www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın İnternet Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


Din eğitimi üzerine bir mektup ve cevabı
Sevgili Hocamız,
Memleketin ictimâî ve ahlâkî tablosunu, Türk tarihinde eşi bir daha olmayan bugünkü üzücü durumunu görüp sebep ve neticeleri üzerinde basiret ve ciddiyetle düşünmemiz zorunlu hale geldi.
Ülkenin yalnız ictimâî ve ahlâkî seviyesi değil, iktisâdî ve sınâî davranışlarındaki korkunç zigzagların meydana gelmesinde vicdan hayatımızı sıfıra düşüren iman zaafının tesirini görmek mümkündür
Düşman propagandasının bir taktiği olarak, tarih boyunca ideal ve dinamizm kaynağı olan bu imanı yıkmak, küçük düşürmek bir moda haline getirilmiş ve aydının kafasına ekilmiştir. Halbuki tarihte ve coğrafyada yaptığımız en şerefli hareket; bugünkü Türkiye topraklarını fethederek, burada tarihimizin en büyük medeniyetini kurmamızdır. Bu hareket, Türk gücü ve İslâm imanının birleşmesinden doğan büyük kuvvetle başarılmıştır. İşte, Türklüğe büyük kalkınmalar sağlayan İslâm dini, sırf bu üstünlüğü yüzünden iç ve dış düşmanlar tarafından ısrarlı hücumlara mâruz bırakılmıştır.
Bu baskıya karşı direnen kitle psikolojisi bir reaksiyon göstermekten geri kalmamış, zamanla bu da kuru bir taassup şekline bürünerek ortaya çıkmıştır.
Halk, kendini bir spekülasyon malzemesi gibi kullanan bürokrat sınıfa, kaza ve icrâ organlarına, hatta öğretmenine tam güven beslemez. (Bunların hiçbirinden hoşlanmadığını da söyleyebiliriz.) Bunun için Türk aydını ile Türk halkı arasında buzlu dağlar olagelmiştir. Bütün bu soğukluğa karşı, onun inandığı tek zümre din görevlileri olmuştur.
Aydın zümre ile halk tabakası arasında irtibat kurarak tarafları birbirine ısındırıp uzlaştıracak olan din görevlilerimizin en iyi şekilde yetiştirilip ona bilgi, irfan ve memleket aşkı enjekte edilip medenî bir ruh ve kafa yapısının teşekkül etmesi gerekmektedir. Böylece iç ve dış tehlikelere ve saldırılara karşı, halkımızı uyaracak olan bu zümreden faydalanmak mümkün olacaktır.
...Bugün, cemiyetimiz, dinî öğretim yapan her derecedeki okula büyük rağbet göstermektedir. Bu rağbetin asıl sebebi; şüphesiz halkımızın İslâm'a olan derin bağlılığıdır. Bundan başka, hissî ve ruhî sebepler de vardır. O da uzun yıllar, dinî öğretimin ihmal edilmiş ve küçümsenmiş olmasıdır. Türk halkı, uzun süreli ihmale karşı bir tepki olmak üzere dinî okullara akın etmektedir.
Aslında, Batılı aydının isyân ettiği, ikinci merhalede inkâr ettiği, sonra da reformlar yapmak zorunda kaldığı din ile, Türk aydınının sırt döndüğü din arasında büyük farklar vardır. Batılı, peşin ve doğmatik hükümleriyle insan aklını zincire vuran bir dine başkaldırmış, bizim aydınımız ise, eğlencesine, nefsî arzularına set çektiği için dine başkaldırmıştır.
Batılı, hayatın gayeleri ve sosyal gerçekleri ile çelişkiye düşen, ilim ve insan zekâsına ters düşen, sadece bir yığın hurafeler topluluğu olmaktan ileri gidemeyen, dejenere olmuş kilise egemenliğine karşı aklıyla isyan etmişken, bizimkiler, Batılıların bu hareketlerinin neticesini sebep gösterme gülünçlüğüne düşmüşlerdir. Bunun sonunda da bir aydınlar bürokrasisi doğmuştur. Bu bürokrasi, aldığı kültür ve sahip çıktığı batıdan aktarma değerleri ile Türk toplumunun gerçekleri karşısında daima tezat teşkil ettiğiniden, elindeki devlet imkânlarını toplumun dinî ve millî genel tercihleri aleyhine kullanmaktan hiçbir zaman çekinmemiştir.
