www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın İnternet Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


Ehl-i Kitâb

Ehl-i Kitâb kavramını ve ilgili hükümleri açıklar mısınız?
Ehl-i kitâb Farsça terkîbinin, yahut ehlu'l-kitâb Arapça terkîbinin lûgat mânâsı "kitap ehli, kitaplı, kitaba bağlı olanlar" demektir. Dînî bir terim olarak ehl-i kitabın mânâsı konusunda İslâm müctehidleri farklı görüşlere sahiptirler. Hanefîlere göre, sonradan bozulmuş, değiştirilmiş bile olsa aslı itibarıyla ilâhî olan, vahye dayanan bir kitaba iman eden kimseler ehl-i kitaptır. Buna göre yahûdîler ve hıristiyanlar ehl-i kitap oldukları gibi, Hz. İbrâhîm'e, Hz. Dâvûd'a gönderilen kitaplara iman edenler de ehl-i kitap içinde yer almaktadırlar. Diğer müctehidlerin çoğuna göre ehl-i kitaptan maksat, yalnızca yahûdîler ile hıristiyanlardır.32
İnsanların bir kesimine kitap ehli, kitaplı denmesinin en belirgin sebebi "Kitâb"a verilen önemdir. Burada kitaptan kastedilen, Allah Teâlâ'nın, peygamberleri vasıtasıyle kullarına gönderdiği bilgiler ve sözler bütünüdür. Kitâbın önemi, aklın yetişemediği konularda insanlara doğru bilgi veren, hak yolu gösteren tek kaynak olmasından gelmektedir. Tarih boyu geçirilen tecrübeler göstermiştir ki, yalnızca akıl ve vehim kaynağına dayalı bulunan dinler, hak dinden en uzak, dolayısıyla "Allah, âhiret, ibâdet, helâl-haram..." konularında en fazla yanlış ve sapıklığı ihtivâ eden dinler olmuştur. İlâhî vahiy mahsûlü olan bir kitaba dayanan dinler ise, zaman içinde kitapların aslı kaybolduğu, bunlara insanlar tarafından ilâveler yapıldığı veya bazı kısımları çıkarıldığı için değişmiş bile olsa, hak dîne en yakın dinler olmuştur. Ayrıca bu dinlerin tâbîleri de gerçek dîne iman konusunda daha yatkın olagelmişlerdir. Bu son hüküm tartışmaya müsait ise de, kitaplı dinlerin, diğerlerine nisbetle hak dîne daha yakın bulundukları, arada önemli ölçüde ortak noktaların bulunduğu şüphesizdir.
2. Ehl-i kitabı, diğer kâfirlerden (müşriklerden, münafıklardan, Allahsızlardan...) ayıran özelliklerin bir kısmına, birinci maddede temas edilmiş oldu. Biraz açmak gerekirse: Münâfık, müslüman olmadığı hâlde öyle görünen, ikiyüzlü, içi kâfir dışı müslüman kişi demektir. Böyleleri gerçekte ehl-i kitaptan iseler "ehl-i kitabın münafıkları" olurlar. Başka dinlerden veya dinsiz iseler "bunların münafıkları" olurlar. Gerçek müşrik, Allah'ın birliğine, eşsiz ve benzersiz oluşuna iman etmeyen, tam aksine Allah'ın birden fazla olduğuna iman eden kimsedir. Müşrikler genellikle kâinattaki tasarrufları, inandıkları birden fazla tanrı arasında paylaştırır, ibâdetlerini de buna göre yaparlar. Kitaplıların şirke düşmeleri ise, Allah'ın sıfatları, fiilleri ve yarattıkları konusunda hatâ etmelerinden, yanlış yorumlar yapmalarından, tevhîdi parçalamalarından kaynaklanmaktadır. Meselâ hıristiyanlar, Hz. Îsâ'ya ve Rûhu'l-kuds'e ulûhiyetten nasip vermiş, "baba-oğul-rûhu'l-kuds" üçlüsünü tanrı bilmiş, ama bunun da bir olduğunu iddiâ etmişlerdir. Bu da bir nevi şirktir; ancak yukarıdakine kaba, açık ve kaynağından şirk; buna ise ince, gizli ve kaynaktan sapılarak düşülmüş şirk diyebiliriz.
