www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın İnternet Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


İmâmet (Başkanlık) Üzerine 49

İslâm'da imâmet kurumunun yeri ve önemi nedir? İmamda bulunması gereken özellikler nelerdir?
Devletsiz toplum, toplumsuz fert olamaz. Fert olarak insanın yaratılış maksadı "Allah'a kulluk"tur. Bu maksadın gerçekleşebilmesi için ferdin canı, malı, dîni, aklı, nesli ve şerefi korunmalıdır. Korunma ancak düzen içinde olur; düzen ise devlettir, kanun hâkimiyetidir. Yönetimsiz devlet, başkansız yönetim olamayacağına göre devlete bir başkan gereklidir; İslâm'da bu başkana "imam, halîfe, emîru'l-mü'minîn" denilmiştir. Birçok hadîs müslümanlara, devlet başkanını tanımalarını, ona bey'at ve itâat etmelerini, bey'at "şartlı" bir itâat sözü ve vekâlet mahiyetinde olduğu için imam şartlara riâyet etmediği veya liyâkât vasfını kaybettiği takdirde ona itâat etmemelerini (değiştirip yerine lâyık olanı getirmelerini) emretmektedir. İmamın müslüman, iyi ahlâk sahibi (İslâm'da günah sayılan fiil ve davranışlardan uzak), sağlıklı, zeki, müctehid derecesinde din bilgini, devlet yönetiminde kâbiliyetli olması şarttır. Şî'a "iyi ahlâk (adâlet)" şartını daha da sıkı tutarak bunun yerine "ismet"i; yani "günah işleyemez olmayı" koymuşlardır. Bu vasıf ise ancak Allah Teâlâ tarafından seçilip eğitilerek Hz. Peygamber'e (s.a.v.) ve sırasıyle imamlara bildirilen Ehl-i Beyt (Hz. Peygamber'in (s.a.v.) ailesi ve soyu) içinde bulunmaktadır.
İmamet ile velâyet-i fakih arasında ne tür bir ilişki vardır?
İmâmî ve İsnâaşerî Şî'a'ya göre onikinci imam, hicrî 255 yılında doğan ve genellikle halktan uzak (gizli) yaşamış bulunan Muhammed b. el-Hasen'dir. 260. yılda babası vefât edince imâmet kendisine verilmiş, fakat o görünmezliği (gaybeti) tercîh ederek dört nâibi aracılığı ile imâmet görevini yürütmüştür. Dördüncü nâibi Ali b. Muhammed hicrî 329 yılında vefât edince de tam görünmezliği (el-gaybetu'l-kubrâ) tercih etmiştir. Bu imam (Mehdî), Allah'ın takdir ettiği zaman ortaya çıkacak, zulümle dolmuş dünyayı adâlete kavuşturacaktır. İmam Mehdî'nin kaybolmasından bu yana bin yıldan fazla zaman geçmiştir. Bu zaman içinde ümmetin dînî ve dünyevî hayatlarına kim rehberlik edecek, onları kim yönetecektir? Son asırlara kadar Şî'a bu suale şu cevabı vermiştir: Ümmetin âlimleri (fakihler, müctehidler) müslümanların ferdî problemlerini çözer, fetvâ verir, dâvalarını sonuca bağlarlar. Devlet yönetimi (siyâset) ise onların selâhiyetleri (velâyetleri) dışında kalmaktadır. Bunun için Mehdî'nin ortaya çıkması beklenecek, sultanların idarelerine müdahale edilmeyecek, zulümlerine karşı çıkılmayacak, bu sâhada marûfu emir, münkeri nehiy vazifesi yapılmayacaktır. Müslümanları, zalim sultanların ve dış güçlerin pasif oyuncağı hâline getiren bu görüş önemli tıkanıklıklara, içten ve dıştan sömürülere sebep olduğu için son asır Şîî âlimlerini düşündürmüş, fakihin vazife ve sorumluluğu (velâyet-i fakih) konusunda yeni bir tezin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Bu yeni tezi en açık bir şekilde ortaya koyan ve uygulayan merhum Humeynî olmuştur. Ona göre İmam'ın yokluğunda ümmeti yönetecek ve onların haklarını koruyacak olanlar ümmetin âlimleridir, fakihleridir; fakihin velâyeti siyâset sahâsını da kapsamı içine almaktadır. Bu hem aklen böyledir; çünkü din, binlerce yıl ümmetin zulme marûz kalmasına, İslâm'ın toplum hayatından uzaklaşmasına, ahlâksızlığın ve fesadın yaygın hâle gelmesine râzı olamaz; hem de naklen böyledir; çünkü Hz. Peygamber (s.a.v.) ve İmamlardan nakledilen sözler fakihin böyle bir selâhiyete sahip bulunduğunu ifade etmektedir.

