www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın İnternet Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


Enflasyon Ortamında Borç
Akidlerde para olan mevzûun tayini ve enflâsyon
Para olan mevzuda taayyün:
Batılı hukuklarda olduğu gibi İslâm hukukunda da akdin mevzûu para olması halinde, nevi ve miktar olarak belirlenmesi şarttır. Eskiden bir ülkede, ismi "mesela dirhem, dinar, lira" gibi aynı olan, fakat değerleri ve geçerlikleri (revacı, farklı bulunan paralar olurdu. Bu durumda akdin mevzûunu veya mevzûun bedelini teşkil eden paranın tayininde bazı problemler ortaya çıkmış ve şu çözümler üzerinde durulmuştur: Revaçta olma, kullanılma bakımından farklı paralar varsa, bunların değerleri (maliyet) eşit olsun, farklı olsun akid sahih olur ve ödeme en çok kullanılan, en revaçta olan para ile yapılır. Mesela dirhem denildiği halde piyasada sarı ve beyaz renkte iki çeşit olsa, bunların değerleri de birbirinden farklı bulunsa hangisi daha çok revaçta ve kullanılmakta ise ödeme onunla yapılır. Her ikisinin değeri eşit ise borçlu ödemeyi dilediği çeşitten yapar. Paralar arasında revaç farkı yoksa ve değerleri de farklı ise, önceden tayin edilmemesi halinde, yalnızca genel isim zikredilerek, mesela "şu kadar dirheme" diyerek yapılan akid fasid olur; çünkü ödemenin hangi paradan yapılacağı belli olmadığı gibi bunu tayin edecek revaç farkı da mevcut değildir; bu sebeple ödeme esnasında taraflar arasında ihtilaf çıkacak, borçlu değeri az olandan, alacaklı ise daha değerli olandan ödeme isteyebilecektir.76
Enflâsyon ve taayyün:
Günümüzde para mefhumu ve para ile ilgili uygulama oldukça değişik bir mahiyet almış, altın, gümüş gibi bizzat kıymetli olan madenlerin para olarak kullanılması veya kâğıt ve madenî paranın değerinin altınla garanti edilmiş olması uygulamada terkedilerek daha komplike para sistemlerine geçilmiştir. Yeni para sistemi, ekonomik konjonktür, sosyal ve siyasî hareketler ve para-kredi politikalarının önümüze çıkardığı en önemli meselelerden biri de enflasyondur. Bilindiği üzere mübâdele vasıtasının (mesela paranın), mübadelesine vasıta olduğu mallara nazaran artışına enflâsyon denir. Enflâsyon mâden para ve kredide de bahis mevzûu olmakla beraber daha ziyade kâğıt para rejiminde görülmektedir. Çünkü altınla bağlantısı olmayan para kâğıt paradır. Kâğıt para rejimine geçiş, paraya olan ihtiyaçtan doğmaktadır. Fevkalâde haller dolayısıyla bu ihtiyaç durmadan artış gösterdiğinden para miktarı artmakta, enflâsyon ve neticeleri hasıl olmaktadır. Mala ve istihsale nazaran kâğıt para miktarının artışı, yani enflâsyonun ilk neticesi para değerinin düşmesi, alış gücünün azalması ve fiyatların yükselmesidir.
Bazı muâsır müelliflerin, eski fukahâ devrinde böyle bir problemin bahis mevzûu olmadığını ve onların buna çözüm getirmekle meşgul olmaktan müstağni bulunduklarını kaydetmelerine rağmen77 biz durumu farklı görüyor, en azından neticeleri itibariyle aynı mahiyette olan problemlerle mezheb müctehidlerinin dahi meşgul olduklarına şahid oluyoruz. Fıkıh kitaplarında, mevzûun tayini bahsinde, cehalet sebebiyle akdin fesadı bahsinde de ele alınan mevzûumuz İbn Âbidin tarafından "Tenbihu'r-rukûd alâ mesâili'n-nukûd" isimli bir risalede müstakilen incelenmiştir.78
