www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın İnternet Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


Anarşi, Terör ve İrtica

İslâmî açıdan terörü değerlendirir misiniz?
Terör (tedhîş) etrafa korku salmak, öldürmek, yaralamak, tahrip etmek suretiyle insanları mal, can, namus gibi maddî ve mânevî değerlerinin tehlike içinde olduğuna inandırmak, güvenliği ortadan kaldırmaktır.
Anarşi ise kamu düzen ve disiplininin ortadan kalkması, toplumda orman kanununun hâkim hâle gelmesidir.
İslâm'ın terör ve anarşiye nasıl baktığını Kur'ân-ı Kerîm ve sahih hadîslere başvurmak suretiyle öğrenmek kolaylıkla mümkündür:
".... Kim bir cana veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya karşılık (bu suçların cezâsı) olmaksızın bir cana kıyarsa bütün insanları öldürmüş gibi olur. Her kim de bir canı kurtarırsa bütün insanları kurtarmış gibi olur..."50
"Allah ve Rasûlüne karşı savaşanların ve yeryüzünde düzeni bozmaya çalışanların cezâsı ancak ya öldürülmeleri, ya asılmaları, yahut el ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, yahut da bulundukları yerden sürülmeleridir. Bu onların dünyadaki rüsvaylığıdır. Onlar için âhirette de büyük azap vardır."51
"Dünyanın yok olması, Allah nezdinde, bir müslümanın öldürülmesinden daha önemsizdir."52
"Bize karşı silâh taşıyan (veya silâh çeken) bizden değildir."53
"Hiçbiriniz kardeşine silâh ile işaret etmesin; çünkü o farkında olmadan şeytan elinden çıkarır da (istemeden bir müslümanı yaralama veya öldürmesi sebebiyle) cehennemin bir çukuruna yuvarlanır."54
"Şüphe yok ki, kanlarınız, mallarınız, namuslarınız, vücutlarınız birbirinize Mukaddes Şehir'de, mukaddes aydaki mukaddes gün kadar haramdır, dokunulmazlıkları vardır... Benden sonra, birbirinizin boynunu vuran (canına kıyan) kâfirler (gibi) olmayın."55
Bu bağlayıcı metinlerin sayısını daha da çoğaltmak mümkündür. Ortaya çıkan kesin ve açık sonuç İslâm'da, ister müslüman olsun, ister müslümanlara karşı savaşmayan (andlaşmalı) gayr-i müslim olsun her insanın canı, malı, namusu ve vücûdunun dokunulmaz olduğudur. Bunlara dokunabilmek için kişinin cezâ gerektiren bir suç işlemesi ve selâhiyetli mahkemenin hüküm vermesi şarttır. Ortada kişinin işlediği suç ve bu suça uygulanacak cezâ hakkında mahkemenin hükmü bulunmaksızın bir kimsenin canına, malına, hürriyetine.... tecavüz etmek, düzeni bozmak, yeryüzünde fesat çıkarmak cinayettir; bunun dünya ve âhirette ağır cezâları vardır.