3. Kur'ân-ı Kerîm, nüzûlü sırasında mevcut ehl-i kitabın özelliklerinden, inanç, âdet ve ibâdetlerinden bahsetmektedir. Bunlar arasında onların tevhidden saptıkları, kitaplarını değiştirdikleri, helâl-haram çizgisine riâyet etmedikleri... zikredilmektedir. Bu vasıfta olan kimselere Kur'ân-ı Kerîm ehl-i kitap dediğine göre, aynı çizgiyi devam ettiren yahûdî ve hıristiyanlara bugün de ehl-i kitap demek, onları ehl-i kitap olarak kabûl etmek gerekecektir.
4. Ehl-i kitabın cennete girebilmesi için Allah'ın birliğine (tevhîde) ve Son Peygamber Muhammed Mustafa (s.a.v.)'ya iman etmesi gerekir. Çünkü Kur'ân-ı Kerîm'de:
"Allah, üçten birisidir diyenler şüphesiz kâfir olmuşlardır..."33;
"Allah, Meryem oğlu Mesîh'tir diyenler şüphesiz kâfir olmuşlardır"34;
"Yahûdîler, Uzeyr Allah'ın oğludur dediler; hıristiyanlar da Mesîh Allah'ın oğludur dediler. Bu onların ağızlarıyla geveledikleri sözleridir. (Sözlerini), önceden kâfir olmuş kimselerin sözlerine benzetiyorlar. Allah onları kahretsin! Nasıl da sapıyorlar!"35;
"Ehl-i kitap ve müşriklerden kâfir olanlar ebedî olarak ateştedirler. İnsanların en kötüleri de işte bunlardır."36;
"De ki: Ey insanlar! Gerçekten ben sizin hepinize, göklerin ve yerin sahibi olan Allah'ın elçisiyim. Ondan başka tanrı yoktur, O diriltir ve öldürür. Öyle ise Allah'a ve ümmî peygamber olan Rasûlüne -ki o, Allah'a ve O'nun sözlerine inanır- iman edin ve ona uyun ki, doğru yolu bulasınız."37 buyurulmaktadır.
Bu âyetlerden çıkan sonuçları, hiçbir yorum katmadan şöylece sıralamak mümkündür:
a) Ehl-i kitap olan yahûdî ve hıristiyanlar, tevhidden saptıkları için kâfir olmuşlardır.
b) Ehl-i kitaptan küfre düşenler, kâfir olanlar, orada devamlı kalıcı olmak üzere ateşe (cehenneme) gireceklerdir.
c) Son Peygamber Muhammed Mustafa (s.a.v.), bütün insanlara peygamber ve Allah elçisi olarak gönderilmiştir. Doğru yolu bulmak, hidâyete erebilmek için O'na (s.a.v.) ve getirdiklerine iman etmek, O'na (s.a.v.) uymak şarttır, gereklidir.
d) Son olarak meâlini verdiğimiz âyetten bir önceki âyette38, Son Peygamber Muhammed Mustafâ (s.a.v.)'nın geleceğinin Tevrat ve İncil'de yazılı bulunduğu, O'na (s.a.v.) iman eden, yoluna düşen, O'nu destekleyen ehl-i kitabın kurtuluşa erecekleri zikredilmiştir. 159. âyette geçen "hakkı ve doğruyu bulan ve onun sayesinde adil davranan" Mûsâ kavminden bir cemâati, Hz. Mûsâ zamanında, yahut Hz. Peygamber'den (s.a.v.) önce yaşamış bir cemâat olarak kabûl etmek zarûreti vardır. Hem yukarıda meâlini verdiğimiz âyetler, hem de 160. âyet bunu gerekli kılmaktadır.