Mezkûr kaynaklardaki açıklamalara göre akid mevzûu veya ödeme vasıtası olan para tedâvülden tamamen kalkmış, ülkede bulunmaz ve kullanılmaz hale gelmişse buna "kesâd", piyasada bulunmamakla beraber sarraflarda ve özel şahıslarda bulunuyorsa "inkıtâ", altına nisbetle gümüş, gümüşe nisbetle diğer madeni paranın değeri düşmüş veya yükselmiş ise buna da "rahs ve ğalâ" denilmektedir. Ödeme vasıtasının kesâdı akdi ifsad eder. İnkıtâ'ın fesad sebebi olup olmayacağı tartışılmış, hak sahibine aynı parayı veya başka paradan değeri kadarını alma hakkı tanınmıştır. Asıl mevzûumuz olan ucuzlama ve pahalılaşma meselesine gelince bundan maksad, iki mâden esasına dayanan para sistemlerinde görülen olaylardan biridir; burada çeşitli sebeplerle altına nisbetle gümüş paranın (dirhem), gümüş paraya nisbetle bakır vb. mâdenden yapılmış paranın (fülûs) kıymetinin düşmesi bahis mevzûudur. İşte bu düşüş mahiyeti bakımından enflasyondan farklı da olsa benzeri neticeler doğurmakta, ezcümle paranın mal karşısındaki değerine tesir etmektedir. İmam Ebû Hanife gerek beyi, ve gerekse karz akidlerinden hasıl olan borçlarda, para kıymetinin değişmesinin miktara tesirini caiz görmemekte, akid yapılırken üzerinde anlaşma hasıl olan miktarın ödeneceğini ifade etmektedir. İmam Ebû Yûsuf ise önceleri aynı görüşü paylaşırken sonra bu ictihadından rucû etmiş ve ödeme sırasında konuşulan paranın kıymeti düşmüş ise akdin (satım akdi, ödünç verme akdi vb.) yapıldığı sıradaki kıymeti ödenir demiş ve fetvâ da buna göre verilmiştir.79 Günümüzde gümüşün değeri çok değiştiği ve ödeme vasıtası olarak da hiç kullanılmadığı için altını esas almamız gerekecektir. Buna göre bir örnek vermek gerekirse akdin yapıldığı sırada cumhuriyet altını bin lira iken ödeme yapılacağı zaman 1100 liraya yükselmiş, yâni kâğıtpara, altına nisbetle %10 değer kaybetmiş, ucuzlamış ise yüz bin T.L. olan borç yüz on bin lira olarak ödenecektir.
Meseleyi "mevzûun tayini" açısından ele alırsak: Mevzu veya bedel ileride değişikliğe uğraması ihtimali ile birlikte tayin edilmiş olmaktadır. Akde mevzu veya ödeme vasıtası olan paranın kıymet bakımından değişmesi, ödeme sırasında onun -rakam olarak- miktarının değişmesi ve dolayısıyla miktarın önceden tayin edilememesi demektir. Buna rağmen akdin sahih olması, belli bir esasa, ölçüye ve kriteryuma göre kabil-i tayin olan mevzularda, bilfiil önceden tayin edilemeyişin, akdin sıhhatine dokunmaması hükmüne dayanmaktadır.
Bilâhare ödenecek olan meblağı, akid yapılırken belirleyebilmek (tayin) için kullanılacak ölçü nedir? Yukarıda altını misâl olarak kullandık. Ancak günümüzde altın da istikrarlı bir ölçü olmaktan çıkmıştır. İktisadî, psikolojik ve milletlerarası birçok hadise ve faktör, altının değerine ve altına karşı talebe tesir etmekte, altın fiyatlarında büyük iniş ve çıkışlara sebep olmaktadır. Bu sebeple paranın değer kaybının miktarını tesbit için, tarafları mutazarrır etmeyecek daha müstakar ve sağlam ölçülere ihtiyaç vardır. Sağlam verilere dayandığı takdirde indekslerden ve hükümetin resmen açıkladığı enflâsyon nisbetlerinden faydalanmak mümkündür. Ayrıca yiyecek, giyecek, mesken (inşaat) gibi bazı temel maddelerin fiyatlarında meydana gelen artışların ortalaması esas alınabilir. Nihayet ticârî ve sinâi kredi ve borçlarda, üzerinde çalışılan, üretilen, alınıp satılan madde esas alınabilir. Özellikle tüketim için yapılan borçlarda alacaklının, değer kaybını asgarî nisbetten alması İslâm ahlâkı ve sosyal adalet ve dayanışma prensiplerine uygun olacaktır.



76. İbn-Hümâm, age., c. V, s. 74-75; Şerhu'l-Hattâb ala muhtasar-ı Halil, c. IV, s. 277.
77. Senhûrî, Mesâdiru'l-hak, c. III, s. 77.
78. Mecmûat-u resâil-i İbn Abidin, İst. 1325, c. II, s. 57-67.
79. Reddu'l-muhtâr, c. IV, s. 26-29.

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Başlık
Sonraki Başlık
İçindekiler
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Başlık Sonraki Başlık İçindekiler