www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın İnternet Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


Devletin Ahlâki Temeli

İnsanı daha aşağı derecedeki canlılardan ayıran üç önemli özellik onun, akıl, irâde ve ahlâk sahibi olmasıdır. Ahlâk beşer üstü bir temele oturmadığı takdirde, akıl, heyecan ve güdülere tâbî, dolayısıyla izâfî ve değişken olur; bir denizin doğusunda fazîlet sayılan bir davranış, batısında rezâlet sayılabilir. Böyle bir ahlâk anlayışı ve uygulaması insanın aşkın boyutunu geliştiremez; onu et, kemik, toprak dünyasının üstüne çıkaramaz. Milletimiz bin yıldan fazla bir zamandan beri İslâm medeniyyet ve kültür camiâsına dahil olmuş, İslâm ahlâkını benimsemiş ve yaşamıştır. İslâm ahlâkı, Kur'ân-ı Kerîm'in ihtiva ettiği, en kâmil bir seviyede Hz. Peygamber (s.a.v.), onun sahâbesi ve ermişlerin yaşadığı ahlâktır. Bu ahlâkın ilkelerini şu çerçeve içinde görmek mümkündür: Hem bilgi, hem de varoluş bakımından Allah'a en yakın mertebeye ulaşma kâbiliyetinde yaratılmış bulunan insan bu amaca ulaşabilmesi için gerekli maddî ve mânevî imkân ve kâbiliyetlerle donatılmış ve imtihan için kendisine dünya hayatı verilmiştir. Dünya fânî olduğu gibi, insan varlığının maddî unsurları da fânîdir; bütün bunlar insana, mânevî, madde ötesi, aşkın boyutu ve unsurları geliştirmesi, yaratılış gâyesini gerçekleştirmesi için araç olarak bahşedilmiştir. Allah Teâlâ ezelde, insanın madde ötesi unsuruna kendisini tanıtmış, onunla bir andlaşma yapmıştır (elest bezmi ve misakı). Dünya hayatında peygamberlerin yardımı ile bu mukaddes antlaşmayı hatırlayan ve buna sadık kalan insanlar, fânî olanı, bakî ve ebedî olana fedâ etmekte, bütün imkânlarını, engelleri aşarak Allah'a en yakın mertebeye ulaşmak için kullanmaktadırlar. Sözleşmeye sadık kalmayanlar ise madde ötesi, maddî menfâat ve haz dışı gerçek ve değerlerle ilgilerini keserek vasıtayı gâye hâline getirmekte ve maddeye mahkûm bir ömür sürerek insanlık özelliğini zâyî etmekte, yaratılmışlar sıralamasında en aşağı mertebeye (esfel-i sâfilîne) inmektedirler. Buna haz ve menfâat ahlâkı denirse diğerine de "insan-ı kâmil" ahlâkı denilebilir. İşte bizim fert, toplum ve devlet olarak ahlâkımız bu "insan-ı kâmil" ahlâkıdır. İslâm iman, ibâdet ve eğitimi insanı, küçük yaşlarından itibaren insan-ı kâmil ahlâkına hazırlar; beşerî arzuların, heyecan, güdü ve menfâatlerin onu etkisi altına almasını, yaratılış gâyesinden uzaklaştırmasını, amacından sapmasını engeller. Bu ahlâkın fert ve toplum hayatında dışa vuran özellikleri: Allah'a ve O'nun eseri olan kâinata, kâinatın gözbebeği olma kâbiliyetini taşıyan insana sevgi, saygı, merhamet, özgecilik (diğergâmlık), adâlet, eşitlik, hakkâniyet, dürüstlük, iffet, temizlik, intizam, itidâl, ölçülü hoşgörü ve hürriyet, maddî ve mânevî yardımlaşma, dayanışma, toplumu ile birlikte mutluluk veya keder, refah veya sıkıntıyı paylaşma, mânevî değerlere ve varoluş amacına öncelik... şeklinde kendisini gösterir.
Toplumun ve devletin bu ahlâkî temele oturması demek, lâikliğin, din ve vicdan hürriyetinin -anlayış ve uygulama olarak- bugün ülkemizde geçerli olandan farklı bir çerçeveye oturması demektir. Müslüman bir toplum için, bazı Batı ülkelerinde ve bizde uygulanan lâiklik sözkonusu olamaz. Devlet gerek düzenlemelerinde ve gerekse eğitimde ahlâkî temelden hareket etmek, ona bağlı kalmak durumundadır. Ahlâkî temel İslâm ahlâkıdır. Bu ahlâkta fert ve toplumun hayatını bölmek; hukukta, siyasette, ekonomide, eğitimde, din ve ahlâk ötesine geçerek, bunları dışlayarak düzenlemeler ve uygulamalar yapmak, kişiyi ferdî hayatında vicdânı ile başbaşa bırakmak, dileyenin dilediği ahlâkı yaşamasına imkân vermek mümkün değildir. Böyle bir anlayış ve uygulamanın getireceği sonuç ahlâkî temelin yok olması, bu temelden yoksun bir toplumun oluşmasıdır. Devletimizin ahlâkî temeline göre din ve vicdan hürriyeti; fert olarak kişinin dilediği inanç ve ahlâkı benimsemekte serbest olması demektir. Kişilerin benimsediği inanç ve ahlâk, devletin ahlâkî temeline uygun düşüyorsa problem yoktur. Ters düşmesi hâlinde ise âleniyet (açıklık) bakımından bazı kısıtlamalar uygulanabilecektir. Bunların hukûkî dayanağı "umûmî ahlâk ve kamu düzenidir". Kişi konutunda, kamuya açık olmayan yerinde, kendi inanç ve ahlâkına göre dilediğini yapmakta, dilediği gibi yaşamakta serbesttir. Topluma açık mahallerde ise ancak, devletin ahlâkî temeline ters düşmeyen, onu yıpratmayan, çocukları ve gençleri ahlâkî olmayan davranışlara itmeyen eylem ve uygulamalara serbestlik tanınabilir. Ahlâkî temele dayalı devlet yapılanmasında toplum, ahlâk ve fazîletin mektebidir; bu mektepte fazîlet dışı davranışlara âleniyet hakkı tanınamaz. Örnek vermek gerekirse milyonlara hitap eden televizyonda, toplumun ahlâkî temeline ters düşen bir anlayış ve uygulamaya -ahlâkî bakımdan hiçbir değerlendirmeye tâbî tutmaksızın, âdeta meşrûiyet tanıyarak ve teşvik ederek- yer verilmesi açık bir çelişkidir. Bu ve benzeri davranışlar umûmî ahlâk ve kamu düzenine aykırı olduğu gibi -zaman içinde- devletin ahlâkî temelinin çökmesine de göz yummak mânâsına gelir.


 

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Başlık
Sonraki Başlık
İçindekiler
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Başlık Sonraki Başlık İçindekiler