www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın İnternet Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


Günümüzün Dînî Problemleri ve Çözüm Yolları
Giriş:
İnsan, şuuru çerçevesinde meseleleri olan ve bunlara çözüm arayan canlıdır. Allah Teâlâ ilk insanı yaratıp cennete koyduğu hâlde onun bile meseleleri olmuş, bunlara aklınca çözüm yolları aramaya kalkışmış ve kıyâmete kadar çocuklarına bu yolu açmıştır. Hâsılı meselesiz insan, insansız mesele olmuyor.
"Dînî problemler" terkibinin "dînî" vasfının kavram çerçevesine "inanç, düşünce, duygu ve davranışların tamamı" girmektedir. Özellikle İslâm'ı gözönüne aldığımız zaman bunlardan hiçbiri dînin dışında görülmez. Başlangıçta fıkıh, bu çerçevenin bütünü ile ilgili problem ve çözümlerin ilmi idi. Zaman içinde fıkhın sınırı daraldı; hikmet, kelâm, tasavvuf, ahlâk gibi ilim dalları ortaya çıktı ve fıkha, ibâdetler ile bir kısım sosyal ilişkiler sâhası kalmış oldu. İctimâî, iktisâdî, siyâsî, hukûkî ve milletlerarası ilişkilerin tamamı, İslâm ilimleri tasnîfinde hâlâ fıkıh çerçevesinden tamamen çıkamamıştır; bunların bir kısmı ile ilgili müstakil çalışmalar henüz başlangıç merhalesindedir. Biz bu tebliğimizde "günümüzün dînî problemleri" içinden Fıkıh çerçevesine girenleri ele alacak ve oluşma sebepleri ile çözüm yollarını incelemeye çalışacağız.

I. Dînî Meselelerin Oluşma Sebepleri:
İslâm, vücut özellikleri ne olursa olsun insanlara tek tip elbise giydirmiş olsaydı, şartları ne olursa olsun insanları, şekil ve mahiyet bakımından aynı olan hükümler ile yükümlü kılsaydı, çözümlenecek mesele, değişecek hüküm de olmazdı. Ne var ki, İslâm bütün hükümlerinde, ferdin ve toplumun şartlarını, özelliklerini göz önüne almış, belirlediği hedefe ulaştıracak olan vâsıtaların maksada uygun olmasını, buna göre ayarlanmasını istemiştir. İşte bu sebepledir ki, bir yandan mükellefin değişmesi, diğer yandan, mükellef aynı kaldığı hâlde çevresi ve şartlarının değişmesi ile dînî meseleler ortaya çıkmakta; bunlara çözüm aramak, en azından bir gruba farz olmaktadır.

A- Mükellefin değişmesi:
Her insan kendi hayatını, yeniden inşâ ederek yaşar. Malzeme ve modeller bakımından başkalarından, daha öncekilerden faydalansa bile hiçbir kimse, bir başkasının hayatını kopya edemez. Buna göre başkaları için yaşanmış ve çözüme kavuşmuş olan meseleler, basamaklar hâlinde hayatı tırmanan yeni toplum (veya insanlık) üyesi için yenidir; O, iman bunalımı yaşayacak, düşünce çilelerinden geçecek, dînî hayata intibâk edecek ve bütün bunların getirdiği binlerce mesele ile boğuşacaktır.

B- Şartların Değişmesi:
Belli meselelerin çözümü bakımından durgunluk ve doygunluğa ulaşmış fert ve toplumların varlığını farzetsek dahi, bunların içinde bulundukları maddî ve mânevî şartlar değişince, durgun denizde bazen dev dalgalar oluşmakta, akla hayale gelmez problemler ortaya çıkmaktadır. Konumuz bakımından değişen şartların kadro ve örneklerini şöyle sıralamak mümkündür:

1. İlmî, teknik ve teknolojik gelişmeler:
a) Üretimde standardizasyona gidildikten sonra belli malları, tarife, marka ve numarasına göre kâğıt üzerinden seçip almak, malı görerek almak gibi olmuştur.
b) Gök cisimlerinin hareketlerinin hesaplanması konusundaki gelişmeler dînî günlerin ve vakitlerin tesbitinde hesabı gözle görmenin önüne geçirmiş, rü'yeti tartışılır hâle getirmiştir.
c) Güneş enerjisi devreye girince, güneşte ısınmış su ile abdest meselesini yeni baştan incelemek gerekmiştir.
d) Savaş teknolojisindeki gelişmeler, düşmanı korkutmak ve caydırmak için at beslemeyi değil, uçak, füze ve modern silâh yapımını zarûrî hâle getirmiştir.
e) Tıpta organ nakli mümkün hâle gelince organ nakli ve tüp bebeğinin cevazı gibi konular ortaya çıkmıştır.
f) Uçak, gemi vb. vâsıtalar ile yolculuk edenler ile deve ve at üzerinde, yahut yaya olarak yolculuk edenler arasındaki fark, hareket hâlinde akit yapanların meclisi konusunda yeni yorumları gerekli kılmıştır.
g) Telefonun icadından sonra birbirinden uzak yerlerde bulunan kimselerin telefonla yaptıkları akdin geçerli olup olmadığı, geçerli ise gaiplerin mi yoksa hazırların mı akitleşmesi mahiyetinde olduğu konusu tartışılmıştır.
h) Kitle iletişim vâsıtalarının ulaştığı bugünkü seviye, kaybolmuş kişilerin ölüm ve evlilik gibi hâllerine hüküm verme konusunda değişik şartlar olarak ortaya çıkarmış bulunmaktadır.
ı) Tapu tescil müessesesi, gayr-i menkûllerin teslimsiz rehnedilmesini (ipoteği) mümkün ve caiz hâle getirmiştir.

2. İktisat, maliye ve iş hayatındaki gelişmeler:
a) Devletin geliri, meşrû ve zarûri giderlerini karşılayamaz hâle geldiği için, kudreti olanlardan çeşitli vergilerin alınması zarûreti doğmuştur.
b) Para sistemi değişmiş, gümüş tedâvül aracı olmaktan çıkmış, altının bu fonksiyonu kısıtlı hâle gelmiştir. Bu durum karşısında kâğıt para, mal değil, ödeme vâsıtası olmuş, zekât, faiz vb. ile ilgili hükümlerde nakit olarak değerlendirilmiştir.
c) Yeni para sisteminin getirdiği enflâsyon olayı, borçların ödenmesinde sayı yerine değerin mûteber olması husûsunu gündeme getirmiştir.
d) Büyük yatırım ve üretimler büyük sermayeleri gerekli kıldığı için yeni şirketler oluşmuş, sermaye birikimi için faiz dışında yeni tasarrufu teşvik vâsıtaları bulunmuştur.
e) Binlerce işçinin çalıştığı ve üretimi toplu olarak gerçekleştirdikleri günümüz iş hayatında toplu sözleşme, emeklilik, kıdem tazminâtı, sendika, grev, lokavt gibi yeni fiil, tasarruf ve müesseseler ortaya çıkmıştır.

3. Medenî ve sosyal şartların değişmesi:
a) Nüfusun çoğalması; doğum ve nüfus kontrolü, toprağın daralması sebebiyle şehirlere göç, kat mülkiyeti, kat karşılığı inşaat mukâvelesi gibi mesele ve problemlere vücût vermiştir.
b) Yerleşim merkezlerinin büyümesi ve âdeta birbirine bitişik hâle gelmesi seferilik bakımından kişinin yerini belirlemede yeni kıstaslara ihtiyaç göstermiştir.
c) Aileler küçülmüş, karı-koca, ebeveyn-çocuklar arası hak, yükümlülük ve ilişkilerin yeniden ele alınması zarûreti doğmuştur. Kadın haklarından bahseden bir âyet73 "ma'rûf" ölçüsünü getirmektedir. Ma'rûf "toplumun makûl gördüğü, örfe-âdete uygun olan" demektir. Mezkûr hakların bu kavram içinde yeniden belirlenmesi gerekmektedir.
d) Sosyal değer hükümlerinin değişmesi, evlilikte denklik (kefâet) konusunda değişiklikler getirmiştir. Bir zamanlar Araplar asil, diğer milletler onların azatlı köleleri iken Arap olmayan hiçbir genç, bir Arap kızına denk sayılmıyordu. Günümüzde ise Arap kardeşlerimiz, başka milletlere kız verme ve onlardan kız alma yarışı içindedirler.
e) Çeşitli kültürlerin karışma ve çatışması çeşitli problemler getirmektedir. Bu arada kılık kıyafet, milletleri birbirinden ayıran alâmet olmaktan çıkmıştır. Teşebbüh konusunu bu gerçeklerin ışığında değerlendirmek gerekmektedir.