Âyetlerden çıkan sonuç bu olduğuna göre, tevhidden sapan, Son Peygamber'e (s.a.v.) iman etmeyen ve O'na (s.a.v.) uymayan kimseleri (bu meyanda ehl-i kitabı) cehenneme sokan; dar kafalı, dar gönüllü müslümanlar değil, bizzat kâfirlerdir, onların kendi inanç ve amelleridir. Allah'ın cenneti, bütün yarattıklarını alacak kadar geniştir, oraya biri geldi diye diğerinin yerinin daralması söz konusu değildir. Ehl-i kitap ve diğer kâfirlerin -gerekli şartları yerine getirmemeleri hâlinde- cehenneme gireceklerini bildiren İslâm âlimleri, yalnızca Allah'ın Kitâbını ve Rasûlü'nün (s.a.v.) talîmatını tebliğ etmişlerdir. Amaçları ise bütün insanların, kendilerinin dahil bulundukları saâdet iklimine girmeleri, ebedî mutluluklarına ortak olmalarıdır. Yani bu gayret, gönül darlığından değil, gönül genişliğinden, bütün insanları kaplayan engin merhametten kaynaklanmaktadır.
Ehl-i kitap içinde, Tevhîde ve Son Rasûle (s.a.v.) iman eden, Kur'ân-ı Kerîm'i doğrulayan, bununla beraber ibâdetini (amel-i salihi) kendi dîninin bozulmamış esaslarına göre yapan bir kimse bulunursa, bunun cennete -doğrudan veya bir müddet cezâ gördükten sonra- girip girmeyeceği tartışılabilir; ancak böyle bir kimse gerçekte var olmaktan ziyade bazı kişilerin hayalinde var olsa gerektir.
5. Hz. Peygamber (s.a.v.) Medîne'ye hicret ettiklerinde burada yahûdîler, Yemen vb. uzak çevrede de hıristiyanlar vardı. İlk İslâm devleti olan Medîne devleti anayasasında yahûdîlere de yer verilmiş, onlar teb'anın bir parçası olarak kabûl edilmiş, devletin himayesi altına alınmış ve kendilerine adlî muhtariyet ve din hürriyeti bahşedilmiştir. Husûsi hukuk ve sosyal ilişkiler sahasında da Rasûlullah'ın (s.a.v.) ve ashâbının sonrası için örnek teşkil eden davranış ve tasarrufları vardır. Ehl-i kitap ile evlenilmiş (kızları ve kadınları ile müslümanlar evlenmiş), iş ortaklığı kurulmuş, kendilerinden kredi alınmış, komşuluk haklarına riâyet edilmiştir.
Bu vesile ile Hz. Peygamber'in (s.a.v.), Necrân hıristiyanlarının şahsında bütün kitaplı gayr-i müslimlere hitaben yazdırdığı andlaşma metnini vermekte fayda görüyorum. Bu metin, gayr-i müslimlere verilen düşünce ve vicdan hürriyetinin muhtevâ ve sınırlarına ışık tutmaktadır:
".... Hiçbir din adamının görevi, râhibin ruhbanlığı değiştirilmeyecek, kimse seyahatten menedilmeyecek, mâbetleri yıkılmayacak, binaları İslâm mescidlerine veya müslümanların binâlarına katılmayacaktır. Kim bunları yaparsa Allah'ın ahdini bozmuş, Rasûlüne (s.a.v.) karşı durmuş ve Allah'ın verdiği emandan yüz çevirmiş olacaktır... Papazlardan, din adamlarından, kendilerini ibâdete vermiş kişilerden, keşişlerden, tenha yerlerde ve dağ başlarında ibâdetle meşgul olanlardan cizye ve harâç (vergi) alınmayacaktır... hıristiyan dînini benimsemiş bulunan hiçbir kimse müslüman olması için zorlanmayacaktır; '..... ehl-i kitâb ile ancak güzellik yoluyla mücadele ediniz.' Onlar nerede olurlarsa olsunlar kendilerine merhamet kanatları gerilecek, kimsenin onları incitmesine izin verilmeyecektir.... Bir hıristiyan kadın kendi isteği ile bir müslüman erkeğin yanında bulunursa (onunla evlenirse) müslüman koca onun hıristiyanlığına râzı olacak, kendi büyüklerine uyma ve dîni görevlerini yerine getirme konusundaki arzularına uyacak ve onu bunlardan menetmeyecektir. Kim buna uymaz ve kadını dîni konusunda sıkıştırır, baskı altında tutarsa Allah'ın ahdine, Rasûlünün (s.a.v.) andlaşmasına karşı çıkmış olur ve o kişi Allah nezdinde 'yalancılardan' biridir.
