www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın İnternet Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


3. İmam Şâfiî (150/767-204/820):
Muhammed b. İdrîs, ehl-i sünnetin meşhur ve yaşayan dört fıkıh mezhebinden birinin imamı, soyu Kureyş kabilesinin Hâşimî kolundan, Gazze'de doğdu, iki yaşında iken Mekke'ye getirildi, önce atıcılık, şiir, dil, Arap tarihi konularıyle meşgul oldu ve bu konularda önemli seviyeler elde etti, sonra özellikle hadîs ve fıkıh ilimlerine yönelerek bu dalda İmam oldu. Mekke dışında Hüzeyl kabilesinde çocukluğunu geçirdiği için fasîh arapçayı öğrenmişti, güzel konuşuyor ve şiir söylüyordu, birisinin kendisine "Bu fesâhat ve zekâya rağmen fakih olmaman bana ağır geliyor, bir de fakih olsaydın zamanın efendisi olurdun" demesi ve İmam Mâlik'i tavsıye etmesi üzerine Muvatta'ı birinden emanet almış, kısa bir zaman içinde ezberlemiş ve yirmi yaşında İmam Mâlik'e giderek bizzat ondan Muvatta'ı okumuştur. Daha önce de Mekke'de Müslim b. Hâlid (v. 179/795) ve Süfyân b. Uyeyne (v. 195/811)'den fıkıh ve hadîs okumuştu. Vefâtına kadar İmam Mâlik'in yanında kalan Şâfi'î bundan sonra amcası ile birlikte Yemen'e gitti, burada büyük itibâr gördü ve Zeydî İmam Yahyâ b. Abdullah'a bey'at etti. Abbâsî Halîfe Raşîd tarafından bu bey'at duyulunca Şâfi'î ve daha bazıları yakalanarak Halîfe'nin oturduğu Rakka şehrine getirildiler, Şâfi'î sorgulandıktan sonra affedildi, burada büyük şöhrete erişmiş olan hanefî Muhammed b. el-Hasen ile tanıştı ve onun derslerine devam ederek Irak fıkhını öğrendi, 188 yılında Harrân ve Şâm yolundan Mısır'a geçti, burada Mâlikî mezhebi hâkim olduğu için tutunamadı ve 195 yılında tekrar Irak'a döndü, başta Ahmed b. Hanbel olmak üzere birçok talebe yetiştirdi, "el-kavlu'l-kadîm, el-mezhebu'l-kadîm" diye anılan ictihadına dayalı kitaplarını imlâ yoluyla telif etti, daha önce olduğu gibi bu arada da hacca gidip geldi, oradaki ulemâ ile görüş alış-verişinde bulundu. 198 yılında yeni Mısır vâlîsinin oğlu ile birlikte tekrar Mısır'a gitti, burada iftâ ve tedrîs yoluyla kendi mezhebini yaydı ve "el-kavlu'l-cedîd, el-mezhebu'l-cedîd" diye anılan yeni mezhebini, eskiye nisbetle değişen ictihadlarını aksettiren eserlerini yazdı. 204/820 yılında Kahire'de vefât etti.
Şâfi'înin hadîsteki ihtisâsı tartışılmış olmakla beraber fıkıh sâhasındaki imamlığı tartışmasız kabul edilmiş ve hakkında övücü sözler söylenmiştir:
Ahmed b. Hanbel: "Şâfi'î, Allah'ın Kitâbı ve Rasûlullah'ın Sünneti üzerinde insanların en âlim ve fakihidir; ancak hadîs fürûuna ait tahsîli azdır.", "Şâfi'î'den ders alıncaya kadar hadîste nâsih ve mensûh konusunu öğrenememiştim."
Şâfi'î, fıkha ağırlık verdiği için hadîs talebi konusunda fazla ilerleyememişti; ancak kendisinin, gerek hadîs nazariyâtı ve gerekse hadîsler konusunda, ictihad ehliyetini elde edecek ölçüde bilgi sahibi olduğunda şüphe yoktur ve bir râvî olarak da mûteber sayılmış, yalnızca bazı zayıf kişilerden rivayette bulunmakla suçlanmıştır. Hadîs konusundaki durumunu bilen, büyük tevazû ve insâf sahibi olan İmam Şâfi'î, öğrencileri İbn Mehdî ve Ahmed b. Hanbel'e şöyle demiştir: "Siz hadîsi benden daha fazla biliyorsunuz, sıhhatini tesbit ettiğiniz hadîsleri (size göre sahih olan hadîsleri) bana da bildirin ki, onları hüküm ve ictihadımda kullanayım."
Başka fukahâ ile olduğu gibi İmam Muhammed b. el-Hasen ile -ve daha çok bununla- ilmî münâkaşaları olmuştur. Aynı zamanda hocası ve babalığı olan İmam Muhammed ile şu münâkaşası güzel bir örnektir: Birgün meclisine geldiğinde İmam Muhammed'in "Vâhidin haberi (hadîsi) ile Kur'ân-ı Kerîm'in ortaya koyduğu bir hükme ek yapmanın caiz olmadığını, Medînelilerin, 'bir şahit ve bir yemin ile hüküm verilir' diyerek bu konuda hata ettiklerini, Allah'ın Kitâbına göre ancak iki erkek, yahut bir erkek ile kadının şahitliği ile hüküm verilebileceğini" anlattığını görmüş ve kendisiyle şu yolda tartışmıştır:
Şâfi'î - Sana göre, vâhidin (tek râvînin) rivayet ettiği hadîs ile Kitâbullah'ın hükmüne ek yapılamaz mı?
Muhammed - Evet, yapılamaz.
Şâfi'î - Allah Teâlâ, Kur'ân-ı Kerîm'de "Birinize ölüm gelip çattığında, ana-babaya ve akrabaya vasıyet etmenizi Allah size farz kıldı (Bakara: 2/180) buyurduğu halde niçin Rasûlullah'ın, haber-i vâhid olan "Vârise vasıyet yoktur" hadisine dayanarak bu vasıyeti reddettiniz...
Şâfi'î buna benzer başka örnekler de getirmiş ve rivayete göre İmam Muhammed'i sıkıştırmıştır.(11)


11. Hacevî, age., C. I, s. 394-405; Şîrâzî, Tabakât, s. 71 vd.; Prof. Sezgin, GAS, C. I/3, s. 179 vd. Bu kaynakta geniş bibliyografya vardır.

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Başlık
Sonraki Başlık
İçindekiler
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Başlık Sonraki Başlık İçindekiler