www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın İnternet Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


İkinci Bölüm
SAHÂBE DEVRİ
(Fıkhın Gelişme Çağı)

Giriş:
Fıkıh tarihçileri ikinci devreyi sınırlarken çeşitli nokta-i nazarlardan hareket etmişlerdir. Hukukî hayatı karakterize eden nesli göz önüne alanlara göre bu devre Rasûlullah'ın (s.a.) intikaliyle başlar ve hulefâ-i Raşidinin sonuna (41/661) yahut da sahâbe neslinin sonu olan ikinci asrın başlarına kadar uzanır.
Siyasî iktidarı nazarı itibare alanlara göre ikinci devre Hulefâ-i râşidin veya Emevîlerin sonuna kadar devam eder.
Gerek râşid halîfeler gerekse Emevîler devrinde fıkhî hayata yön veren sahâbedir; bu sebeple iki iktidar devrini aynı daire içinde ele almak uygun olacaktır. Ancak iktidarın fıkha tesiri bakımından mevcut farkı belirtmek için bahis, iki ayrı alt bölüm içinde verilecektir.

A- HULEFÂ-İ RÂŞİDİN DEVRİ:
1- Devre Umûmî Bakış:
a) Özet:
Bu devir (11/632) yılında Hz. Ebû Bekr'in halife olmasıyla başlar. 21-R.evvel-41/26-Temmuz-661 tarihinde Hz. Hasan'ın hilâfeti Muâviye nâmına terketmesiyle sona erer.
Bu devrede Hz. Ebû Bekir isyan ve irtidâd hareketlerini bastırarak fetihlere başlamış, Hz. Ömer fetihleri devam ettirmiş, İslâm ülkesinin sınırları doğuda Amuderya, kuzeyde Suriye ve Ermenistan, batıda Mısır'a kadar uzanmıştır. Hz. Osman bu sınırları daha da genişletmiştir.
Üçüncü halîfenin şehid edilmesi üzerine Hz. Ali'ye bey'at edilmişse de Şam vâlisi Muâviye, azilden kurtulmak için, şehid halifenin kan dâvasını bahane ederek Hz. Ali'ye beyat etmemiş, bu davranış müslümanları iç savaşlara sürüklemiştir. Mezkûr çalkantılar içinde, başta siyâsî iken sonraları itikad ve fıkha da tesir eden iki grup (mezheb) doğmuştur: Şîa ve Havâric.