İslâmî harekette imametin yeri nedir? Günümüzde, İslâm coğrafyasındaki çeşitli İslâmî hareketler ve İran'daki İslâm inkılâbı çevresinde gündeme gelen imam, imamet ve bi'at tartışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Her sosyal hareket gibi İslâmî hareketin de rehberlere ve bir baş rehbere (lidere) ihtiyacı vardır. Hareket İslâmî olunca, İslâm'ın hayata hâkim kılınması gibi bir hedefe yönelince rehberlerin de İslâm âlimi, İslâm'ı iyi bilen ve yaşayan kimseler olması zarûret hâline gelmektedir. Ancak burada "tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan" misali bir çelişki ve ikilem söz konusudur. Bazı hareket mensupları "önce imamın belirlenmesi ve ona bey'at edilmesi, sonra hareket" tezini savunuyorlar. Bazıları da prensip olarak buna karşı çıkmamakla beraber daha başlangıçta imamın belirlenmesinin uygulamada güçlüklere ve anlaşmazlıklara yol açtığını, ümmeti tefrikaya düşürdüğünü göz önüne alarak "hareket birileri tarafından başlatılır, irşâd, teblîğ, eğitim... şeklinde sürüp gider, ümmetin tasvîbine mazhar olursa mensubu çoğalır, lideri tabîî olarak ortaya çıkar, tartışmasız olarak belirlenir" diyorlar. Başarılı hareketlerin de hep böyle olduğunu görüyoruz. İmamet iddiâ ile değil, liyâkat ile sâbit olur, liyâkat ise ancak imtihan ve deneme ile anlaşılır. Hareketin bizzat kendisi en mükemmel denemedir, imtihandır.

İmâmet ile müslümanların vahdeti arasında ne tür bir ilişki vardır?
Tesbîhin başlangıç ve bitiş yerini belirleyen, tesbîhi boncuk dizisinden ayırıp "tesbîh" yapan şeyin adına "imâme" denir. Tesbîh bile imamesiz olmayınca ümmetin imamsız olması elbet mümkün değildir. Çünkü ümmet, Hz. Peygamber (s.a.v.)'in getirip teblîğ ettiği ve uyguladığı sosyal nizâma tâbî toplum demektir. Bu nizamda, daha Allah Rasûlü (s.a.v.) toprağa verilmeden imamet meselesi ele alınmış, ümmetin bölünmesini önlemek maksadı ile ashâbın ileri gelenleri toplanarak imamı seçmişlerdir. Râşid Halîfeler dönemi otuz yıl sürmüş, sonra hilâfet ve imâmet çizgisinden sapılarak peygamberî nizâma aykırı olan saltanat sistemi getirilmiş, sultanların saltanat hırsı ve çekişmesi ümmeti bölmüş, yüzyıllar boyu bir daha ümmetin vahdeti gerçekleşmemiş, parçalanmış ümmet, zâlim sultanlar yönetiminde, düşmandan çok birbirini kırmış, birbiri ile savaşmışlardır.