4. Siyâsî ve idârî gelişmeler:
a) Nüfusun çoğalması, ülkelerin büyümesi, başkan seçiminde (bey'atte) yeni usûlleri zarûrî kılmaktadır.
b) Siyâsi ve ictimâî âmiller idârî teşkîlâtı ve mevzûâtı gerektirmiştir.
c) İslâm'ın getirdiği hilâfet sistemi ile saltanat, meşrûtiyet, demokrasi ve cumhuriyet rejimleri arasındaki benzerlik ve zıtlık ilişkisi asırlardan beri tartışılmaktadır.
d) Demokratik-lâik düzen ve hürriyet anlayışı karşısında İslâm'ın emrettiği "emr-i bi'l-ma'rûf, nehy-i ani'l-münker" vazifesini yerine getirmek bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır.
e) İslâm'ın emrettiği meşveretin devlet yönetiminde kullanılması çeşitli problemlerin ve meselelerin çözümünü gerekli kılmaktadır. Üyelerin seçilmesi, müddeti, meşveretin şekli, yönetici ile şûrâ üyeleri arasında ihtilâf çıkması hâlinde takip edilecek usûl vb.

5. Milletlerarası ilişkiler:
a) "Müslümanların hâkim oldukları yerler İslâm ülkesi ve bütün müslümanlar bir ümmet" telâkkisi bugün nazariyede kalmıştır. Gerçekleşen durum, çeşitli İslâm ülkeleri, müslüman milletler ve diğer ülkeler ile milletlerdir. Bu durum karşısında "İslâm ülkesi, harb ülkesi, ümmet, millet, cihad" kavramlarının yeniden ele alınması ve İslâm'ın özüne, maksadına uygun yeni yorumlar getirilmesi gerekmektedir.
b) İslâm'ın korunmasını istediği varlıkların (din, hayat, mal, nesil, akıl, şeref) korunması, çeşitli milletlerarası andlaşma ve bloklaşmaları gerekli kılmakta, bu beraberlik, korunması gereken değerlerin bir kısmını korurken diğerlerini tehlikeye düşürmektedir. Bilhassa gayr-i müslim milletler ile yapılan andlaşma, birleşme ve çok yönlü ilişkilerde ortaya çıkan bu problemler çok yönlü inceleme, tedbir ve çözümlere muhtaç bulunmaktadır.
Şartların değişmesi ile ortaya çıkan dînî problemlerin kadro ve örneklerini çoğaltmak mümkündür. Çözüldükçe yenileri ortaya çıkan ve kıyamete kadar böylece sürüp gitmesi ilâhî kanun gereği bulunan problemlere eğilen kişiler tarih boyunca eksik olmamış ve bunlar farklı yollardan yürümüşlerdir.

