www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın İnternet Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


Kâbe'yi görene hacc farz olur mu? / Müctehide muhalefet
(Çorum'dan B. Ahıska'nın sorularını da cevapların başında ayrı ayrı zikrediyoruz.)
Soru:
1. İbn Âbidin'in baş taraflarında İmam Şâfiî'nin bir şiiri var, bu şiirin son taraflarında "Rabbimizin kumlar sayısınca lâneti, Ebû Hanîfe'nin kavlini reddeden kimse üzerine olsun" denilmiştir. Buna ne dersiniz?

Cevap:
Bahsettiğiniz şiir İbn Âbidin'in Reddu'l-muhtâr isimli hâşiyesinde değil, Haskefî'nin Durru'l-muhtâr isimli eserinde nakledilmiştir.23 Şiir İmam Şâfiî'ye değil, İbn Mübârek'e aittir. İbn Mubârek bu şiirinde İmam Şâfiî'den "İnsanlar fıkıh ilminde Ebû Hanîfe'nin ilim âilesinin fertleri sayılır" şeklindeki meşhur sözünü nakletmiş, sonra da şiirine şöyle devam etmiştir: "Öyleyse Rabbimizin kumlar sayısınca lâneti Ebû Hanîfe'nin kavlini reddeden kimse üzerine olsun". Bu son beyit İmam Şâfiî tarafından söylenmiş değildir. Ayrıca İbn Âbidin Reddu'l-muhtâr'da sorduğunuz beyit hakkında şunları kaydetmiştir: "Lânet ancak, Ebû Hanîfe'nin ifade ettiği dinî hükümleri küçümseyerek, hakir görerek reddeden kimseler için bahis mevzûu olabilir, ancak böyle bir davranış rahmetten uzaklaştırmaya sebep teşkil eder; yoksa Ebû Hanîfe'nin ictihad ve isbatlarını tenkit etmek lâneti gerektirmez; çünkü eskiden beri müctehid imamlar birbirinin kavillerini (rey ve ictihadlarını) reddetmişlerdir. Ebû Hanîfe'nin şahsını tenkit etmek ve cerhetmek de lâneti gerektirmez; eğer aleyhinde söylenen haksız ise nihayet haram işlenmiş olur, bu da lâneti icabettirmez. Şu da var ki, bu beyitte muayyen bir şahıs lânetlenmeyip, "yalancılar vb. günahkârlara lânet olsun" kabilinden bir toplu ifade vardır. Bu beyitte "iyta" ismi verilen şiir kusuru vardır. İbn Abdirrezzak'ın dediği gibi bu beyit, Tenviru's-sahife'de zikredilmemiştir."24
İbn Âbidin'in söylediklerini maddeler halinde özetleyecek olursak:
a) İster Ebû Hanîfe, ister başka bir müctehid olsun, kavlini (istidlâl, rey ve ictihadını) reddetmek asla lâneti gerektirmez.
b) Bu beyitte usûlsüz kafiye tekrarı vardır, beyit kusurludur, bazı kaynaklar şiir içinde bu beyti zikretmemişlerdir, sonradan katılmış olması muhtemeldir.

Soru:
2. Umre daha ucuza malolduğu için fakir kimseler Umre'ye gidiyor ve memleketine dönüyorlar. Bunlar Kâbe'yi görmüş olduklarına göre kendilerine hacc farz olmuyor mu? Halbuki mâlî durumları ne orada hacc mevsimini bekleyerek haccetmelerine ve ne de memleketlerine döndükten sonra tekrar gidip hacc farîzasını yerine getirmelerine müsâit değildir.
Cevap:
"...Oraya yol bulabilen insana, Allah için Kâbe'yi haccetmesi gereklidir."25 âyetine göre haccın farz olmasının şartlarından birisi de mâlî güçtür; oraya gidip gelmeye ve bu esnâda geride bıraktığı ve bakmaya mecbur bulunduğu kimselere yetecek mâlî güce sahip olmaktır. Bu güce sahip olmayanlar hacc farîzası bakımından fakir sayılırlar ve onunla mükellef değildirler. Ancak böyle bir kimse hacc mevsimi dışında bir yolunu bulup Mekke'ye giderse veya hacc mevsiminde bir başkası namına haccetmek üzere -onun parası ile- oraya gitme imkânını bulursa, Kâbe'yi gördüğü için kendisine hacc farz olur mu? Bu suâlin cevabında önemli olan Kâbe'yi görmek değil, oraya gidebilme imkân ve gücünü bulabilmiş olmaktır. Ancak hacc mevsimi gelinceye kadar orada bekleme gücü yoksa veya geride bıraktıklarının onun dönüp nafaka temin etmesine ihtiyaçları varsa, ortada bir güçsüzlük ve güçlük var demektir. Kezâ başkası nâmına ve onun parası ile hacca giden kimse de -her ne kadar Kâbe'ye gitme imkânını bulmuş ise de- bu imkânı başkasının parası ile bulmuştur; üzerinde onun hakkı vardır, onun namına haccetmekle mükelleftir. "Hacdan sonra dönüp sonraki yılda gitsin" denirse buna da şahsî imkânı mevcut değildir. İşte bu mevzûu fukahâmız tarafından tartışılmıştır. Ebussuûd merhum bu durumda olan kimseye hacc farz olur diye fetvâ vermiş, Seyyid Ahmed Padişah da bir risâle kaleme alarak aynı görüşü müdâfaa etmiştir. Bu görüşün mesnedi, nasıl olursa olsun oraya gitme imkânının bulunmuş olmasıdır. Buna karşı Abdulganî en-Nablusî de yazdığı risâlede, gerek orada bekleme ve gerekse avdet edip sonra yine gitme şıklarında güçlük bulunduğunu, fakirin buna imkânı olmadığını gözönüne alarak böyle kimselere haccın farz olmayacağı hükmünü benimsemiş, İbn Âbidin de bu görüşe temâyül etmiştir; doğrusu da bu olsa gerekir.26

