www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın İnternet Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


Diş Tedavisi Hakkında Bir Fetvâ
Takdim:
Uzun yılların ötesinden bize kadar gelen ve bu uzun yıllara rağmen aktüalitesini muhafaza eden hâdise ve meseleler vardır. Bu yazımızda tanıtmak ve sadeleştirerek sunmak, üzerine fikir beyan etmek istediğimiz fetvâ da bu nevîden bir meselenin cevabı ve çözümü mahiyetindedir. Bahis mevzûu fetvâ, Sebîlürreşâd mecmûasının179 Şa'bân 1332/12 Haziran 1330/25 Haziran 1913 tarihli nüshasında (c. XII, sayı: 302, s. 278) neşredilmiştir. Fetvâyı neşredilmek üzere mecmûaya gönderen zât o zamanki Sungurlu Müftüsü Osman Efendi'dir. Osman Efendi bu fetvâyı, aslı Fetvâhane Hey'et-i ilmiyyesince hazırlanmış, Fetvâ Emini Nuri Efendi riyasetinde ikmâl edilmiş ve Fetvâhâne müsevvidlerinden Alî el-Murtezâ tarafından neşredilmiş bulunan İlâveli Mecmûa-i Cedîde isimli fetva kitabından çıkarmıştır. Sebîlürreşâd'da zikredilmemekle beraber birinci fetvânın altında Hasen Hayrullah, ikinci fetvânın altında da Hasen Fehmi isimleri vardır. Her iki zat da Osmanlı şeyhülislâmlarındandır.
Diş doldurma ve kaplama mevzûunda Sebîlürreşâd'a sorulan birçok suale cevap olmak üzere İzmirli İsmâil Hakkı Efendi'nin kaleme aldığı bir inceleme yazısına, Bolvadin'den müderris Yûnus-zâde Ahmed Vehbi Efendi itiraz etmiş, İzmirli itirazı reddetmek maksadıyle ikinci bir yazı ile beraber Osman Efendi'nin gönderdiği mezkûr fetvâyı da neşretmiştir.
İzmirli İsmail Hakkı Efendi (1869-19447) tanınmış bir âlimimizdir. Orta tahsilini İzmir'de yaptıktan sonra İstanbul'a gelmiş, Dâru'l-muâllimin-i âliyeyi bitirmiş, medreseden icazet almış ve ayrıca Fen Fakültesinde okumuştur. Uzun yıllar, çeşitli dersleri, yüksek öğrenim müesseselerinde okutmuş bulunan İzmirli'nin kırk civarında eseri vardır. Daha çok felsefe ile meşgul olmuş, fıkıh ve usûl sahasında da önemli yazılar ve eserler bırakmıştır.
Biz bu makalemizde önce İsmail Hakkı Efendi'nin bahis mevzûu inceleme yazısı (Sebîlürreşâd, c. XVII, sayı: 289, s. 42) ile içinde fevtânın da yer aldığı cevâbî yazısını -üslûb ve tertibini bozmadan- sadeleştirerek sunacak, sonra da kısaca mevzûu bağlıyacağız.

Diş doldurmak meselesi
Fetvâya Esas Teşkil Eden Sorular:
Faziletli Efendilerim,
Allah'ın iyi kulları olan geçmişlerimiz, dinî bir mes'eleyi, ehlini bulup öğrenmek için büyük zahmetlere katlanarak memleketten memlekete uzun zaman seyahat edip dolaşmaya ve bu uğurda birçok paralar harcamaya mecbur idiler. Zamanımızda ise matbûat ve bilhassa öz emeli, yeryüzündeki müslümanları birbirine tanıtmak ve bildirmek için her türlü fedakârlığı göze aldırmış olduğu eserleriyle isbat edilmiş olan yegâne gazeteleri sayesinde faziletli heyetinizi teşkil eden muhterem ve müstesna sîmaları, benim gibi her mü'min pek yakından tanıdığı için problemlerin hallinde güçlük çekilmez oldu. Bu sebeple müslümanlar Sebîlürreşâd'a ne kadar teşekkür etse azdır.
Rastgelip burada çözemediğim dinî mesele şudur: Gördüğüm fıkıh kitaplarında, bir diş kovuğuna, su giremeyecek decerede katı bir şey girse, cünüplük halinden temizlenemeyeceği açıkça yazılmıştır. Buna göre birçok dişini mikroplar yemiş ve bu yüzden yediği yemeği iyice çiğnemeyerek bütün bütün midesine göndermiş ve bu sebeple mide hastalığına tutulmuş bir şahıs, dişlerinin oyulan yerlerini altın veya gümüş ile doldurtsa veya daha sağlam olsun diye ve sıhhatini daha iyi korumak için o oyulmuş dişlerinin her tarafını altın ile tamamen kaplatsa, bütün abdest alırken (iğtisâl ederken) kaplanmış olan dişlerinin altına su girmeyeceğine göre o adamın guslü sahih olur mu olmaz mı? Dinimizde güçlük olmadığı için şu önemli meselenin halledilmesini rica ederim efendim.
Adana Kozan Sancağı Muhasebe Başkâtibi
Muhammed Fâik