b) Açıklama:
Allah Rasûlü'nün dünya hayatını tamamlamasından sonra Hz. Ebû-Bekir'e -pek azı müstesnâ- bütün sahâbe bey'at etmişler, O'nu halîfe seçmişlerdi. Halîfe ilk iş olarak bazı yerlerde baş gösteren irtidad hareketlerini bastırdı, zekât ödeme konusundaki direnişleri kırdı, iç düzeni sağladı. Sonra Sûriye ve Irak fetihlerini başlattı, Hz. Ömer'in tavsıyesi üzerine, çeşitli yazı malzemelerinde yazılmış bulunan Kur'ân-ı Kerîm'i bir Mushaf halinde toplattı, titizlikle karşılaştırmalar ve kontroller yapıldıktan sonra, Hz. Peygamber'in eşi Hafsa'ya teslim ederek, muhâfaza altına aldırdı. Böylece Fıkh'ın en önemli kaynağı -onu gönderen Allah Teâlâ'nın vâdettiği gibi- toplanıp kitab haline getirilerek korunmuş oluyordu. Hz. Ebû-Bekir vefât etmeden önce Hz. Ömer'i hilâfet için namzet göstermiş, ümmetin onu seçmelerini istemişti, onlar da bunu uygun görerek bey'at ettiler. Birinci halifenin hilâfet dönemi iki sene, üç ay, sekiz gün sürmüştü, onun yerini alan ikinci halîfe, fetih, adâlet ve meşveretle yönetim bakımlarından aynı çizgi üzerinde yürüdü. İslâm ülkesinin sınırlarını, yukarıda zikredilen noktalara getirdikten sonra şehid edildi, onun da hilâfeti on yıl altı buçuk ay devam etmişti. Üçüncü olarak hilâfet makamına, ümmetin ittifakı ile Hz. Osman seçildi. Bu makamda on iki yıl kadar (on gün eksik) kalan üçüncü halîfe, ülke sınırlarını Doğu'da ve Batı'da daha da genişletmiş, Mushaf'ın nüshalarını çoğalttırarak ülkenin büyük merkezlerine birer nüsha göndermişti. Hz. Osman, bazı Emevî yakınlarına vâlilik gibi büyük devlet vazifeleri vermişti, bunlar, yaşlı halîfenin bilgisi dışında birtakım uygunsuz işler ve haksızlıklar yaptılar. Bir yandan Hâşim oğulları, diğer yandan, saltanatları ellerinden alınan, ülkeleri fethedilen İranlılar ve yahudiler ayaklandılar, bu sonuncuların reisi de meşhur Abdullah b. Sebe' idi. Irak ve Mısır'dan hareket eden muhâlifler Medîne'de toplandılar, Halîfe'nin konağını kuşattılar ve sonunda onu da şehid ettiler. Dördüncü olarak hilâfet makamına, Rasûlullah'ın amca oğlu ve damadı Hz. Alî geldi, ancak önemli muhâlefetlerle karşılaştı. Basra'da, Hz. Âişe'nin etrafında toplanan Zubeyr b. el-Avvâm, Talha b. Ubeydullah ve diğerleri, Hz. Alî'nin şahsına itiraz etmiyorlar, fakat ona bey'at edenler arasında bulunan ihtilalcilerden -ki bunları, Hz. Osman'ın katilleri sayıyorlardı- intikam alınmasını istiyorlardı. Hz. Alî ise bunun zamanı gelmediği, istikrarı sağlamak için bir müddet beklenmesi gerektiği kanâatinde idi. Karşı tarafın ısrar ve ısyan etmesi üzerine ordusu ile Kûfe'ye geldi, ısyancıları mağlub etti. Talha ve Zubeyr şehid oldular, Hz. Âişe de Medîne'ye avdet etti. Öte yandan Şam'da vâli olan Muâviye b. Ebû-Süfyân ile yanında bulunan Amr b. el-Âs ve bazı sahâbîler de Hz. Osman'ın intikamı alınsın sloganı ile ayaklandılar, Suriye-Irak sınırında bulunan Sıffîn'de iki taraf karşı karşıya geldiler, müzâkereler fayda vermeyince savaş başladı, Halîfe'nin üstün geleceği anlaşılınca karşı taraf bir hile ile savaşı durdurdular ve ihtilâfın hakeme havâlesini istediler, Halîfe'nin çevresinden önemli bir gurup da bunu istediği için Ebû-Mûsâ el-Eş'arî hakem tayin edildi, karşı tarafın hakemi ise Amr b. el-Âs idi.(1) Hakemler, yılın başında Devmetu'l-cendel'de bir araya geldiler, Amr, oğlu Abdullah'ın seçilmesini istedi, Ebû-Mûsâ bunu kabul etmedi ve Abdullah b. Ömer'i teklif etti, Amr sükût edince kabul ettiğini zannederek durumu ilân etmek üzere kürsüye çıktı ve Hz. Alî'yi azlettiğini açıkladı, arkasından kürsüye çıkan Amr, Muâviye'yi halîfe ilân etti. Ebû-Mûsâ buna şiddetle karşı çıktı ise de iş işten geçmişti, sonuç alamadı, Amr Şam'a gelerek Muâviye'ye bey'at etti ve Muâviye her geçen gün biraz daha güçlendi.(2) Hz. Alî'yi tutanlar, hakem olayından sonra üç guruba ayrıldılar:

ba) Haricîler (Havâric):
Bunlar, hakem formülünü kabul ettiği için Hz. Alî'ye, yakınlarını iş başına getirmek suretiyle hânedân saltanatına kapı açtığını ileri sürerek Hz. Osmân'a, hanedân ve kabilecilik dâvası güttüğü için Muâviye'ye karşı çıkıyorlardı. Haricîlere göre hilâfet ve otorite bir aile veya şahısta olmamalıdır, otorite ümmete ait olmalı, hür iradeleri ile halîfeyi ümmet seçmeli, ümmetin âlim ve zeki kişileri onu kontrol etmelidir, halîfe seçilen kişi bundan imtina edemez ve işi hakeme havale eyleyemez. Gelişerek bir mezheb halini alan hâricilikte günah kişileri İslâm'dan çıkarır, zulme ve günaha sapan devlet başkanına karşı ısyan etmek ve onu makamından uzaklaştırmak ümmetin görevidir. Karşı oldukları guruplara bağlı şahısların rivayet ettikleri hadisler kabul edilmez.

