www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın İnternet Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


İslâmî Harekette Aydın ve Ulemâ

Sizce aydın ve ulemâ kimdir? Bizde aydın (mektepli) ve ulemâ (medreseli) ikiliği niçin olmuştur. Aydın ve ulemâ hangi özellikleri itibarıyla fonksiyoneldir, önemlidir?
Bence aydın ve ulemâ farklı iki sosyal kesim değildir. İlim aydınlatıcıdır; bilgisizliğin (cehâletin) karanlık bıraktığı sâhaları aydınlatır. Gerçeğin bilgisine ulaşmış bulunan kimse aydınlanmıştır, aydındır; çünkü âlimdir. Gerçeğin bilgisi fizik dünyada genellikle beşerî bilgi vasıtaları ile, fizik ötesi dünyada (bu dünya ile ilgili olarak) ilâhî talîm ile (vahiy ve ilham ile) elde edilir. Gerektikçe Allah Teâlâ, dünya ile ilgili olup, beşerî bilgi vasıtaları ile bilinebilecek husûslarda da çeşitli sebep ve hikmetlere dayalı olarak bilgiler vermiştir; bu bilgiler ile, beşerî bilgiler arasında daima mutabakât vardır (sarih akıl ile sahih nakil arasında çelişme olmaz). Âlimim diyen birisi çıkar da vahiy dışı bilgi kaynaklarının verdiği kesin bilgileri inkâr ederse cahildir. Aydınım diyen biri de çıkar "beşerî bilgi kaynaklarının ulaşamadığı bilgileri inkâr eder, bu nevi gerçekleri yok sayarsa" cahildir; bunların ikisine de günlük konuşma dilinde âlim ve aydın denilse bile bunlar cahildir, ilimden ve aydınlıktan uzak kalmışlardır.
Müslüman-Türk ilim ve kültür tarihinde okumuşların, mektepli-medreseli şeklinde ayrılmaları oldukça geç devirlerde, daha ziyade Meşrûtiyetten sonra görülmektedir. Bundan önce bizde "aydın" tabirine rastlanmamakla beraber, kavram olarak "âlim aydındır, aydın da âlimdir." Osmanlının son zamanlarında medreseler bozulup, ıslâhından da ümit kesilince, bunları oldukları gibi bırakıp, ülkenin muhtaç olduğu teknisyen, teknokrat, eğitimci, idareci... elemanları yetiştirmek üzere çeşitli mektepler açılmıştır. Bu mekteplerin büyük bir kısmının programlarında dînî bilgiler yanında müsbet ilimlere de yer verilmiştir. Yeni mektepler mezun verip mezûnlar da toplum içinde yerlerini almaya başlayınca ortaya tâbir caiz ise iki okumuş tipi çıkmıştır: mektepliler ve medreseliler. Ancak bu iki tip arasındaki önemli fark, din karşısındaki tavır ve dünya görüşü değil, eğitim ve bilgi farkıdır. Ülkemizde dünya görüşleri farklı ulemâ ve aydın tiplerinin zuhûru cumhuriyetin ilânından sonradır. Bu son dönemi de ikiye ayırmak gerekir: 1950 öncesi ve sonrası. Birinci dönemde ülkede resmî din tahsili veren bir mektep bulunmadığı gibi, mevcut mekteplerin programlarından da din maddesi tamamen çıkarılmış, yalnızca din aleyhinde propagandaya izin verilmiş, hatta bu husûs teşvik edilmiştir.
Bu resmî yaklaşım ve uygulama karşısında halk, cumhuriyet öncesi mektepler ile medreselerden kalma okumuşlara (bunlara bir mânâda ulemâ da denebilir) sarılmışlar, dîne yan bakan okumuşlardan (bu tip aydınlardan) uzaklaşmışlardır. Bu devrin aydınları, Batıda yaşanan Aydınlanma devrinin aydınları gibi, bilgiyi semâdan değil yerden, akıldan alıyorlar, Hâtemu'l-enbiyâ yerine Auguste Comte'a iman ediyorlardı.
Müslüman toplumlar belli bir iman ve hayat nizâmı içinde yaşamaya alışmışlardır. Onlar için hayatın bir gâyesi vardır: Allah kulluğu... Başka her şey bu ulvî gâye için uygun vâsıtalar olarak yaratılmış ve verilmiştir. Gerek dünyaya ait işlerde ve ilişkilerde ve gerekse özel mânâsıyle ibâdette Allah kulluğunun nasıl gerçekleştirileceği, kısmen detaylı, genel olarak prensipler halinde Kitab ve Sünnet'te yer almıştır. Boş bırakılan sâhalar ise ana kaynakların ışığında akıl işletilerek (ictihad ile) doldurulacaktır. Müslüman, kulluk bilgisini ya bizzat kaynaklardan alır, yahut da bilenlere sorar; bilgi almadan yola çıkmaz, adım atmaz. İşte bu noktada, İslâm toplumlarında ulemânın önemli rolü başlamaktadır. Müslümanlara gerçekleri anlatacak, onlara dünya ve ahirette mutluluğa erme yolunu gösterecek olanlar âlimlerdir.

