www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın İnternet Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


4- Hicaz ve Irak Medreseleri:
Sahâbenin yetiştirdiği tâbiûn nesli müctehidleri üstad, muhit ve malûmat farkına dayanan iki gruba ayrılmışlardı: Hicazlılar ve Iraklılar. İleri gelenlerini bundan sonraki maddede zikredeceğimiz bu iki grup müctehidden -büyük tâbiûn devrinde- Hicazlıların imamı Saîd b. el-Müseyyeb (94/712) Iraklılarınki ise İbrahim b. Yezîd b. Quays en-Neha'î (96/714)'dir.
Bu iki gurubun sahâbe neslinden üstadları farklıdır:
İbn Mes'ûd Kûfe'ye yerleşmiş, burada bildiklerini öğretmiş, fetvâ vermiş, hâkimlik yapmıştır. Kûfeliler ona tabi olmuş, sünnetin ondan öğrendiklerinden ibâret olduğuna inanmışlardır. Halbuki İbn Mes'ûd'un bilgisine ulaşmamış bulunan hadîsler ve hükümler de vardır. Bilindiği üzere Kûfe ve Basra, Hz. Ömer'in hilâfetinin ilk yıllarında kurulmuştu. Çoğu bu iki şehre, bir kısmı da Mısır ve Şâm'a olmak üzere üçyüzün üzerinde sahâbe gelmiştir. Hz. Alî halîfe olunca hilâfet merkezi, Medîne'den Kûfe'ye taşınmıştır. Hz. Alî buraya intikal etmeden önce Kûfe'ye İbn Mes'ûd'dan başka Sa'd b. Ebî-Vakkas, Ammâr b. Yâsir, Ebû-Mûsâ el-Eş'arî, el-Muğîre b. Şu'be, Enes b. Mâlik, Huzeyfe, İmrân b. Husayn gibi sahâbîler, Hz. Alî ile birlikte de İbn Abbâs gibi ashâb gelmişlerdir. Iraklılar fıkhı bunlardan öğrendikleri ve bunlar sâyesinde sünnetin tamamının kendi bölgelerine de intikal ettiğine inandıkları için kendilerini Medîne fukahâsına denk saymış ve birçok konuda onlara muhâlefet etmiş, farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Buna mukabil Medîne'de daha çok sayıda ashâb vardı. Rasûlullah (s.a.) Huneyn savaşından döndükten sonra Medîne'de on iki bin kadar sahâbe bırakmış, bunların on bini Medîne'de ömürlerini tamamlamışlar, iki bin kadarı da diğer İslâm ülke ve memleketlerine dağılmışlardır. Medîne'de kalan, burada daha sonraki nesillere ilim ve irfan aktaran sahâbe içinde Hz. Ebû-Bekir, Ömer, Alî (Kûfe'ye gitmeden önce), Osmân, Zeyd b. Sâbit, Âişe, Ummu-Seleme, Hafsa ve diğer Rasûlullah hanımları, İbn Ömer, Ubeyy, Talha b. Ubeydullah, Abdurrahman b. Avf, Ebû-Hureyre, gibi zevât vardır. Mısır'da Zubeyr b. el-Avvâm, Ebû-Zer, Amr b. el-Âs, Abdullah b. Amr; Şam'da Mu'âz, Ebu'd-Derdâ, Muâviye; Kuzey Afrika'da Ukbe b. Âmir, Mu'âviye b. Hudeyc, Ebû-Lubâbe, Ruvayfi' b. Sâbit gibi zevat bulunmuşlardır. her bölge, kendisinde bulunan sahâbeden aldığı bilgiye, bunların ve talebelerinin verdikleri fetvâ ve hükümlere (kazâ) dayanmış, bölgenin örf ve teâmülünü esas almış, bunlarla diğer bölge fukahâsına karşı çıkmışlardır. Ancak en önemli guruplaşma ve ilmî mücadele Irak ile hicaz (Kûfe ile Medîne) fukâhası arasında olmuştur.
Medîne'de gerek hadîs (sünnet) ve gerekse fıkıh bilgisi diğer bölgelerden daha fazla olduğu içindir ki, Râşid Halîfeler yolunda yürüyen Emevî Ömer b. Abdulaziz halîfe olunca Medîne'de kaldı, bilâhare vâlî olan Ebû-Bekir b. Hazm'e şu yazılı talimatı göndermişti: "Medîne ve çevresinde bulunan ashâb ve tâbiûndan bildikleri hadîsleri öğren, bunları toplayıp yaz ve bana gönder." Halîfe vefât ettiği zaman Ebû-Bekir, talîmatını kısmen yerine getirmiş ve önemli sayıda sünneti toplayıp yazmış bulunuyordu. Medîneliler, Hicaz kaynaklı bir teyit bulmadıkça Kûfe ve Şam ulemâsının rivayet ettikleri hadîsleri kabul etmiyor, bunları delil olarak kullanmıyorlardı. Bu davranışlarına gerekçe olarak da Irak ve çevresinde gelişen şu menfî olay ve cereyanları