bb) Şî'a:
Şîa kelimesi taraftar mânasına gelmektedir. İlk ihtilâfta Hz. Alî'nin tarafını tutanlara bu isim verilmiş, sonraları, Hz. Alî ve ailesini merkez edinerek aşırı inanç ve düşünceler geliştiren kişilerin mezhebi şî'a, bu mezhebe bağlı olan şahıs ise şîî diye anılır olmuştur. Şî'aya göre başından beri hilâfet Hz. Alî'nin hakkı idi, sahâbe ona bu hakkı vermedi, bazılarına göre Hz. Alî'de peygamberlik de vardır. Sapıklığı daha ileri noktalara götüren şîî guruplar da mevcuttur. Genellikle bu mezhebde, ancak ehl-i beyt kanalından gelen hadîslere itibar edilir, senedinde ehl-i beytten birinin bulunmadığı hadîs mûteber değildir...

bc) Cumhûr:
Cumhûr, çoğunluk demektir. Burada cumhûrdan maksat, aşırı uçlara sapmayan; dini, Hz. Peygamber ve râşid halîfelerin geliştirdikleri usûl içinde anlayan, hadîsleri, guruplara göre değil, metinlerine ve rivayet eden şahısların objektif vasıflarına göre değerlendiren ve her asırda orta yolu, gerçek İslâm anlayışını temsil eden müslümanlardır. Bunlar başlangıçta hem Hz. Alî'nin, hem de Muâviye'nin yanında bulunuyorlardı. Hz. Hasen'den sonra devlet başkanlığı Muâviye'ye geçince genellikle onun tarafında bulundular.
Hz. Alî, hilâfet makamında dört yıl, dokuz ay on gün kaldıktan sonra Kûfe'de hâricîler tarafından şehid edildi. Onun tarafında olanlar, oğlu Hz. Hasan'a bey'at ettiler. Ancak Muâviye hilâfet sevdâsından vazgeçmiyor ve gün geçtikçe kuvvetleniyordu. Hz. Hasan müslüman kanının dökülmesini önlemek ve birliği sağlamak için Muâviye namına hilâfetten ferâğat etti, böylece hicrî 41. yılın Rabî'ul-evvel ayında başkanlık Muâviye'ye geçmiş ve saltanat dönemi başlamış oluyordu. Rasûlullah (s.a.) bir mucize olarak bu gelişmeyi zamanından önce haber vermiş ve şöyle buyurmuştu: "Hilâfet otuz yıldır, sonra yine saltanata dönecektir.", "Bu iş peygamberlik ve rahmet olarak başlamıştır, sonra hilâfet ve rahmet, sonra ısırgan saltanat, sonra yeryüzünde baskı, zulüm ve fesâd olacaktır." Bir başka hadîslerinde, zaman içinde yine peygamberlik izindeki hilâfetin avdet edeceğini bildirmişlerdir.(3) Ümeyye oğullarının devamlı destekledikleri Muâviye'nin iktidarı, zaman içinde daha da güçlenmiş, onun, oğlu Yezîd adına ümmetten zorla bey'at alması ile devam eden gelişmeler sonunda Emevî saltanatı kurulmuştur.


1. İbn Sa'd, Tabakat, C. III, s. 31.
2. Hacevî, age., I, 225.
3. İbn Hanbel, C. V, s. 220, 221; Ebû-Dâvûd, Sünnet, 8; Tirmizî, Fiten, 48, C. IV, s. 273; Heysemî, Mecmau'z-zevâid, C. V, s. 189.

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Başlık
Sonraki Başlık
İçindekiler
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Başlık Sonraki Başlık İçindekiler