II. Çözüm Yolları, Yaklaşımlar:
Dînî problemlerin çözümü ile meşgul olanlarda üç farklı yaklaşım görülmektedir:
A- Kitâb ve Sünnet'te değil de fıkıh kitaplarında bulunan çözümleri yeterli sayanların, kıyamete kadar ortaya çıkacak olan meselelerin cevaplarının eski fıkıh kitaplarında bulunduğunu iddiâ edenlerin yaklaşımı. Ondokuzuncu asrın ikinci yarısından itibaren tenkit edilen, karşı çıkılan bu yaklaşım gittikçe zayıflamış ve hâlâ mağaralarda yaşayanlar dışında temsilcileri kalmamıştır.
B- Klâsik usûlün terkedilmesini, dînî meselelerin müsbet ilme ve akla dayalı bulunan hikmet-maslâhat prensibine göre çözüme bağlanmasını isteyenlerin yaklaşımı. Bunlara göre dînin bir özü bir de şekli, bir aslı bir de tarihi olanı (geçmiş zamanların şartlarına göre uygulama örnekleri) vardır. Bağlayıcı olan şekil değil, özdür; tarihî uygulama değil, asıl ve dînî olandır. Örtünmeye, faize, cezâlara, rejimlere, sistemlere, ilişkilere bu açıdan bakmak gerekir. Maksat akıl ve müsbet ilim ile çatışmaz. Bu ortaya konduktan sonra Kur'ân-ı Kerîm ve Sünnet'te bulunsa, üzerinde icmâ vâki olsa dahi her hüküm değişebilir, değiştirilebilir. Meselâ içki yasağından maksat aklı, sağlığı ve düzeni korumaktır; bunları korumasını bilenler içebilir. Örtünmeden maksat iffeti korumaktır; iffetini koruyanlar açılabilir, faiz yasağından maksat fakirin sömürülmesini önlemektir; fakirin menfâatine olan faiz serbesttir; bu örnekleri muâmelât, haram-helâl sâhasından sonra ibâdetler sâhasına doğru genişletirseniz "oruç tutmaktan maksat sağlığı korumak, irâdeyi güçlendirmektir, namaz kılmaktan maksat spor yapmak, ahlâkı korumaktır... bunları başka yollardan temin edenlerin oruç tutması, namaz kılması gerekmez; öz elde edildikten sonra şekil üzerinde durulmaz...." diyebilirsiniz.
Bu yaklaşım, müsbet ilmi ve aklı Şâri' mertebesine çıkardığı, dîni beşerî bir müessese hâline getirdiği ve çağların modalarına göre değişik dinler uydurma yolunu açacağı için bizce isâbetli değildir. Vahiy-akıl ilişkisinin, dinde değişen ve değişmeyen hükümlerin, korunması gereken şekil ile, değişebilecek şeklin sınırlarının daha güvenilir ve ihtiyatlı ölçülerle tesbit edilmesi zarûreti vardır.
C- Klâsik usûlü terketmeden, fakat geliştirerek yeni mesele ve problemleri, yeni ictihadlar ile hükme bağlamak ve çözüme kavuşturmak isteyenlerin yaklaşımı. Bizim de katıldığımız ve isâbetli bulduğumuz bu yaklaşım bugün İslâm dünyasında hâkim olan ve gittikçe yayılıp gelişen bir yaklaşımdır. Son yüz yıl içinde önce ferdî olarak yeniden başlamış, sonra da toplu mesâîlerle müesseseleşmiştir.

III. Hâlihazır Uygulama:
Genel olarak klâsik usûlü kullanan, dînî problemleri yeni ictihadlarla çözümlemeye çalışanları fertler ve kurumlar şeklinde iki gruba ayırmak gerekir.
A- Fertler:
Abduh ve Reşîd Rızâ'dan Merâğî'ye, Abdulhâlîm Mahmud'a, Mahmud Şeltût'a, İbn Âşûr'a, Cemaleddîn el-Kasımî'ye, Mevdûdî'ye, Şerbâsî'ye, Seyyid Sâbık'a, Yûsuf Kardâvî'ye kadar fetvâları neşredilmiş nice zevâtı burada örnek olarak hatırlayabiliriz. Son elli yıldan bu yana, Hindistan'dan Fas'a kadar birçok İslâm ülkesinde mevcut üniversitelerde yapılan master ve doktora tezleri de ferdî ictihad mahsûlü çözümler getirmektedir.