Faziletli Efendim,
Diş doldurmak hakkında dinin caiz ve caiz değil şeklinde hükümleri var. Sıhhat ile alâkalı olan bu bahisten insan -azınlıkta da kalsa- caiz diyen tavsiyeyi kabul etmek istiyor. Şehrimizin müftüsü ve daha bazıları caiz olmadığını söylüyorlar. Memleketimizin meşhur âlimlerinden Çermeli Hoca isimli zat ise bilmem hangi -Ahmerî'nin görüşü olacak her halde- görüşe bakarak: Dişin dolmasında hiçbir mahzur yoktur, maksad ağıza su vermektir, farz yerini bulur, sünnet belki tamam olmazsa o kadar... diyor. Acaba Meşihat makamı, bir taraftan sorulan sual üzerine bu hususta bir fetvâ vermemiş midir? Acaba "dinî, şer'î hususlarda, ayırdetmeden herkese kolaylık rehberi olan Sebîlürreşâd heyetince bir karar alınmış değil midir?‚ diye akla bir sorunun gelmemesi mümkün olmuyor. Sonunda saygılarımı sunarım efendim.
Onuncu Kolordu Ketebesinden
Hayreddin Hâmi

Efendim,
Eşsiz gazetenizde, sorulan bazı suallere cevap verildiğini okuduğum için şu meselenin de dinî hükmünü açıklarsanız bendenizi son derece memnun etmiş olacaksınız.
Yüksek bilginiz dışında değildir ki insan Cenâb-ı Hakka ibâdet etmek için önce sıhhati yerinde olmak şarttır. İnsanlar sıhhatlerini koruyabilmek için güzel yemek yemeye muhtaçtır. Yemeği güzel yemek için en lüzumlu olan dişleri çürük olursa tabiîdir ki yediği yemeği iyice hazmedemiyecektir. Bunu güzelce hazmetmek için ağzındaki çürük dişleri doldurtup üzerlerini altın vb. madenle kaplamak caiz midir, değil midir? Yoksa çürükleri çıkarıp da takma olarak mı yaptırmalıdır? Bunların ikisinin de yapılmasında dince bir mahzur olup olmadığını açıklamanızı lütfen istiyoruz efendim.
Yunanistan'da Filyatra Kasabasında
Osmanlı Esirlerinden Mülâzim-i Evvel
Ahmet Fâik

Faziletli ve muhterem efendim,
Selâm ve saygılarımızın arzından sonra zât-ı âlinizden bir hususu sormaya mecbur kaldım. Affedersiniz, başınızı ağrıtacağım: Dişlerimden birkaç tanesi çürümeye başladı. Yemekte büyük zahmet çektiğim için yaptırmak mecburiyetinde kaldım. Bunlardan bazılarını doldurmak, bazılarını da altından kaplama yaptırmak gerekiyor. Mezûn hocalardan bir ikisine sordum, katiyen caiz görmedikleri gibi "diş arasında bir parça yemek kalsa da çıkarmadan gusledilse guslü sahih değildir (temizlenmez) diye açıklamalarda bulundular. "Caiz olup olmadığının genişçe açıklanarak neşredilmesini" İslâm adına temenni ederim efendim.
Erzurumlu Okuyucularınızdan
Hâfız Ahmed

(Bu mesele hakkında daha birçok zevat tarafından sorular gelmiş ise de şu birkaç tanesini neşretmekle yetinilmiştir).