İmâmetin tanınması, bağlayıcı olması ve fonksiyonlarını icrâ etmesi önünde coğrafî, kavmî, ve mezhebî sınır ve kayıtlar var mıdır? Varsa nelerdir? Bu husûsta sizce nasıl bir yol takip edilmelidir?
Bu sualin biri nazarî, diğeri amelî iki cevabı vardır.
Nazarî olarak: Ümmet bir bütündür, tek bir siyâsî topluluktur, vatanları bir, başkanları (imamları) bir, kanunları, iç dış siyasetleri birdir. Danışma ile belirlenecek usûle göre ümmetin imamı seçilince, dünyanın neresinde bulunursa bulunsun; ırkı, mezhebi, meşrebi ne olursa olsun bütün müslümanların bu imamı tanıması, ona bey'at ve itâat etmesi, yardımcı olması gerekir.
Amelî olarak: Râşid Halîfeler döneminden sonra, "nazarî olarak tasvîr ettiğimiz tek ümmet ve tek imam" hiçbir zaman gerçekleşmemiş, dünyada hemen her zaman birden fazla İslâm devleti ve ülkesi bulunmuş, sözde halîfelere bazı sultanlar suretâ bağlı görünmüş, ancak güç ve selâhiyetleri halîfelerden daha üstün olmuştur. Görünen odur ki, bugün de İslâm ülkelerinin "bir ümmet, bir ülke, bir imam" idealini gerçekleştirmeleri imkânsızdır. Evet şer'an gerekli ve aklen mümkündür; ancak bugünki şartlarda âdeten (eşyanın tabîatine göre) hayaldir.
Ne yapılabilir suâline gelince: Her bir ülkede İslâm'ı bilen ve onu ihlâsla yaşamaya gönül veren insanlar (âlimler, fakihler, mürşidler, münevver müslümanlar) bir eğitim ve öğretim seferberliği başlatır. Müslümanlara din ve dünya öğretilir, bütün insanların aynı kökten geldikleri, Allah'a kulluk için yaratıldıkları, müslümanların kardeş oldukları, dünyada hürriyet ve adâletin gerçekleşmesinden sorumlu bulundukları, bunun için güçlü olmaları gerektiği, güçlü olmanın birlik ve dayanışmadan geçtiği... anlatılır. Bu hususlar ümmetin çoğunluğunda bilgi, iman ve şuur hâline geldikten sonra her bir ülkede yönetimle halk arasında bütünleşme, aynı değerleri paylaşma ve aynı hedeflere yönelme merhalesi gerçekleştirilir. Bu merhaleden sonra İslâm ülkeleri arasında nasıl bir birlik ve bütünlük oluşturulabileceği gündeme gelir. Şüphesiz bu husus her zaman gündemdedir; ancak gerekli altyapı oluşturulmadan, hazırlıklar yapılmadan meselenin gündemde olması bir sonuç doğurmamakta, kıylu-kalden ileri gidememektedir. Çok erken de olsa düşünmeye zemin oluşturmak bakımından son merhale hakkında bir şey söylemek gerekirse şunu ifade edebiliriz: Ümmet (İslâm ülkeleri), adını ve şeklini zamanı gelince belirleyecekleri bir birlik kurarlar, bu birliğin liderliğini, ülkelerin başkanları arasından seçilmiş bir heyet üstlenebilir, bu heyete de meselâ sıra ile birisi başkan (imam) olabilir...

Türkiye müslümanlarının karşı karşıya bulunduğu temel problemler ile imamet meselesi arasında bir ilişki kurulduğunda bu hususta görüş ve önerileriniz nelerdir?
Bu sualin cevabı, yukardaki cevapların bileşkesidir; cevap verilmiş demektir. Burada şunu eklemek mümkündür: Türkiye'de müslümanların en önemli problemi tefrikadır; mezheb, meşreb, tarikat, cereyân, grup... şeklinde bölünmüş bulunan müslümanların, kendilerini birleştirip bütünleştiren "müslüman ve bu sebeple kardeş" olma şuurundan mahrum olmalarıdır. Birliğin temeli olan ortak noktaya (müslüman ve ehl-i kıble olmaya), önemsiz ayrılıkları ve farklılıkları tercîh ederek tefrikayı devam ettirmeleri, düşmanı koyup dost ile uğraşmalarıdır. İslâm'ı öğrenme, yaşama ve yaşatma çabasında birbirlerine destek olacak, birilerinin başarısını diğerleri de başarı sayacak yerde, "ben, biz...." dâvâsını sürdürmeleri, inhisarcılığı din hâline getirmeleridir. Çâre birden fazladır ve çetindir; ancak ilmin ve dînin taraftarı olmaktan öte tarafı bulunmayan, bilgisi ve ahlâkı ile temayüz etmiş bulunan âlimlerden bir heyet oluşur, buna taraflardan da temsilciler katılır, müslümanları bölen başlıca ihtilâf konuları bu heyetçe ele alınıp sonuçlandırılır, taraflar da bu sonucu benimserlerse önemli bir adım atılmış olur diye düşünüyorum.



49. Tevhid, 1991.

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Başlık
Sonraki Başlık
İçindekiler
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Başlık Sonraki Başlık İçindekiler