İslâmî tatbikatta hiç anarşi ve terörden medet umulduğu olmuş mudur?
Müslümanları bağlayan İslâmî tatbikat Rasûlullah (s.a.v.) ile Râşid Halîfeleri (Hz. Ebû Bekir, Ömer, Osman, Alî ve Hasen) zamanlarında vaki tatbikattır. Bu örnek devirlerde anarşi ve terörden medet umulduğu olmamıştır. Bilhassa Hz. Osman zamanından itibâren müslümanlar arasına fitne (kargaşa, ihtilâf, tefrika, fesat) girmiş, fakat bu davranışlar sahâbe tarafından asla tasvip görmemiş, fitnenin ortadan kalkması için meşrû düzen ve başkan ile işbirliği yapılmıştır. Hz. Alî'nin hilâfetinde ona başkaldıran, bey'at etmeyen, bunun için haklı olmayan şartlar ileri sürenler arasında bazı sahâbilerin bulunduğu da olmuştur. Ancak bunlar teröre başvurmadıkları gibi, Hz. Alî de düzeni bozan davranışlarını tasvip etmemiş, bunu suç saymış ve üzerlerine asker sevkederek yola getirmeye çalışmıştır. Bu devirde anarşi ve teröre ilk başvuran fırka Haricîler olmuş, bunlar kendilerine göre bir düzen kurmak üzere suikastler tertip etmişler ve bu arada Hz. Alî'yi de şehit etmişlerdir. Hâricîlerin bu davranışları ümmet tarafından hiçbir zaman kabûl görmemiş, kendileri daima sapık fırkalardan biri olarak nitelendirilmişlerdir.
Nasslardan ve örnek uygulamalardan hareket eden İslâm ulemâsı, "şahsî hayatında veya yönetimde İslâm'dan sapan yöneticiye karşı alınacak tedbir" konusunu tartışmışlar, fitnesiz olarak değiştirilmesi mümkün ise derhal harekete geçilmesi, aksi hâlde uygun zamanın beklenmesi gerektiği sonucuna varmışlardır. Yönetimi, düzeni İslâmî çizgiye getirmek üzere harekete geçmeyi önleyen husus "fitne"dir. Fitne ise müslümanların birbirine silâh çekmesi, asayiş ve emniyetin ortadan kalkması, can, mal ve namus... dokunulmazlıklarının tehlikeye düşmesidir. Ehl-i Sünnet denilen ümmet çoğunluğunun; İslâm'ı, Kitab, Sünnet ve Râşid Halîfeler çizgisinde yaşayanların görüşü budur. Aksini düşünen, fitneye rağmen zâlim sultana karşı çıkılır diyenler de "masum insanlar öldürülür, cana, mala, namusa tecavüz edilir" dememişlerdir. Şu hâlde terör ve anarşi, hemen bütün mezhebleri ile İslâm'a aykırı bir davranış biçimidir, meşrû olmayan bir olgudur.

İslâmiyet'in irticâya bakışı nedir?
İrticâ Türkçe'ye gericilik şeklinde çevrilmiştir. Bundan maksat, zamanın getirdiği, modern dünya görüşü ve davranış kalıplarını, ferdî ve sosyal hayata yön veren kâideleri, kısmen veya küll hâlinde bırakıp geçmiş zamanlara dönmek, geçmiş zamanların görüş, inanış ve kâidelerine tâabi olmaktır! "Bu mânâda irtica'a İslâm nasıl bakar?" sorusuna en güzel cevabı Mehmed Âkif merhum vermiştir: "Biz her eskiyi eski diye atmayız, kötü ise atarız; her yeniyi yeni diye almayız, iyi ise alırız." İslâm'a göre iyi ve kötünün ölçüsü vahyin ışığında, rehberliğinde akıl ve ilimdir. Vahiy bir yana bırakılarak yalnızca akla ve müsbet ilme dayanılacak olursa iyi ve kötünün belirlenmesinde bazı hatâlara düşmek kaçınılmaz olacaktır. Hattâ biraz mübalağa ile denebilir ki, insanların sayısınca farklı iyi ve kötüler olacaktır. Allah Teâlâ, vahiy yoluyla kullarını irşâd etmiş, aklın ve müsbet ilmin erişemediği konularda tek kaynak olarak, bunların eriştiği konularda ise teyid edici kaynak olarak gerçekleri, iyi ve kötüyü bildirmiştir. İslâm'a göre iyi (Kitâbın, Sünnet'in, İslâm'ın iyi dediği) ne kadar eski olursa olsun iyidir, terkedilmemelidir. Kötü dediği de ne kadar yeni olursa olsun kötüdür, alınmamalıdır. Bu kâideden hareketle irticâ, İslâm'ın iyilerini bırakıp, İslâm dışı kaynakların -dîne ters düşen- iyilerini almak, buna dönmektir. Başka bir ifade ile İslâm'ı bırakıp, İslâm öncesine (câhiliyye çağına) dönmektir. Burada câhiliyyeden maksat bir zaman dilimi değil, bir hayat felsefesi ve nizâmıdır. İslâm bu çağı kapamak için gelmiştir; ancak başlangıçtan günümüze kadar ona karşı direnenler, câhiliyyeye dönmek veya orada kalmakta (irticâda) ısrar edenler olmuştur, olacaktır. Müslümanların vazifesi insanların akıllarında hâsıl olan karışıklığı gidermek ve onlara gerçeğin, iyinin bilgisini ulaştırmaktır.