Cevap:
Birçok yerden sorulan diş meselesi güç bir mesele değildir. İmam Muhammed diş meselesini caiz görüyor. Kûfe mektebinin dili olan İbrâhim en-Nehâî'den de câiz gördüğü rivâyet ediliyor.
Hanefî ulemâsının ileri gelenlerinden Şems'ü'l-eimme es-Serahsi Siyer-i Kebir şerhinde şöyle diyor: Sahâbi Arap kahramanı, Arfece b. Es'ad'ın Külâb muhârebesinde180 burnu kesilmişdi. Arfece gümüşten bir burun yaptırdı. Aradan biraz zaman geçince burnunda kötü bir koku meydana geldi. Rasûl-i Ekrem (sav) Efendimiz Hazretleri ona altından bir burun edinmeyi emir buyurdular. İmam Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî bu hâdis-i şerife dayanarak altından burun yaptırılmasını caiz görüyor. Bunun gibi bir insanın dişi düşünce altından bir diş takmayı yahut altın ile dişlerin bağlanmasını, yapıştırılmasını ve kaplanmasını (tadbîb) câiz görüyor. Bu görüş (mezheb) İmam-ı A'zâm'ın hocasının hocası olan İbrahim Nehâ'i'den rivâyet edilmiştir.
Serahsî'nin açıklamasına göre İmam Ebû Hanife bu hususu mekrûh görüyor, ancak gümüşten burun yaptırmayı caiz görüyor ve altın kullanmaya ruhsat vermiyor. İmam-ı A'zâm Ebû Hanife'ye göre yukarıda geçen hadîs-i şerifin getirdiği ruhsat özeldir; Rasûl-i Ekrem (sav) ancak Arfece'ye izin vermiştir, diğerlerine ruhsat yoktur.
Hanefî fukahâsından Alâüddin Ebû Bekr Kasânî, Bedâyi'u's-Sanâyi'de şöyle diyor: Bu açıklamaya göre yerinden oynayan dişi altın ile bağlamayı Hanefî imamlardan Kerhî câiz görüyor, bir farklı görüş bulunduğundan bile bahsetmiyor, Câmi'u-sağir'de Ebû Hanife'ye göre mekrûh, Muhammed'e göre mübah (gayr-i mekrûh) olduğu zikrediliyor. Bunun gibi bir adamın burnu kesilir ise altından bir burun takmak ittifakla caiz oluyor; çünkü burun gümüşten olursa fena kokuyor da, altından bir burun takmakta bir zarûret bulunuyor; zarûret bulununca da altının haram olduğunu ileri sürmenin yeri kalmıyor. Arfece hadîsi ile İmam Muhammed, dişin altın ile tadbibini; yâni kaplanmasını, bağlanmasını caiz görüyor. İkinci olarak gümüş ile bağlamak nasıl caiz ise altın ile bağlamak da öyle caizdir. Çünkü asıl yerinin dışında kullanılmasının haram oluşunda altın ile gümüş eşittir. Üçüncü olarak altın dişe tâbîdir; tâbî olanın hükmü bağlı bulunduğu aslın hükmü gibidir. Bu da Ebû Hanife'nin kabul ettiği kaideye uygun düşmektedir.
Câmi'de açıklandığı üzere Ebû Hanife altın ve gümüş kullanmanın mutlak (kayıtsız şartsız) haram olduğunu, bunları kullanmaya ancak zarûret halinde müsaâde edileceğini, zarûretin en azını kullanarak giderebileceğini, burada ise en azın (ednânın) gümüş olduğunu, altının bu durumda da haram olarak kaldığını kabul ediyor.
İbn Hacer el-Askalânî'nin Nasbu'r-râye fi tahric-i ehâdisi'l-Hidâye'de nakledilen incelemesine göre Arfece hadîsini Sünen sahiplerinin üçü (Ebû Dâvûd, Tirmîzî, Nesâî olacak) ve Ahmed b. Hanbel kitaplarında rivâyet etmişlerdi.181 Taberânî'in rivâyetine göre Abdullah b. Amr, babasının bir ön dişi düşüp Rasûl-i Ekrem (sav) ona dişini altın ile bağlamasını emrettiğini naklediyor. Enes b. Mâlik oğullarını, dişlerini altın ile bağladıklarını gördüğü halde menetmemişti.
Hz. Osman (r.a.) da dişlerini altın ile yaptırmış idi.
İbn Sâ'd'in, İbn Cürayc'den nakline göre İbn Şihâb da bunda mazhur görmemiştir.
Medine fukahâsından sayılan Abdullah b. Mervan, ayrıca Abdullah b. Avf ve Musâ b. Talha da dişlerini altın ile bağlamış ve tutturmuşlardır. Fetâvây-ı Hindiyye'de açıklandığına göre Hâkim Müntekâ'da: Bir adamın dişi sallansa, o adam dişinin düşeceğinden korksa da dişini altın veya gümüş il bağlasa Ebû Hanife ve Ebû Yûsuf'a göre bir mahzur yoktur.
Müntekâ'nın bu açıklamasına göre Ebû Hanife de câiz görmüş oluyor. Fakat fıkıh kitaplarının hemen hepsinde İmam Âzâm'ın câiz gördüğü gösterilmiyor; yalnız İmam Muhammed'in câiz gördüğü şüphesiz olarak ifade ediliyor. İmam Ebû Yûsuf'a gelince, onun bu mevzûudaki görüşü üzerinde ittifak yoktur: Bazılarına göre Ebû Hanife, bazılarına göre ise İmamı Muhammed ile beraberdir. Nitekim Müntekâ İmam Ebû Yûsuf'un İmam Muhammed ile beraber olduğunu açıkça ifade ediyor.
Büyük Mecelle'nin mazbatasında açıklandığı üzere Hanefî fukahâsından bazı imamların muteber görüşleri halk için daha elverişli ve zamana da daha uygun olması bakımından tercih olunmuştur. Nitekim birden olgunlaşmayıp peşi peşine olgunlaşan sebze ve meyvanın satışı ve nakit muhayyerliği meselelerinde İmam Muhammed'in re'yi tercih edilmiş, alınmıştır. Zâten İmam Muhammed'in mezhep ve görüşü desteksiz kalmış bir görüş de değildir. Kendisinden önce yaşamış bazı müctehidler ile ondan sonra gelen birtakım din âlimleri aynı görüşü paylaşmışlardır. Kuvvetli rivâyete göre İmam Ebû Yûsuf da aynı görüştedir. Hanefîlerin büyük imamlarından Kerhî de bu mezhebi (re'yi) benimsemiştir. Bu görüşün halk için daha elverişli ve zamanımızın ihtiyaçlarına daha uygun olduğu da şüphesizdir.
Diş meselesinin câiz olup olmaması, guslün (bütün abdestin) sahih oluşu veya olmayışından çıkmış değildir. Aksine altının, kullanılması gereken sâhasının dışında kullanılması esasından çıkmıştır. İmam Ebû Hanife «zarûret, mümkün olan en az ruhsat ile defedilmelidir.» diyerek gümüşü yeterli görüp altına izin vermezken İmam Muhammed ve sağlam bir rivâyete göre İmam Ebû Yûsuf, gümüş ile altını, zarûret mevzûunda birbirinden ayırmıyorlar. Her iki tarafa göre diş meselesi bir zarûrettir. Zarûreti gidermek ise gereklidir.