"Eğer onlar (hıristiyanlar) kilise ve manastırlarını tamir, yahut başka bir din ve dünya işinde müslümanların yardımına muhtaç olurlarsa müslümanlar onlara yardımda bulunacak ve bu onları borç altına sokmayacaktır; yardım, dînî bir ihtiyaçlarından dolayı onları destekleme, Allah Rasûlü'nün (s.a.v.) ahdine vefâ, onlara bağış ve Allah'ın bir lûtfu olarak yapılacaktır..."39
Bu andlaşma Rasûlullah'ın (s.a.v.) halîfeleri tarafından teyid edilmiş; yalnızca İslâm ülkesinin istiklal ve bütünlüğünü, İslâm toplumunun izzet ve düzenini koruyacak bazı ekler getirilmiştir.40
6. Müşrik, dinsiz, materyalist gibi diğer kâfirlere nisbetle ehl-i kitaba bazı ayrıcalıklar tanındığı görülmektedir. Bir önceki maddede verilen vesika bu ayrıcalıklara ışık tutar mâhiyettedir. Bunlara ek olarak, diğer kâfirlerin yiyecekleri müslümanlara helâl olmadığı hâlde, ehl-i kitâbın yiyecekleri -domuz, şarap gibi özellikle müslümanlara haram kılınanlar dışında kalanlar- helâl kılınmış, müslümanların bunlardan yiyebilecekleri bildirilmiştir.41
7. Müslümanın her davranış ve ilişkisinin ya dünyaya, yahut da âhirete bir faydası olmalıdır. Ehl-i kitap ile ilişkilerde dikkat edilecek nokta da budur: Ya âhirete faydası olmak, yahut da bu faydayı zedelememek şartıyle dünya hayatına bir fayda getirmek. Dünya hayatına fayda onlar ile ticarî ve iktisâdî ilişkilere girmek, gerekli bilim ve teknolojiyi transfer etmek suretiyle gerçekleşir. Uhrevî fayda ise, kâfirler ile kurulan sosyal ilişkilerde onlara örnek olmayı, İslâm'ı yaşayarak göstermeyi ve tebliğ etmeyi hedeflemek sûretiyle elde edilir. Bu yoldan bir kâfirin İslâm ile müşerref olmasını sağlamak, dünyanın servetine denk bir kazanç sağlamak ve ibâdet yapmak demektir. Müslümanın kâfirden alacağı hiçbir inanç, ahlâk, adâb, âdet, nizam... yoktur. Bu konularda bir bozulma ve gerileme varsa, bunların telâfisi yeniden İslâm'a dönmek, İslâm ile aramızdaki mesafeyi kapatmak suretiyle olacaktır. Eğer ehl-i kitap ile ilişkiler âhirete ait faydayı; yani kulluğu, ibâdet ve ubûdiyeti zedeliyor, bu sâhaya zarar veriyor ise -zarûrî olanlar dışında- hiçbir ilişkiye girilmez. İlişkilerin asıl gâyesi tebliğdir, İslâm'ı anlatmak ve tanıtmaktır. Bu sayede ehl-i kitap, kitaplarının aslına dönecek, bunu Kur'ân-ı Kerîm'de bozulmamış olarak bulacak, semâvî dinlerin genel adı olan İslâm ile müşerref olacaktır.



32. Fetâvâyı Hindiyye, c. I, s. 281.
33. Mâide: 5/73.
34. Mâide: 5/72.
35. Tevbe: 9/30.
36. Beyyine: 98/6.
37. A'râf: 7/158.
38. A'râf: 7/157.
39. M. Hamidullah, el-Vesâık, s. 124-126.
40. M. Hamidullah, age., s. 128, 133vd.
41. Mâide: 5/5.

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Başlık
Sonraki Başlık
İçindekiler
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Başlık Sonraki Başlık İçindekiler