gösteriyorlardı: Şî'a ve Havâric gibi bid'at fırkalarının ortaya çıkarak hadîs uydurmaları (görüşlerini güçlendirmek için bir takım sözleri uydurup, bir sahte senede bağlayarak Rasûlullah'a isnad etmeleri), bu bölgede Cemel, Sıffîn gibi fitnelerin, ulemânın kökünü kazıyan Haccâc gibi zalimlerin zuhur etmesi, Hz. Hüseyin'in feci bir şekilde şehit edilmesi, yahûdiler, İranlılar gibi İslâm fetihleri yüzünden eski saltanatlarını kaybetmiş milletlere mensup olan, İslâmı içlerine sindiremiyen bazı kişilerin kurdukları gizli cemiyetler ve yıkıcı cereyanların bu bölgede zuhur etmesi, halkının geçimsiz, huysuz ve huzursuz bir karaktere sahip bulunması. Bu son özellik Hz. Ömer devrinde bile biliniyordu. Hz. Ömer, Sa'd b. Ebî-Vakkâs gibi bir zâtı onlara vâlî tayin etti, namazı iyi kıldırmıyor diye şikâyet ettiler; halbuki namaz kılmayı onlara Sa'd öğretmişti. Hz. Ömer de onu yanına aldı, şûrâ üyelerinden kıldı ve kendisinden sonra halîfeyi içlerinden belirleyecek özel şûrâya üye yaptı. Sonra sıra ile Ammâr b. Yâsir ve Ebû-Mûsâ el-Eş'arî'yi tayin etti, bu değerli sahâbîleri de halîfeye şikâyet ederek azillerini istediler. Hz. Ömer "Hiçbir vâlîyi beğenmeyen, hiçbir vâlinin de kendilerinden hoşnut olmadıkları bu yüzbin kişiden beni kim kurtaracak!" diye yakındı. Muğîre b. Şu'be'yi, "İyiler sana güvensin, kötüler ise senden korksun" tavsıyesi ile vâlî tayin etti. Hz. Osmân ve Hz. Alî zamanlarında huzursuzluk ve fitne çıkarmaya devam ettiler, birincisinin şehâdetine katıldılar, ikincisi zamanında fırkalara ayrıldılar, hakem formülünü kabule zorladıkları halde sonradan onu ittiham edip kendisine karşı çıktılar. Hz. Alî bütün bunlara dayanamadı ve Allah'a iltica ederek "Ya Rabbi, bana onlardan hayırlısını ver, onlara da benden kötüsünü ver!" dedi. Mu'âviye karşısında Hz. Hasan'ı desteklemediler, Yezîd'in ordusu karşısında -dâvet ettikleri ve destekleme sözü verdikleri- Hz. Hüseyn'i yalnız bıraktılar. Sonra, Allah, onların üzerine Haccâc'ı musallat kıldı ve bu zâlim, yirmi yıl, kurunun yanında yaşı da yakarak zulmetti. Bütün bu olayların ve çalkantıların, hem ulemâya, hem de ilme menfî tesiri oldu. Medîneliler (ehlu'l-Hicâz) bu durumu göz önüne alarak Irak kaynaklı hadîse ve fıkha itibar etmediler. Şüphe yok ki Medînelilerin tenkitleri, Irak bölgesinde bulunan bid'at ehline yönelik idi, Rasûlullah'ın izinde yürüyen ashâb ve onların sâdık talebeleri bu tenkitlerin dışında kalıyorlardı. Bu sebepledir ki bilâhare ulemâ, hadîsin Irak kaynaklı olmasını bir ret sebebi saymamışlar, senedi sağlam olmak kaydıyle Hicazlı kadar Iraklı hadisleri de kabul etmişlerdir
Emevîlerin sonu ile Abbâsîler devrinin başlangıcında Hicaz medresesinden "eserciler", Irak medresesinden reyciler" neş'et edecektir. Eserci ve reyciler arasında bazı prensip farkları bulunmasına karşılık, Irak ve Hicaz medreseleri arasındaki fark daha çok muhit ve üstad ve bilgi farkına dayanmaktadır. Her iki grup da Kitâb, sünnet ve sahâbe icmâına istinad eder. Hicazlılar ehl-i Medîne'nin teâmülüne ayrı bir değer verirler, muhitleri icabı hadis malzemeleri de zengindir.
Iraklılar ehl-i Medîne'nin teâmülünü farklı bir delil olarak telâkki etmezler. Hadisler üzerinde -muhitleri icabı- şüpheli davranırlar, re'ye daha çok yer verirler.(101)


101. H. Karaman, İctihad, s. 98-105; Fıkıh Usûlü, s. 18-21.

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Başlık
Sonraki Başlık
İçindekiler
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Başlık Sonraki Başlık İçindekiler