www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın İnternet Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


Dokuzuncu yıl:
1. Çıplak tavâfın yasaklanması:
Araplar, İslâm'dan önce genellikle Kâbe'yi çıplak tavâf ederler, içinde günah işledikleri elbise ile tavâfı caiz görmezlerdi. Bundan ancak Kureyş mensupları ile, bunların tavâf için elbise verdiği diğer kabile mensupları müstesna idi. Vedâ haccından bir yıl önceki hac mevsiminde, Rasûlullah (s.a.), Hz. Ebû-Bekir'i hac emîri tayin etmiişlerdi. Emîr, aldığı talîmat gereği, bayram günü halka şunu ilân etmişti: "Duyduk duymadık demeyin! Bu yıldan sonra hiçbir müşrik haccedemiyecek ve hiçbir çıplak da Kâbe'yi tavâf edemiyecektir."(72) Hz. Peygamber'in açıklama ve uygulamalarından anlaşıldığı üzere erkek ve kadınların avret (kapanması gereken) yerlerini açmaları haramdır ve bunları açan kişi, kısmen giyimli de olsa çıplak sayılır. Kâbe'yi tavâf eden kadınların el, yüz ve ayakları dışında kalan yerleri, erkeklerin ise diz kapakları ile göbekleri arasındaki kısımları örtülmüş olacaktır.

2. Mulâ'ane:
Mulâ'ane, karşılıklı lânetleşme, birbirine lânet okuma demektir. Aslında müslümanların birbirine lânet okumaları yasaktır. Ancak karısına zina isnad edip de bunu isbat edemiyen kişi ile karısı arasında, hâkimin huzurunda başvurulan mulâ'ane caiz görülmüştür. Bu usûlün başlangıcı da hicrî dokuzuncu yılda, Rasûlullah'ın Tebûk seferinden dönmelerini takip eden günlerde olmuştur. Sefer'den dönenler arasında bulunan Uveymir el-Aclânî hanımının hamile olduğunu görünce çocuğun kendinden olduğunu inkâr etmiş ve Rasûlullah'a başvurmuştur. Bir müddet sonra hâdise ile alâkalı vahiy geldiği için Peygamberimiz çifti çağırtmış ve mulâaneyi icra etmiştir.(73) İlgili âyet şöyledir: "Eşlerine zina isnadında bulunup da kendilerinden başka şahitleri olmayanlara gelince, onların her birinin şahitliği, kendisinin doğru söyleyenlerden olduğuna dair dört defa Allah adına yemin ederek şahitlik etmesi, beşinci defa da, eğer yalan söyleyenlerden ise Allah'ın lânetinin kendi üzerine olmasını dilemesidir..." (Nûr: 24/6-9). Koca bunu yapmakla iftira cezasından kurtulmakta ve hâkim, mulâane sonunda çifti ayırmaktadır. Mülâane usûlü yahudilerde de vardır; ancak yemin kadına ettirilir, ayrıca lanetli su vb. kullanılır (Sayılar: 5/16 vd.).