B- Kurumlar:
1. Üniversiteler: Türkiye, Arap ülkeleri ve Pakistan'da mevcut ilâhiyat fakülteleri ile son zamanlarda Uganda, Nijerya, Malezya ve Peşaver'de açılan ilâhiyat fakültelerinin ilgili bölümleri, çeşitli dînî meseleleri seminer konusu yaparak çözümler aramaktadırlar.
2. Mısır'da Mecma'u'l-buhûs: Kahire'de el-Ezher şeyhliğine bağlı bulunan elli üyeli mecma'u'l-buhûs, 1961 yılında kurulmuş ve 1964-1977 yılları arasında sekiz ilmî konferans yapmıştır. Bu konferanslara İslâm dünyasının tanınmış sîmaları tebliğci veya müzâkereci olarak katılmışlar ve dînî meselelerin her çeşidine ait örnekleri tartışmış, sonuçlara varmışlar, bu sonuçları neşretmişlerdir.
3. Pakistan'da başşehir İslâmâbad'da kurulan Milletlerarası İslâm Üniversitesi'ne bağlı Fıkıh Enstitüsü ile İslâm İktisat Enstitüsü kendi alanlarına giren konularda değerli çalışmalar yapmaktadırlar.
Yine Pakistan'da bulunan İslâm Düşüncesi Konseyi, 1977 yılında merhum Ziyâu'l-Hakk'ın emri ile toplanmış, bir yıl süren hummalı bir çalışma sonunda Pakistan ekonomisini faizden kurtararak İslâmlaştırmanın yollarını tesbit etmiş, hazırladıkları raporu başkana takdim etmişlerdir. Bu rapor istikâmetinde dört yıl süren bir hazırlık devresinden sonra Pakistan ekonomisi İslâm'a uygun hâle getirilmiştir.74
4. Kuveyt'te "Zekât Araştırmaları Meclisi" hem zekât, hem de iktisâdî konularda araştırmalar yapmaktadır.
5. Türkiye'de İstanbul'da İslâmî İlimler Araştırma Vakfı (İSAV) on kadar ilmî toplantı tertip etmiş, önceden belirlenmiş konularda hazırlanan tebliğler bu toplantılarda tartışılmış ve önemli bir kısmı neşredilmiştir. Bunlar arasında "Vâde farkı, kâr sınırı, ilimde kesinlik, kılık kıyafet, enflâsyon, para-kredi, işçi-işveren ilişkileri" gibi konular vardır.
Yine İstanbul'da bulunan Ensar Vakfı şu konularda araştırma ve tartışmalı toplantılar yaptırmış ve bunları kitaplaştırmıştır:
1- Enflâsyon, 2- Emek, İşçi-İşveren Münasebetleri, 3- Finansman Meseleleri, 4- Borsa, 5- Zihniyet Değişiklikleri ve Çağdaşlaşma, 6- Aile ve Çocuk.
6. Suûdi Arabistan'da Râbıta'ya bağlı olarak hicrî 1396 yılında kurulan Fıkıh Akademisi (Mecma'u'l-fıkh) 1398-1405 yılları arasında gerçekleştirdiği yedi toplantının kararlarını neşretmiştir. Bu toplantılarda ele alınan konuların bazıları şunlardır: Masonluk, komünizm, kadıyânîlik, behâîlik, sigorta, egzistansiyalizm, nüfus plânlaması, ru'yet-i hilâl, müslüman ile gayr-i müslimin evlenmesi, ihrâma Cidde'den girilmesi, kutuplara yakın bölgelerde namaz vakitleri, tüp bebek, menkûl kıymetler ve borsa.
Yine Su'ûdî Arabistan'ın Cidde şehrinde, İslâm Konferansı Teşkilâtı'na bağlı olarak kurulan Fıkıh Akademisi 1984 yılından beri fâsılasız olarak her yıl toplantı tertiplemiş, bu toplantılarda önceden belirlenen dînî konularda hazırlanmış tebliğler tartışılmış, sonuçları kararlar hâlinde neşredilmiştir. Ele alınan konular, önceki paragrafta sıralanan konulara benzerlik arzetmektedir.

Sonuç:
Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) zamanında dînî meseleler vahiy, meşveret ve onun ictihadı ile hallediliyor, hükme bağlanıyordu. O'nun (s.a.v.) dâr-ı bekaya intikâlini takip eden saatlerden itibaren defnedileceği yer, mirası, halîfesinin seçilmesi, zekât vermek istemeyenlere karşı alınacak tedbir gibi konular ile başlayan dînî mesele ve problemler büyüyüp çoğalarak zamanımıza kadar gelmiştir. Dînî meselenin olması, dînin insan hayatında var olmasının alâmetidir. Yaşanmayan dînin meselesi de olmaz. İslâm, Peygamberliğin sona erdiğini bildirmiş, Son Peygamber (s.a.v.) de müslümanların, bundan sonra meselelerini nasıl çözeceklerini örnekler vererek göstermiştir. Bu örnekler ve ilk uygulamalar üzerine kurulmuş bulunan usûl ve ictihad ile müslümanların çözülemeyecek mesele ve problemleri yoktur. Yeter ki müslümanlar, Kur'ân-ı Kerîm'in ilk sûresinden itibaren yüzlerce defa tekrarlayak teşvik ettiği ilim ve tefekkürden geri kalmasınlar.



73. Bakara: 2/228.
74. Raporun Arapça tercümesinin ikinci baskısı Rafîk el-Mısrî'nin notları ile Melik Abdulaziz Üniversitesince yapılmıştır, 1404/1984.

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Başlık
Sonraki Başlık
İçindekiler
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Başlık Sonraki Başlık İçindekiler