Soru:
3. "Ümmetimin âlimleri İsrâiloğullarının peygamberleri gibidir" meâlindeki hadîs maûlumunuzdur. Halbuki bizim inancımıza göre ulemâ ve evliyâ peygamberlere eşit olamaz. Bu hadîsten maksad nedir?

Cevap:
Bazı kitaplarda bu söz bir hadîs olarak nakledilmiş olmakla beraber Peygamberimiz'in (sav) sahih hadîslerini ihtiva eden hiçbir kaynakta böyle bir hadîs mevcut değildir. Şu halde bu söze hadîs demek ilmî ölçülere göre doğru değildir. Mânâ ve maksada gelince; henüz peygamberlerin arkası kesilmeden, kitap sahibi iki Peygamber arasında gelen Peygamberler (sav), kitabın hayata uygulanmasını sağlıyor, boşluklar olursa aldıkları vahiy ile bunları dolduruyorlardı. Son Peygamber'in ümmeti içinde yetişen ulemâ da aynı işi yapıyor; ancak ilim vâsıtası olarak vahiy değil, ictihaddan istifade ediyorlar.
Soru:
4. Haccın kurbanlarını orada (Mekke'de) değil de döndükten sonra memleketimde kesmem câiz midir?

Cevap:
Hacda ibâdet gereği kesilmesi gereken kurbanların oradaki husûsî yerlerinde kesilmesi şarttır; kan orada akıtılacaktır; ancak oranın fakirlerine dağıtılması şart değildir; buna göre üzerine kurban kesmek gerekli olan mükelleflerin (meselâ kırân ve temettu haccı yapanların) orada kurban kesmeyip memleketlerine döndükten sonra kesmeleri câiz değildir. Kurban kesmek istemeyenler ifrâd haccı yapabilirler.

Soru:
5. İbn Nüceym "Cünüp olan kimse elini ve ağzını yıkayınca cünüplük bu uzuvlardan gider, bu kişi artık Kur'ân okuyabilir" diyor; bu hüküm doğru mudur?

Cevap:
Cünüp olan ve büyük abdest alması (gusletmesi) gereken kimsenin, yıkadığı bir uzvu (meselâ eli) ile Kur'ân-ı Kerîm'e dokunması ve yıkadığı ağzı ile onu okumasının câiz olup olmadığı mevzûunda ihtilâf edilmiştir. Bu ihtilâfın dayandığı esas "namaz dışında kalan yasaklar bakımından tahâretin tecezzi kabul edip etmediği"dir. Hanefîlerde kuvvetli olan görüş guslün bölünmezliğidir; yâni cünüplük bütün vücuda yaygın bir mânevî pisliktir, bunun parça parça giderilmesi mümkün değildir; yâni herhangi bir uzuv yıkanınca oradan cünüplük zâil olmaz, yalnızca orası yıkanmakla temizlenmiş sayılmaz, ancak gusül tamamlanınca bütün uzuvlar pislikten temizlenmiş olur. Bu sebeple yalnız el ve ağzı yıkamakla Kur'ân-ı Kerîm'e dokunmak ve onu okumak caiz değildir.27
Bazı müctehidlere göre Kur'ân öğretimi veya öğrenimi yapan kadınlar, hayız halinde Kur'ân'a dokunur ve onu okurlar; çünkü bu hali gidermek ellerinde değildir ve öğretime ara vermenin sakıncası vardır.



23. Meymeniyye, 1307, c. I, s. 47.
24. Meymeniyye,. c. I, s. 47.
25. Âli İmrân: 3/97.
26. İbn Âbidin, Redd, c. I, s. 261-262.
27. İbn Âbidin, age., c. I, s. 128.

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Başlık
Sonraki Başlık
İçindekiler
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Başlık Sonraki Başlık İçindekiler