www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın İnternet Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


"Fıkıh Soruşturması"na Cevap*

1. Fıkhın lûgat mânâsı anlamak ve kavramaktır. Aksiyon olarak terim mânâsı "İlgili delil ve kaynaklardan ibâdet ve İslâm hukuku ile ilgili bilgi ve hükümleri çıkarmaktır". Bu sahada fıkıh ictihad ile aynı mânâyı ifade eder. Kurum ve ilim dalı olarak fıkıh "ilmihal ve İslâm hukuku" bütünüdür.
Önceki fıkıh bilginlerinin (müçtehidlerin) ortaya koyduğu çözümler prensip olarak bağlayıcı değildir; bunların bağlayıcı olması, başka çaresi olmayanlar içindir. Bağlayıcı olan Allah'ın hükmüdür; bu hüküm esas olarak Kur'ân'da ve Sünnet'tedir. Mümin bu kaynaklardan Allah'ın ne istediğini anlayacak ve bunu yerine getirecektir. Bilgi seviyesi bunu yapmak için yeterli olmayanların yükümlülüğü ise bilenlerden sormak, onların anlayışlarını doğru kabul ederek uygulamaktır. Bunâ göre müctehidler, ilâhî bilgi ve hükümlerin öğrenilip elde edilmesi konusunda aracı olmaktadırlar. Bilgi seviyesi aynı olan iki âlim (müctehid) birbirini taklit edemez; yani kendi anlayışını bırakıp, diğerinin anlayışı ile amel edemez. Bilgisi olmayan veya yetersiz olanlara gelince bunlar da müctehidin anlayışını -bu anlayışın hangi kaynağa dayandığını da bilerek- alır ve uygularlar. Bunu bile yapamayanlar için başka çare olmadığından taklid caiz görülmüştür; taklitten maksat, müctehidin neyi nereden aldığına bakmaksızın dediği ile amel etmektir.
Fıkıh farklı ictihadlarla zenginleşmiştir. Bütün hukuk sistemlerinde doktrin ihtilâfları vardır. İslâm hukukunda ise bu, başkalarıyle mukayese edilemeyecek kadar zengindir. Farklı ictihadların iki önemli faydası vardır: a) Bunlar sayesinde hukuk bir kurum ve ilim olarak gelişmiş, zenginleşmiştir. b) Devlet ve ferdin karşısında tek yol ve tek çözüm yerine -duruma göre alınıp uygulanabilecek- alternatifler oluşmuştur. Mezheb taassubu yüzünden yolların daralmasının âmili, ictihad ihtilâfı değil, cehalet ve istismardır.
Bugün bir fıkıh veya ilmihal kitabını açıp okuduğumuz zaman belli bir düzene göre sıralanmış bilgi, talimât ve hükümler görürüz. Bunların tamamı bir bakıma ictihad ürünüdür. Burada ictihadı geniş mânâda alıyor, "nassı anlama ve yorumlama, kıyas, mesâlih ve örfe dayalı hüküm çıkarma..." yollarını da bu çerçeveye sokuyoruz. Fıkıh kitaplarının muhtevâsının pek azı, üzerinde icmâ (ittifak) hâsıl olmuş nassa dayalı hükümlerdir. Geri kalan çoğu ise müçtehidlerin üzerinde ihtilâf ettikleri, farklı çözümler getirdikleri hükümlerdir. Kaynak itibarıyla de bunların azı nassa dayanır, çoğu "kıyas, mesâlih, örf-âdet" gibi kaynak ve metodlara istinad eder. Bu zengin muhtevâ içinde "son söz söylenmiş" diyebileceğimiz kısım, üzerinde "mûteber icmâ" hasıl olan kısmıdır. Bu çerçeveye girmeyen hüküm ve çözümler karşısında, kişi müctehid ise hürdür; kendisi yeniden ictihad edecek ve vardığı sonucu benimseyecektir. Müctehid olmayanlar da bu çözümlerden hangisi hakkında bilgi edinmişler ise (ya okumuş, ya duymuş, yahut da kendilerine fetvâ verilmiş ise) onu dinî hayatlarına uygulayacaklardır. Bütün dinî hüküm ve çözümlerde tek mezhebe bağlı kalma mecburiyeti yoktur; zahmete ve sıkıntıya düşen yükümlü, başka çözümlerin olup olmadığını sormak ve haline uygun düşeni alıp uygulamak hakkına sahiptir.
2. Fıkıh ictihad ürünüdür. İctihad büyük ölçüde âlimin anlayışına, takdirine ve çevre şartlarına bağlıdır. Bu sebeple sahâbe devrinden beri bilgi sahipleri ictihad etmişler, ictihadlarında farklı sonuçlara vardıkları olmuş, fakat hiçbiri bundan dolayı diğerini kınamamış, ona karşı çıkmamış, arkasında namaz kılmazlık etmemiş, birinin ictihadına uyanı bundan caydırıp kendine bağlamaya gayret göstermemiştir. Bütün müctehidler "âlimlerin farklı ictihadları ümmet için rahmettir" prensibini benimsemişlerdir. Hârûn Reşid gibi bazı yöneticilerin belli bir mezhebi bağlayıcı kılma teşebbüslerine bizzat o mezhebin müctehidleri (meselâ, İmam Mâlik) karşı çıkmış, ictihadların zenginleştirdiği ve bir rahmet deryası haline getirdiği fıkhın daraltılmasına razı olmamıştır. Bugün ve yarın kınanması gereken husûs mezheb taassubudur, mezhebi, bölünme ve kavga sebebi kılmaktır. Bir müslüman kulluk şuuru içinde farklı çözüm ve ictihadlara şöyle bakacaktır: Allah Teâlâ benden kendisine itâat etmemi istemektedir. İtâat edebilmem için ne istediğini bilmeliyim. Bunu bilmenin yolu ya ictihad edecek kadar bilgi sahibi olmak, yahut da bir bilene sormaktır. Bilen bir değildir. Ben nasıl güvendiğim bir âlime sorup görevimi yerine getirmiş isem, diğer din kardeşim de güvendiği başka bir âlime sormuş ve onun öğrettiği -fakat benim bildiğim ve yaptığıma benzemeyen- şekilde görevini yerine getirmektedir. Her ikimiz de bu yol ile Allah'a karşı kulluk borcumuzu yerine getirmişizdir. Benim vazifem bilgimi arttırmak için gayret etmek, bilgiyi ana kaynaklardan alacak seviyeye yükselmeye çalışmak, bildiğimi aksiyona dönüştürmek, diğer müslümanlara da kardeş gözüyle bakmak, tereferruatta benden farklı bazı davranış ve kavrayışları var diye araya duvarlar koymamak, cemâati korumaktır...
Allah dileseydi kullarını ruhta ve şekilde aynı kılardı, dileseydi cümleyi bir millet yapardı, dileseydi ictihad ihtilâfına izin vermez, bu sahada da herkes için bağlayıcı, açık ve teferruatla ilgili hükümler gönderirdi... Halbuki Allah, öyle değil, böyle olmamızı dilemiştir; kulun vazifesi O'nin iradesine boyun eğmek, O'nun razı olduğuna razı olmaktır.



* Girişim dergisinin sorularına cevap olarak hazırlanmıştır. Sene: 1987.

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Başlık
Sonraki Başlık
İçindekiler
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Başlık Sonraki Başlık İçindekiler