Günümüzde İslâmî harekete aydının mı, ulemânın mı öncülük edeceği meselesi tartışılmaktadır. Sizce aydın mı, ulemâ mı öncü olmalıdır? Öncü olması gerektiğine inandığınız aydın ve ulemânın bu ülkede somut bir karşılığı var mıdır? Bir başka söyleyişle aydının fonksiyonunu üstlenen ulemâ, ulemânın fonksiyonunu üstlenen aydın tipinin bu ülkede mevcûdiyetinden bahsedilebilir mi?
Yukarıda açıklamaya çalıştığım aydın-âlim anlayışıma göre bu ikisi aynıdır; aydın âlimdir, âlim aydındır. Burada "aydın"dan maksadımız, Allah'ı unutup, kendine ve müsbet ilme tapan yeni putperestler değildir; bundan maksadımız her bir gerçeği, kendine mahsus ilim kaynağı ve metod sayesinde öğrenmiş, öğrenme cehdi sarfetmiş, böylece cehaletin karanlığından ilmin aydınlığına çıkmış insandır. Ülkemizde 1950'lerden sonra resmî din öğretim ve eğitimi veren mektepler açılmış, doğuda ve batıda özel gayretler ile de bir hayli insan yetişmiştir. Bunların içinde, bizim anladığımız mânâda aydın -bunlara İslâm aydını, yahut müslüman aydın diyebiliriz- kişiler vardır ve bunlar İslâmî harekete öncülük edebilirler, etmelidirler ve etmektedirler.

Müslüman aydın ve ulemâ karşısında birbirine karşı var olduğu gözlemlenen güvensizlik ve kuşku hakkında neler söylemek istersiniz? Sizce bunun sebebi nedir? Bu güvensizlik veya karşıtlık (mektepli-medreseli karşıtlığı) nasıl giderilebilir? Bu konuda neler önerirsiniz?
Önce kelime ve tabirlere verdiğimiz mânâda anlaşmak gerekir. Ben yukarıdaki satırlarda "Batı tipi aydın, müslüman aydın, mektepli, medreseli" terimlerini nasıl anladığımı açıkladım. Bu son soruda karşıtlıklarından söz edilen iki tip bunlar değildir. Yanlış anlamıyorsam sorudaki tipler, cumhuriyetten sonra mekteplerde okuyarak yetişmiş müslümanlar ile medreselerde okuyarak yetişmiş müslümanlardır. Bu noktada tarihin, kısmen de olsa yeniden yaşandığına şahit olduk; medreseliler dünyadan bîhaber geçmişin bilgisini tekrarladılar, mektepliler de içinde bulundukları şartlar içinde boğuldular, yahut bunaldılar. Ancak yine de her iki grup içinden, azımsanmayacak sayıda "âlim, okumuş, müslüman aydın" çıktı. Bunlar rahatlıkla birbirleri ile diyalog kurmakta, hizmet ve işbirliği yapabilmektedirler. Yapılacak şey geçici, maksatla ilgisi bulunmayan, şahsî, dünyevî, bilgi eksikliğine dayalı farklılaşmaları, karşıtlaşmaları bir yana bırakıp iş ve gönül birliği etmek, eksikleri tamamlamada yardımlaşmak, düşmanın oyununa gelmemek, ilmi ve gerçeği rehber edinmek, meşvereti elden bırakmamaktır.


 

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Başlık
Sonraki Başlık
İçindekiler
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Başlık Sonraki Başlık İçindekiler