Müslümanlığı mürtecilikle aynı şey kabûl edip ardından müslümanların terörist olduklarını herkese kabûl ettirmeye çalışanların gerçek niyetleri nedir? Acaba bu kişiler bilgisizlik sebebiyle bu iftirâlarında yanılmış olabilirler mi?
İslâm'a göre irticâın ne demek olduğunu bundan önceki cevapta açıklamaya çalıştık. İslâm'ın doğrularını ve iyilerini kabûl etmeyenlere göre müslüman olmak mürteci (gerici) olmak demektir. Bize göre bu değerlendirme yanlıştır ve buna katılmak mümkün değildir. Öte yandan İslâm'da değişen ve değişmeyen kâideler vardır. Değişen kâideler, örf ve âdete bağlı bulunan, bu sebeple geçmiş zamanların şartlarında müctehidlerin ictihad ederek ortaya koydukları hükümlerdir. Zamanın değişmesi ile değişeceği Mecelle kâidesi hâline getirilmiş bulunan bu nevi kâide ve uygulamalar üzerinde ısrar etmek İslâm'a göre de irticâ sayılabilir. Ancak müslümanları gerici olmakla suçlayanların yalnız bu nevi irticâ'ı kastettiklerini sanmıyoruz. Bu irticâ nev'ini, müslümanların bir iç meselesi olarak kabûl ediyor, İslâmî eğitim ve öğretimin kalitesinin iyileştirilmesi ve yaygınlaştırılması ile düzeleceğine inanıyoruz.
Müslümanların terör ile ilgilenmelerine gelince bunu iki ayrı sâha içinde değerlendirmek gerekir. a) Gerçek müslümanlarda terör, b) İslâm'ı kalkan olarak kullananlarda terör.
a) Gerçek müslümanlarda terörün olmayacağı, müslümanların içinde teröristlerin barınmasının mümkün bulunmadığı birinci ve ikinci soruların cevabından anlaşılmış olmalıdır.
b) İslâm'ı bir kalkan, bir örtü olarak kullanan, gerçekte müslüman olmayan, İslâm dışı ideolojilerin mensubu bulunan kişiler ve gurupların, hedeflerine ulaşabilmek için terörü kullanmaları mümkün ve vâkidir. Tarih boyunca casusların, Bâtınîlerin, diğer sapık mezheb ve ideoloji mensuplarının, müslüman görünerek ümmetin içine sızdıkları, çeşitli fesatlar çıkardıkları bilinmektedir. Günümüzde de aynı uygulamanın devam etmemesi için bir sebep yoktur. Ayrıca gerçek müslümanları lekelemek, insanları İslâm'dan korkar, çekinir hâle getirmek isteyen bazı çevrelerin bu tür faaliyetleri tertipleyerek müslümanlara yamamaları da mümkündür ve örnekleri görülmüştür. İşte bütün bu gerçekleri görmezden gelerek ma'sûm müslümanların üzerine atılan her terör olayını manşetlere geçirip istismar etmek yalnızca bilgisizliğe bağlanamaz; bu davranış kasıtlıdır ve İslâm'ı karalamaya, müslümanlar üzerine dünyanın nefretini çekmeye yöneliktir.
Müslümanların topraklarını istîlâ eden ve onları yurtlarından çıkarmak isteyen yabancılara karşı, keza zorla işbaşına gelerek gayr-ı meşrû bir düzen kurmak için faaliyet gösterenlere karşı müslümanların direnişini, ellerinden gelen ve meşrû olan bütün imkânları kullanarak mücadele etmelerini -böyle isimlendirenler bulunsa da- anarşi ve terör olarak değerlendirmek doğru ve isabetli değildir. Bu şanlı direnişler cihaddır, ibâdettir.



50. Mâide: 5/32.
51. Mâide: 5/33.
52. Tirmizî, Diyât, 7.
53. Buhârî, Fiten, 7.
54. Buhârî, Fiten, 7.
55. Buhârî, Fiten, 8.

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Başlık
Sonraki Başlık
İçindekiler
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Başlık Sonraki Başlık İçindekiler