Diş meselesini bir de gusül yönünden ele alalım:
Fıkıh kitaplarında açıkça anlatıldığına göre gusülde gerekli olan şey: Güçlük çekmeden yıkanması mümkün olan yerleri yıkamaktır. Yıkamak: suyu, bir damla bile olsa damlatmak suretiyle akıtmaktır. Hattâ İmam Ebû Yûsuf'a göre su aksın akmasın, yıkanan yeri ıslatmak kâfidir.
Bahr'de açıklandığına göre ulaştırmak ve temas ettirmek imkânsız veya güç olan yerlere suyu temas ettirmek şart değildir. Bunun içindir ki gözü yıkamak şart değildir; çünkü zarar verir, acıtır.
Dürru'l-muhtâr'da açıklandığına göre kadına başını yıkamak zarar verir ise başını yıkamayı terkeder; bazılarına göre başını mesheder. Kaş, bıyık, sakal sıkı olursa diplerini yıkamak şart değildir.
Hanefî imamlarından Ebû Bekr Muhammed b. Fadl el-Buhârî'nin açıklamasına göre kadınların saçları örgülü olursa saç aralarına suyu ulaştırmak şart değildir; çünkü bunda güçlük vardır. Hatta erkeklerden saçını örenler bulunursa onlar için de saçlarının arasını yıkamak şart değildir diyenler vardır. Hâsılı zarûret ve güçlük bulunmadıkça suyu, yıkanması gereken yerlere ulaştırmak şarttır. Fakat zarûret ve güçlük, zahmet ve meşakkat var ise böyle yerlere suyu ulaştırmak, temas ettirmek şart değildir.
Diş meselesinde zarûret ve güçlük vardır. Suyu altın veya gümüş kaplamanın, dolgunun altına ulaştırmak, buraları yıkamak şart değildir. Diş meselesinde zarûret bulunduğu ve zarûret bulunan yerlere suyun ulaştırılmasının şart olmadığını fıkıh bilginleri ittifakla bildiriyorlar. Burada bir ihtilâf varsa o ancak altının kullanılmasındadır.
Geniş din bilgisi olmayan, dini başkalarından öğrenen kimse delilini bilsin bilmesin, ihtilâflı konularda bir müçtehidin görüşünü alır ve onunla amel eder. Geniş din bilgisi olanlar da delilleri (âyet, hâdis vb.) inceleyerek görüşlerden birini tercih ederler. Durum böyle olunca İmam Muhammed'in halka elverişli ve asrın ihtiyacına en uygun bulunan görüşüne göre dişi altın ile bağlamak, kaplamak, doldurmak ve altın diş takmak caizdir. İttifakla kabul edilmiştir ki dişin altına su geçirmek şart değildir. Gusül (bütün abdest) sahih ve diş tedâvisinde altın kullanmak câizdir.*
İzmirli İsmâil Hakkı