Onuncu yıl:
1. İnsan haklarının ilânı:
Vedâ haccına kadar, çeşitli vesilelerle, âyetler ve hadîsler, insanların temel hak ve hürriyetlerini açıklamış, İslâm toplumundan bunlara riâyet edilmesini istemiş, hatta dünyada hak ve adâletin gerçekleşmesi, zulmün ortadan kalkması için mücadeleyi (cihadı) onlar için mukaddes görev haline getirmişti. Bu cümleden olarak Râsulullah (s.a.) daha hicretin ilk yılında Medîne'deki yahûdîler ile andlaşma yapmış, hazırladığı anayasaya onların da hak ve hürriyetlerini dercetmiş; kendilerine din ve vicdan hürriyeti yanında adlî muhtariyet de bahşetmişti. Daha sonra Necran hristiyanlarıyle yaptığı sulh andlaşmasında aynı hakları -daha da fazlasıyle- onlara da tanımış, bunların süresiz olarak korunmasını istemişti. Kur'ân-ı Kerîm: "Yeryüzünden fitne (baskı ve zulüm) kalkıncaya ve din tamamen Allah için oluncaya (korkuya ve baskıya dayalı dindarlık ortadan kalkıncaya) kadar onlarla (baskı ve zulüm yapanlara karşı) savaşın" (Bakara: 2/193) ve "Dinde zorlama yoktur, doğru eğriden ayrılmış, ortaya çıkmıştır" (Bakara: 2/256) diyerek din ve vicdan hürriyetini, daha önce naklettiğimiz naslarla da, kanun ve kazâ önünde eşitlik, mesken dokunulmazlığı, fırsat eşitliği vb. hakları ilân etmişti. Rasûl-i Ekrem (s.a.) vedâ haccında toplanan büyük kalabalığı fırsat bilerek bu hak ve hürriyetleri, yeni bazı hükümlerle beraber ilân etmek istemiş, bunun için Arefe günü tarihi bir hitâbede bulunmuştu. Hitâbenin üslûbu, Hucurât sûresinde, İslâm'ın insanlık ve toplum anlayışını ortaya koyan âyetin (49/13) üslûbuna benziyordu. Âyet, "Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için küçük büyük guruplara ayırdık. Şüphe yok ki Allah katında en değerli ve üstün olanınız en müttaki olanınızdır (Allah'ın haklarına en fazla saygı gösterenlerinizdir); şüphesiz Allah bilendir, haberdar olandır." diyordu. Rasûlullah da hutbesine "Ey insanlar!" diye başlamış, Hucurât sûresindeki eştilik ve fazilet (üstünlük) prensibine işaret etmiş ve sonra da -özetle- şunları söylemişti: "Şu mukaddes şehrinizde, mukaddes ayınızda, mukaddes gününüz ne kadar mukaddes ve doknulmaz ise kanlarınız (hayatlarınız) , mallarınız, namus ve şerefleriniz de o kadar birbirinize haramdır, dokunulmazdır. Herkes duysun, cahiliye devrinden kalan her şey ayaklarımın altındadır. Cahiliye devrinden kalan kan dâvaları kaldırılmıştır... Cahiliye devrinden kalan faiz borçları kaldırılmıştır... (Bu iki konuda ilk uygulamayı da kendi yakınlarından başlatmıştır). Kadın hakları konusunda Allah'tan korkun. Onları Allah'ın emâneti olarak aldınız, Allah'ın kanunu gereği onlarla karı-koca oldunuz... Size, sarıldığınız müddetçe doğru yoldan sapmayacağınız bir şey bıraktım: Allah'ın Kitâbı!.. Benden sonra, birbirinizin boynunu vuran kâfirler olmayın." Rasûlullah hutbesinden sonra "vazifemi yerine getirdim mi, aldığım talimâtı tebliğ ettim mi?" diye sormuş, halkı ve Allah'ı buna şahit tutmuştur.(74)
(Allah Rasûlü bir başka hadîslerinde, hutbede geçen dokunulmazlık ve dayanışma prensiplerini şöyle açıklamışlardır: "Çekemezlik etmeyin, haksız rekabette bulunmayın, birbirinize darılmayın, sırt çevirmeyin, birbirinizin satım akitlerini bozmayın ve Allah'ın kulu kardeşler olun. Müslüman müslümanın kardeşidir; ona haksızlık etmez, yüzüstü bırakmaz, onu küçümsemez. (Üç kere kalbini işaret ederek) takvâ şuradadır! (İyi davranışlar gönülden gelmelidir, Allah rızâsına dayanmalıdır.) Bir müslümana kötülük olarak, müslüman kardeşini küçük görmesi yeter! Müslüman bütünüyle, diğer müslümana haramdır; kanı, malı, namus ve şerefi."(75)
Hicrî onuncu yılda ikmâl ve ilân edilen hak ve hürriyetleri bütünü ile ele alıp değerlendirdiğimiz zaman karşımıza şöyle bir tablo çıkmaktadır: İslâmın öngördüğü toplum yapısında insanlar; aynı ana-babadan gelme kardeşler, müslümanlar ise buna ek olarak, aynı imanı ve değer hükümlerini paylaşan kardeşlerdir, insanların büyük küçük guruplara ayrılması (kabile, kavim, millet, ümmet oluşları), "iradeye bağlı olmayan özelliklere" dayanarak üstünlük taslamak ve başkalarına hor bakmak için değil, tanışmak ve bütünleşmek içindir, insan ilişkilerinde merhamet, fazilet, eşitlik, dayanışma ve adâlet hâkim olacaktır. Bunlar, toplum yapısının temel taşlarıdır. Devlet, hak için halka hizmet maksadıyle var olan bir hukuk devletidir; ferd, toplum ve devletin bağlı bulunduğu, yazılı bir mukaddes metin vardır: Allah'ın Kitâbı. Bu metinde, daha çok çerçeve hükümler vardır, bunların zaman ve zemine göre uygulanmasını sünnet, sahâbe tatbikatı ve ictihad sağlayacaktır; anayasadan yönetmeliklere kadar bütün mevzûat bu kaynaklara dayanacaktır; nitekim Rasûlullah'ın Medîne Site devleti anayasası, Ana Kitaba dayalı ilk ana-kanun örneği olmuştur, insanların temel hak ve hürriyetleri, Kitabullah'a dayanmakta ve Allah'ın himayesi altında bulunmaktadır, Allah'ın himayesini yeryüzünde O'nun kullarının oluşturduğu toplum (ümmet) temsil etmektedir ve ümmet bunun için teşkilatlanacak, bunlar uğruna mücadele verecektir.


72. Buhârî, Hac, 67.
73. Dârekutnî, Sünen, Medîne, 1966, C. III, s. 277.
74. Müslim, Hac, 147; Buhârî, Hac, 132.
75. Müslim, Birr, 32.

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Başlık
Sonraki Başlık
İçindekiler
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Başlık Sonraki Başlık İçindekiler