www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın İnternet Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


Körfez Bunalımı

Körfez bunalımını İslâmî açıdan değerlendirir misiniz?
1. Kitâb ve Sünnet'te yer alan sayısız âyet ve hadîs incelendiğinde dînin şu değerleri korumayı hedef aldığı anlaşılmaktadır: Hayat, akıl, din, mal, nesil, namus ve şeref. Kuveyt'in işgalinden bugüne Körfez'de müslümanlar ölüyor, namus ve şereflerine tecavüz ediliyor, malları zâyî oluyor ve bütün bunlara bağlı olarak dînî hayatları tehlikeye düşüyor. Bu değerlerden birine dahi vaki tecavüz müslümanları harekete geçirmeye, engellemek için ellerinden geleni yapmalarına yetmelidir.
2. Körfez bunalımının sebeplerini kök (asıl) ve dal (fer') olmak üzere iki grupta görmek gerekir. Asıl sebep müslümanım diyenlerin İslâm'ı yaşamamalarıdır. Eğer yaşasalardı, Kitâb ve Sünnet ile, İslâm'ın hayat ve saâdet veren talîmatı ile amel etselerdi
a) Bilim ve teknolojide dünyanın en güçlü topluluğu olurlardı,
b) Allah Teâlâ'nın yerin altında ve üstünde kendilerine bahşettiği sayısız -ve çoğu milletin, toplumun mahrum bulunduğu- nimetlerden hakkiyle ve yoluyla istifâde ederek dünyanın ekonomik yönden en güçlüsü olurlardı.
c) Tarihî sebeplerle ayrı milletler hâlinde bölünmüş olsalar bile aralarında, NATO, AT, COMECON vb.den daha sağlam bir birlik kurar, âdetâ tek bir millet ve ümmet gibi olur, tanışır, dayanışma içinde olur, kendi aralarında ve dışa karşı güvenlik içinde yaşarlardı.
d) Dinlerini ve öz kültürlerini korur, millî ve mânevî değerlerini nesilden nesile taşır, "İnsanlar için ortaya konmuş en iyi ümmetsiniz; iyiyi emreder, kötüyü yasaklarsınız ve Allah'a iman edersiniz"42 ilâhî vasfına uygun bir şekilde insanlığa örnek ve rehber, gerektiğinde dünyada "iman, düzen ve adâletin" bekçisi olurlardı. Evet İslâm, amel edenlere bu güzellikleri vâdediyor, aksi hâlde bedbahtlık ve ziyân içinde olacaklarını bildiriyordu. Olması gereken ile olan arasında yapılacak sathî bir karşılaştırma bile "müslümanım diyenlerin böyle davranmadıklarını" açıkça ortaya koymaktadır.
İkinci derecede (fer'î) sebepler, içerde (ciğerde, kalbde vb.) bulunan hastalığın dışa vuran tezahürleri gibidir ve her zaman biri olmasa diğeri bulunur; biri diğerinin petrolüne, parasına, madenine, toprağına, saltanatına göz diker, hepsi İslâm karşısında tek ümmet gibi olan ehl-i küfrün oyununa gelir, işgal eder, saldırır, yalnız bırakır, aleyhine oy verir, bozgunculuk yaparlar...
3. Çözüm kitâbımızda mevcuttur: "Mü'minlerden iki grup savaşa tutuşursa aralarını bulup barıştırın, bir grup diğerine karşı haksız tecavüzde ısrar ederse, haktan sapana karşı, Allah emrine dönünceye kadar savaşın, Allah'ın emrine dönerse, grupları âdâleti gerçekleştirerek barıştırın; hakkı sahibine verin, şüphesiz Allah hakkı yerine getirenleri sever. Müminler ancak kardeştirler, kardeşleriniz olan iki grubun arasını düzeltin, Allah sınırını çiğnemekten sakının, umulur ki rahmete mazhar olursunuz."43
Bu âyetlerin açık ifadesine göre Kuveyt ile Irak arasındaki ihtilâf büyümeden müdâhale edilecek, -şayet bulunsaydı, elbette bulunması gerekirdi- "İslâm Adâlet Dîvânı" tarafından anlaşmazlığa bakılacak, âdil çözüm taraflara tebliğ edilecekti, hakkı kabûl etmeyene karşı birlikte harekete geçilecek ve hakkı kabûl etmesi sağlanacaktı. Bu safhada kimseden ses çıkmadı. Irak Kuveyt'i işgal etti. Bazıları fısıltı hâlinde "Kuveyt bunu hak etmişti, bu bir zengin-yoksul çatışmasıdır, hak arayışıdır...." dediler (sanki işgalci hak arıyor, yoksullar adına hareket ediyormuş gibi), bazıları veya çoğunluk da "Irak derhal Kuveyt'ten çekilmelidir" dediler. Irak çekilmeyeceğim dedi, Filistin meselesini istismara kalkıştı, sanki Filistin yeni işgal edilmiş gibi; sekiz yıl İran'a karşı değil de İsrail'e ve Amerika'ya karşı savaşmış gibi... "Onlar Filistin'den çekilsin ben de buradan çekileyim" dedi. Kafaları karıştırdı, zaten karışık ve paramparça olan İslâm ülkeleri bir araya gelip vazifelerini yapmadılar, yapamadılar. Denize düşen yılana sarılır, Kuveyt ve Suudî Arabistan yöneticileri de böyle yaptılar, sarılacak başka dalları bulunmadığı, daha önceden hazırlanmış bir bütün ümmet ağacı ve onun dalları olmadığı için "yılana" sarıldılar. Şimdi suçluluk duygusu içinde herkes bir suçlu arıyor ve bu -bir bakıma- zavallılara yükleniyorlar. Suçlu arıyorsak hepimiz, aynanın karşısına geçip kendimizi görmeliyiz. Çözüm arıyorsak sözde değil, fiilde müslüman olmalıyız, bizi nasihatler yola getirmedi ise musibetler yola getirsin!


Not: Bu yazı yazıldıktan bir müddet sonra Amerika, Japonya ve Avrupa devletleri Irak'a karşı ortak bir askerî hareket düzenlediler, Kuveyt'i kurtarmakla yetinmeyip Irak'ı imhâ ettiler, insanları öldürdü, ocakları söndürdüler, sonra Kuveyt ve Suudî Arabistan'ın petrol gelirlerine el, Irak'a ambargo koydular, İsrail için Ortadoğuyu kılçıksız balık hâline getirdiler; müslümanların -Irak'ın ve diğerlerinin- eline ise zarardan başka bir şey geçmedi:
"Eyvah bu bâzîçede bizler yine yandık
Zîra ki ziyân ortada bilmem ne kazandık!"



42. Âl-i İmrân: 3/110.
43. Hucurât: 49/9-10.

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Başlık
Sonraki Başlık
İçindekiler
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Başlık Sonraki Başlık İçindekiler