Yine diş doldurmak meselesi
Sabilûrreşad'ın (298) numaralı nüshasında «diş doldurmanın câiz olduğuna dair» yazdığım makaleye, Bolvadin'den müderris Yûnus zâde Ahmed Vehbî Efendi itiraz ediyor.
Ahmet Vehbî Efendî'nin kaleme aldığı itiraz yazısı iki esasa dayanıyor:
1. Altın veya gümüş ile dişin oyuğunu doldurup cünüplükten yıkanan kimsenin guslü ittifakla tam değildir.
2. Hz. Peygamber (sav)'in hicretinden dört yüz sene geçince içtihâd ve kıyas kapısı kapatılmıştır.

Cevap:
1. Diş doldurmak meselesinde başlıca kaynağım Siyer-i kebîr şerhi idi. Bu hususuta adı geçen kitaba bakması lâzım gelirken ona ehemmiyet vemiyor ve bakmıyor. Diş doldurmanın câiz olmayacağına dair diğer muteber fıkıh kitaplarında açık bir ifade bulunmadığı halde güya bazı ifadelerden... istidlâl ederek... câiz olmadığını anlıyor; ne garip anlayış!
Nasıl oluyor da Siyer-i kebîr şerhi gibi pek makbul bir kitabın nakli nazar-i itibara alınmıyor? Nasıl oluyor da ittifak bulunduğu söylenebiliyor?
Bu hususta önce, Hanefî imamlarına göre altı kitaptan182 biri olan Siyer-i kebire ve şerhine183 başvurmalarını, sonra da Sungurlu kazası müftüsünden gelen mektubu ve fetvâyı okumalarını rica ediyorum.
Sungurlu kazası müftüsü Osman Efendi'den aldığımız mektubun sûreti:

Sebilüreşâd Gazetesine:
Sebilürreşâd'ın (289) numaralı nüshasındaki «Diş Doldurmak» meselesi hakkındaki fukahânın sözlerini de muhtevî bulunan makaleyi okudum. Bu mesele, ek olarak takdim ettiğim sahifede yazılı fetvâlar ile halledillmiş fıkıh meseleleri olduğu için bunların da gazetenizin bir köşesine sıkıştırılarak okuyuculara sunulmasını.
Sungurlu Kazası Müftüsü Osman

Fetvâların Sûreti:
Üzerine gusül farz olan Zeyd'in oyuk (mücevvef) olan dişleri altın veya gümüşü ile doldurulmuş olup dişlerinin oyuğuna yapışmış olduğu için altın veya gümüş çıkarmakta güçlük ve meşakkat bulunmakla guslederken ol dişlerin oyuğuna su girmese ve bu şekilde bir zarûret meydana gelmiş bulunsa suyu ol dişlerin içine ve oyuğuna ulaştırmak, temas ettirmek farz olmayıp dışını (dolgusunun üstünü) yıkamakla gusletmiş ve temizlenmiş olur mu?

