlatan âyet(68) ile "Hz. Peygamber'in (s.a.), Hind'e, Ebû-Süfyân'ın malından, kendisiyle çocuğuna yetecek kadarını habersiz olarak alabileceğini" söylediğini beyân eden hadîsi(69) naklettikten sonra şu mutâlâada bulunuyor: "Âyet ve hadîs, küçük çocukların emzirilme ve beslenme külfet ve masrafının babalara ait olduğuna delâlet etmektedir. Çocuk babadan olduğu için, kendi kendine yeter duruma gelip, babasına ihtiyacı kalmayıncaya kadar baba çocuğuna bakmaya mecbur kılınmıştır.
Baba servet ve kazancı ile kendini geçindiremeyecek bir duruma gelince, çocuğuna kıyâsen evlâdının da ona bakması gereklidir. Çünkü çocuk babadandır, kendisinden meydana geldiği bir şeyi zâyi edemez, nitekim bu çocuk kendi evlâdını da zâyi edemez, çünkü bunlar da ondandır; ne kadar yukarı çıkarsa çıksın babalar, aşağıya doğru da bütün çocuklar bu mânada eşittir. Zengin olanın bakması vazıfesi, muhtaç olanın da bakılmak hakkıdır.(70)
Bu bir kıyas ictihadıdır. Mezhebler arasında ihtilâf mevzûu olan bir başka kıyâsı da şudur:
4- Rasûlullah, "altın ile altın, hurma ile hurma, buğday ile buğday, arpa ile arpanın -eşit ölçüde ve peşin olmadıkça- mübâdelesini yasaklamıştır."(71) hadîsini Şâfiî şöyle yorumluyor:
İnsanların ölçü ile satacak kadar kıymet verdikleri bu yenilen şeylerden Rasûlullah: a) Eşit miktarlarda da olsa biri veresi diğeri peşin satılması, b) Peşin satışta birinin diğerinden fazla olması durumlarının hükmünü farklı ve haram kılınca, aynı mânada olan (aynı illeti taşıyan) diğer şeyler de bunlara kıyâsen harâmdır. Şöyle ki ben, tartı ile satılan bütün yiyeceklerin ya yenir veya içilir olma mânasında birleştiklerini gördüm; içilen de yenen mânasınadır. Çünkü bütün bunlar insanların ya yaşama, ya beslenme şartı veya her ikisidir. İnsanların bunlara, tartı ile satacak kadar kıymet verip, düşkünlük gösterdiklerini de gördüm. Tartı, zabıt ve ihâta için ölçüden daha uygundur ve ölçü mânasınadır. İşte bu -kıyas ettiklerim- bal, tereyağı, zeytinyağı, şeker gibi yenilen, içilen ve tartı ile satılan şeylerdir.
Şâfiî bu kıyası yaptıktan sonra, sual cevap şeklinde bir münâkaşa açarak, tartılan şeyleri niçin, mansûs maddeler içindeki gümüş ve altın gibi tartı ile satılanlara değil de, buğday gibi ölçülenlere kıyas ettiğini, altın ve gümüşün farklı durumlarını anlatıyor.(72)
Bu içtihâd, önce hükme temel teşkil eden mânanın, yani illetin ortaya çıkarılması, sonra da bu mânada birleşen diğer maddelerin aynı hükme tâbi kılınması şeklinde icra edilen ve daha sonraları "tahrîcu'l-menât" ve "tahqîqu'l-menât" diye isimlendirilecek olan bir kıyas ictihadıdır.


48. Bâcî, age., C. V, s. 55; Kadı 'Iyâd, age., C. I, s. 54; Ebû Zehra, age., s. 300.
49. Bâcî, age., C. I, s. 93-94.
50. Mâlik, el-Muvatta', C. II, s. 132.
51. age, S. II, s. 90; Bâcî, age., C. V, s. 36.
52. Mâlik, age., C. II, s. 66; Bâcî, age., C. IV, s. 217.
53. İbnu'n-Nedîm, el-Fihrist, s. 288; Kevserî, Bülûğu'l-emânî, s. 67.
54. "Kulle": 104 kiloluk bir su kabıdır. Mezkür hadîse göre 208 kg'dan az olan su renk, koku ve tadı değişmese bile içine necâset karışınca pis sayılır.
55. Şah Veliyullah, Huccetullah, C. I, s. 308-311; a. mlf., el-İnsâf, s. 9-10.
56. er-Risâle, s. 21-22; el-Umm, C. VII, s. 216.
57. er-Risâle, s. 471, 476, 487, 503, 560.
58. Şâfi'î, er-Risâle, s. 512, 599, 600.
59. Şâfi'î, İhtilâfu'l-hadîs, s. 27.
60. Şâfi'î, er-Risâle, s. 370-371.
61. er-Risâle, s. 477.
62. age, s. 21-22.
63. age, s. 512.
64. age, s. 479; Şâfi'î, el-Umm, C. VII, s. 261, 275.
65. Şâh Veliyullah, el-İnsâf, s. 10; Ebû Zehra, eş-Şâfi'î, s. 184.
66. Şâfiî, İhtilâfu'l-hadîs, s. 60.
67. Şâfiî, İhtilâfu'l-hadîs, s. 179.
68. el-Bakara: 11/233.
69. Şevkânî, Neylü'l-evtâr, C. VI, s. 342.
70. Şâfiî, er-Risâle, s. 517-518.
71. Başka rivâyetlerde, bu maddelere ilâveten gümüş ve tuz da zikredilmiştir. Şevkânî, age., C. V, s. 202.
72. Şâfiî, er-Risâle, s. 523-528.

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Başlık
Sonraki Başlık
İçindekiler
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Başlık Sonraki Başlık İçindekiler