Bugün, Batı medeniyetinin kurulup gelişmesinde İslâm kültür ve medeniyetinin büyük bir faktör olduğunu Batılılar bile itiraf ettikleri ve bu meseleyi rasyonel bir temelde ele alıp değerlendirmek ihtiyacını duydukları halde, bizde hâlâ eğitim bütünlüğü bu gerçeğin dışında tutulmak isteniyor.
Türkiye'de uygulanacak eğitim sisteminin dayanacağı teorinin temeli ve hareket noktası din ve ahlâk formasyonu olmalıdır. Şüphesiz aydınlarımızı huzursuz kılan husûs din ile ilim arasında bir uyuşmazlığın bulunduğu kanâatidir. Oysa "Allah'ın sünnetlerinde asla değiştirme bulamazsın" anlamındaki hüküm bu iki esas arasında var gibi görünen çatışmayı önlemektedir. Milletimizin istikbâli ve büyük Türkiye gerçeğini idealize edecek fikir ve düşünce ikliminin doğabilmesi için eğitim ve öğretiminin yapıcı hamlesi de artık idrak edilmelidir.
Yarının Türkiye'sinde din eğitimi nasıl olmalıdır? Bu konu ile ilgili bilgi ve düşüncelerinizi yazmak lûtfunda bulunursanız, bizlere en büyük yardımı yapmış olacaksınız.
Yapacağınız çalışmalar için teşekkür eder, Allah'tan mutluluklar dileriz.
Cavit Koç-Hüseyin Gök

Cevap:
Kardeşlerim,
Eğitim ve öğretim zamanımızda ayrı bir ihtisas mevzûu haline gelmiştir. "Memleketimizde, din eğitim ve öğretiminde takibi gereken en uygun metod" üzerine mütehassısların cevaplarını ve eserlerini beklerken mezkûr eğitim ve öğretime yıllarını vermiş bir muallim sıfatıyla bizim de bazı söyleyeceklerimiz olacaktır:
1. Dini öğretmek kolay; fakat çeşitli yaş ve kültür seviyesindeki insanlara din eğitimi vermek oldukça güçtür. Bununla beraber önemli olan dini öğretmek değil, din eğitimi yoluyla onun yaşanmasını sağlamaktır.
2. Dinin iki ana bölümü vardır:
a) İnanılacak şeye inanmak (iman),
b) Yapılacak şeyleri yapmak (amel).
Gerek iman ve gerekse amel terbiyesi aile, çevre ve okuldan yalnız birisinde verilemez. Bu terbiyenin verilmesinde aile, çevre ve okulun işbirliği yapması ilk şarttır. Biz burada "çevre" kelimesini -biraz farklı olarak- "aile ve okul dışında kalan tesir sahaları" mânâsında kullanıyoruz. Demek istediğimizi, Allah'a iman mevzûunu örnek alarak açıklamaya çalışalım: İmanlı bir ailede çocuk Allah'a inanmış ve O'nu sevmiş olarak okul çağına gelir. Bu arada çevrenin menfî tesiriyle karşılaşırsa terbiye aksar. Eve giren gazete, radyo, televizyon yayınları, komşular, misafirler ve çocuğun arkadaşları bu merhalede en önemli çevreyi teşkil etmektedir. Ailenin verdiği Allah'a iman terbiyesi ile bu tesir sahalarının telkinleri ve davranışları aynı istikamette olmadığı takdirde birçok ruh ve şahsiyet bozuklukları başgösterebilir. Çocuğa insanın yaratılışı anlatılırken Allah'tan bahsedilmiş, yaratılış O'na bağlanmıştır. Gazete, radyo, televizyon veya diğerleri yaratılışı tesadüfe dayandırırlarsa çocukta bir fikrî bocalama başlar. Bundan sonrasını tesir sahalarının birbirine nisbetle fazla veya eksik olan güçleri tayin edecektir.