el-Cevap: Olur. İlâveli Mecmûa-i cedide, s. 11.
«Bir kimse, dişlerinin arasında ekmek ve benzeri bir şey kalmış olduğu halde gusletse guslü (bütün abdesti) sahih ve câizdir. Bazıları diş arasında kalan nesne iyice çiğnenmiş, özlü hamur gibi sertleşmiş olursa -az olsun çok olsun- guslü sahih olmaz demişlerdir. Bunu müellifi Zehira'da zikretti.
«Halebiye'ye göre en sahih görüş budur; çünkü suyun girmesine mâni olur, ortada bir güçlük ve zarûret de yoktur. Hilyetü'n-nâci'nin açıklaması: «Oruçta, ağızda kalanın azı affedildiği halde gusülde affedilmedi; çünkü onlara zarûret ve güçlük var, burada ise yoktur.»
«İmam Zahiruddin şöyle diyor: Boyacı, debbağ gibi esnâfın tırnaklarında su geçirmeyen bazı şeyler kalır; bu gibiler gusül ettiklerinde temizlenmiş olurlar mı? Denildiğine göre olurlar; çünkü oralara suyu geçirmede güçlük ve bu bakımdan ortada bir zarûret vardır, zarûret şer'î kâidelere göre istisnaî muâmeleye tâbidir.»
Nûh Efendi, Netâicü'n-nazar ale'd-Dürar184
Zeyd'in oynayan dişini altın tel ile tutturup bağlamak İmam Muhammed'in re'yine göre câiz olur mu?

el-Cevap: Olur.
«Kadıhân ve ed-Durr'un el-Kerâhiye bahsinde Ebû Hanefi'ye göre ancak gümüş tel ile bağlanabileceği, İmam Muhammed'e göre ise altın tel ile bağlamasında da bir mahzur olmadığı ifade edilmiştir.» Zeyd'in oynayan dişini gümüş tel ile bağlamak câiz olur mu?

el-Cevap: Olur. İlâve Mecmû'a-i cedide, s. 541, 542
2. Müctehid ve fukahâdan hiç biri, mutlak olarak, kayıt şart koymadan ictihad ve kıyas kapısı kapatılmıştır diye bir söz söylememişlerdir...185
İzmirli İsmâil Hakkı

Buraya kadar İzmirli İsmâil Hakkı Efendi'nin "Diş Doldurma, Kaplama ve Gusül" mevzûundaki inceleme yazısı ile aynı mevzûudaki fetvâyı, orjinal tetip ve üslûbu içinde sadeleştirerek ve yer yer Arapça ifadeleri terceme ederek vermiş olduk.
Yazımızın başında da arzettiğimiz gibi mevzûu hâlâ aktüeldir ve çözüm de geçerlidir. Günümüzde diş dolgusunda altın ve gümüş kullanılmamakla beraber kaplama ve köprüde altın kullanılmaktadır. Dinimiz erkeklere zinet, kadın ve erkeklere ev eşyası vb. olarak altın kullanmayı yasaklamıştır.186 Ayrıca bütün abdest alırken (guslederken) ağzı yıkamayı da istemiştir. Şu halde diş kaplama veya dolgusunda altın kullanıldığı zaman iki yönden (altın kullanmak ve ağzın içini, dişleri yıkamak) başka bir mâden kullanıldığı zaman da bir yönden (gusülde ağızdan sayılan dişlerin bir kısmının yıkanmamış olması yönünden) problemimiz var demektir.

1. Altın Kullanmak:
Sahih hadîsler bu gibi yerlerde altın kullanmaya izin vermiştir. Bu iznin «kişiye özel» olduğuna dair de bir delil yoktur. Şu halde İmam Muhammed ve diğerlerinin görüşü şâyân-ı tercihtir; altın bu maksatla kullanılabilir.187

2. Gusülde Ağzı Yıkamak:
Dinimizde zarûretlerin bir takım kolaylık ve ruhsat kapılarını açtığı malumdur. Burada zarûret yalnız insanı ölüm derecesine getiren durumları değil, güçlük arzeden, sıhhati bozan durumları da içine alır.188 Diş tedâvisi -ki dolgu ve kaplama da buna dahildir- sıhhat için gereklidir. Dolgu ve kaplamayı her gusülde çıkarmak ise çok güçtür. Bunun içindir ki âlimler böyle durumlarda bazı yerlerin yıkanmadan kalabileceğine, üzerinden su geçirmenin kâfi geleceğine fetvâ vemişlerdir.189 Zâten İmam Şâfiî ve İmam Mâlik gibi müctehidlere göre gusülde ağzın içini yıkamak da şart değildir. Yâni gusülde ağzın içini yıkamak bütün müctehidlerin üzerinde birleştiği bir farz değildir.190 Kaldı ki -yukarıda geçen fetvâda görüldüğü üzere- Hanefîler de güçlük bulunan durumlarda tırnak araları, diş kovukları gibi yerlere su girmese dahi guslün sahih olduğuna fetvâ vermişlerdir.



179. Önce Sırât-ı müstakîm, sonra da Sebîlürreşâd adıyla uzun zaman neşredilen bu mecmûanın sahibi Eşref Edib'dir. Muharrirler arasında büyük şairimiz Mehmet Âkif bey, Manastırlı İsmail Hakkı Efendi, İzmirli İsmail Hakkı Bey, Ahmed Naim Bey, Ferid Kam, Ahmed Hamdi Akseki gibi tanınmış zevât yer almıştır.
180. Cahiliye devrinde kabileler arasındaki muharebelere "yevm"in cem'i "Eyyâm" denirdi. "Külâb"da böyle bir harbin adı olmuştur.
181. Bkz. Ebû Dâvûd, Hâtem, bâb: 7: Tirmizî, Libâs, bâb: 31: Nesâî, Zineh, bâb: 41; İbn Hanbel, Müsned, c. s. 23. Dişin altın veya gümüş ile tutturulması hakkında: Tirmizî, Libâs, bâb: 31; İbn Hanbel, Müsned, c. I, s. 73.
* Son asır Osmanlı ulemâsından ders vekili (şeyhülislâm yardımcısı ve kısmen maârif vekili) M. Zâhid Kevserî de aynı delil ve mûcib sebeplere dayanarak aynı görüşü benimsemiştir. Mısır'dan bir yakınına yazdığı ve görüşünü açıkladığı mektubun fotokopisi nezdimizde mahfuzdur.
182. Altı kitap: Câmi'u'l-kebîr, Câmi'u's-sağîr, Siyeru'l-kebir, Siyeru's-sağîr, Ziyâdât, el-Mebsût isimli eserler olup hepsi Muhammed b. Hasen'in kitaplarıdır ve bunlardan nakledilen ahkâma "zâhiru'r-rivâye" denir.
183. Bu şerh, müctehid Hanefî fukahâsından Serâhsî'nin eseridir.
184. Tırnak içindeki iki paragraf, metinde Arapçadır.
185. Muharrir bu maddede, itirazcının dayandığı ikinci esası çürüterek "ictihadın nevileri olduğunu, hiçbir nev'inin kapısının kapatılmadığını, ehli bulunmadığı için bir nev'inin yapılamadığını, bazı nevilerinin ise her zaman yapıldığını" ifade etmektedir. Bu mevzuda geniş bilgi için bkz. H. Karaman, İslâm Hukukunda İctihad (Diyanet İşleri Bşk. Yayınları).
186. Bu yasağın mâhiyet ve hikmeti için bkz. Yûsuf Kardâvî, İslâm'da Helâl ve Haram, trc. Mustafa Varlı, 4. baskı, s. 90, 107; H. Karaman, Haramlar Helâller, s. 48.
187. Aynı mevzûuda bkz. İbn Âbidin, Reddu'l-muhtâr, c. V, s. 252.
188. Bu mevzu için H. Karaman, "İslâm'da Zarûret hali", Diyanet dergisi, c. XIII, sayı: 111, s. 162 vd.
189. Yara ve kırıklar sargıya ihtiyaç gösterirse her abdest ve gusülde çözülmez. Açık yerler yıkanır. Sargının üzeri de meshedilir; yani ıslak el sargı üzerinden geçirilir. Sargıyı yaparken abdestli olmak da şart değildir.
190. İbn Kudâme, el-Muğnî, c. I, s. 88. Müslümanların gerektiği zaman diğer müctehidlerin mezheblerinden istifade edebilecekleri mevzûunda bkz. H. Karaman, İslâm Hukukunda Mezhebler; İslâm Hukukunda İctihad.

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Başlık
Sonraki Başlık
İçindekiler
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Başlık Sonraki Başlık İçindekiler