Bir başka örnek olarak oruç terbiyesini ele alalım:
Bundan otuz yıl önce Anadolu şehirlerinde, halk arasında Ramazan günü açıktan oruç yiyen görülmezdi. Bazı okumuşlar ve resmîler açıktan oruç yerse; ebeveynimiz onların bu davranışlarını münâsip lisan ile bize anlatırlardı. Bu anlatış ve telkinler sonunda onlara karşı saygımız ve sevgimiz azalırdı amma oruca karşı saygımız azalmazdı, artardı. Zamanla büyük şehirlerden küçüklerine doğru açıktan ve pervasızca oruç yiyenlerin sayısı artmaya başladı; bu davranış karşısında eskiden gösterilen medenî ve ahlâkî reaksiyon da gösterilmez oldu. İşte böyle bir zeminde ailenin çocuklarına oruç terbiyesi vermesi oldukça güçleşmektedir.
3. Din terbiyesini yalnızca evde ana-ba
baların ve okulda din dersi öğretmenlerinin vermesi mümkün değildir. Çocuk reşîd oluncaya kadar onun terbiye edileceği dini tayin etmek ana-babanın hakkı ve vazifesi olduğuna, onlar da -ülkemizde- İslâm'ı tercih ettiklerine göre, bütün terbiye unsurlarının ve özellikle her ders öğretmeninin, en azından dinî terbiyeyi ihlâl edecek davranışlardan kaçınmaları zarûrî hale gelmektedir. Sadece menfî davranışlardan kaçınmakla kalmayacak öğretmenler, din ile ilmin kavşak noktalarında İslâm iman ve düşüncesine yer verirlerse dinî terbiyenin en sağlamını vermenin yolu açılmış, kısadan çaresi bulunmuş olacaktır.
Bu noktada önemli bir tedbir de çeşitli derslere ait kitapların, ortak mânevî değerlerimiz konusunda çelişkiye düşmemesi, tutarlı olması, bütünlük göstermesidir.
4. Din eğitim ve öğretiminde öğrenmenin, eğitimcinin şahsiyeti çok önemlidir. Sağlam, olgun bir şahsiyete, kâmil bir imana, doyuran ve kandıran bir kültür zenginliğine, sevgi ve rahmet pınarları fışkıran büyük bir gönüle dayanan, bu yüce vasıflardan beslenen dinî terbiyenin tesiri kesindir.
5. Terbiyeyi öğretimden ayıran önemli husûsiyetlerden birisi de uygulamadır. Okullarımızdaki din eğitim ve öğretimi uygulamadan mahrumdur. Bin mevcutlu okullarda bile öğretmen ve öğrencilerin uygulama yapabilecekleri, hatta normal ibadetlerini edâ edebilecekleri yerler yoktur. Batıda din öğretim ve eğitiminin ya kilise ve havralarda yahut da okullarda bu dersler için hazırlanmış odalarda verildiğini biliyoruz. Bizde spor odasından resim atölyesine kadar her özel çalışma için özel yer düşünülürken, din dersi uygulama sınıf veya odalarının düşünülmemesi, bunlara yer verilmemesi din ve vicdan hürriyeti ile pedagojik esaslara aykırıdır. Okullarımızın din dersi uygulaması için temiz, minik mescitlere kavuştuğu gün din eğitimi başarıya doğru önemli bir adım atmış olacaktır.
6. Çocuk okuma çağına gelince seviyesine göre okuyacağı kitapları seçmek ve temin etmek ana-babaya ve öğretmenlere düşen bir vazife olmaktadır.
(Bazı pratik tedbirlere bundan önceki yazıda yer verilmiştir.)


 

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Başlık
Sonraki Başlık
İçindekiler
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Başlık Sonraki Başlık İçindekiler