www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın Web Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


Ramazan Ayının Başı ve Sonunun Tesbiti*

Soru: 1- Rü'yet-i hilâl ne demektir, bunun dinî hayatımızdaki yeri nedir?
Cevap:
Rü'yet-i hilâl, yeni ayın görülmesi demektir. Hz. Peygamber (sav.) bir hadîs-i şeriflerinde "Biz ümmî bir ümmetiz; yazma ve hesaplama bilmeyiz, ay şu kadar ve şu kadardır; yani ya yirmi dokuz, yahut da otuz gün çeker" (Buhârî, Savm, 13) bir başka hadîsinde de "ayı gördüğünüz için oruca başlayın, ayı gördüğünüz için bayram ediniz; eğer -bir engel yüzünden- ay görülmezse Şaban ayını otuza tamamlayın (bundan sonraki gün oruca başlayın) buyurmuştur. (Buhârî, Savm. 11) Rü'yet, görmek demektir. Peygamberimiz (sav) oruca başlayıp bitirmeyi ayın görülmesine bağladıkları için "rü'yet-i hilâl" oruç ibadetinin başlangıç ve bitişini gösteren işaret ve zaman ölçüsü olmuştur. Görmek (rü'yet) hakiki ve hükmî diye ikiye ayrılır. Batı ufkunda bir engel (bulut, sis vb. ) bulunmadığı için gözle veya alet ile görmek "hakikî olarak görmektir". Ufukta bulut vb. bir engel bulunduğu için önceki ayı otuza tamamlayarak oruca başlamak; yani hilâlin görülebilir olmasını görme yerine koymak ise "hükmî olarak görmektir." Rasulullah (sav), ümmetinin ilk çağını (bu çağda okuma-yazma ve hesaplama bilgisinin yaygın olmadığını) gözönüne alarak herkesin, her şart içinde anlayıp uygulayabileceği basit ölçüler vermiştir. "Biz okuma ve hesap yapma bilmeyen ümmî bir ümmetiz" sözü o günkü durumu ifade etmektedir. Bu söz "devamlı olarak müslümanların yazma ve hesaplama bilmez bir toplum olacağı" şeklinde yorumlanamaz; çünkü vakıa bunun aksini göstermektedir. Buna göre ümmet içinde okuyup yazma ve hesap bilgisi gelişir ve yaygınlaşırsa "doğrudan görme" yerine, "ayın görülebileceği yer ve zamanları ilim ve hesap ile tesbit ederek önceden ilân etme" görme yerine geçer mi? Sorusu ortaya çıkmaktadır. Bu soruya birçok âlim gibi bizim de vereceğimiz cevap müsbettir; aslında hükmî rü'yet hadîs ile sabittir; bu da mahiyeti itibariyle hükmî rü'yettir; çünkü ilim ve hesap ile tesbit edilen husus, hilâlin ne zaman, nerede- bir engel olmaz ise- görülebileceğinden ibarettir.
Soru: 2- Türkiye'de yetkili olarak kabul edilen mercilerin, Ramazan'ın başlangıcı hakkında, önceden hazırlanmış takvimlere dayalı tesbitleri kabul edilebilir mi? Niçin?
Cevap:
Türkiye'de yetkili olarak kabul edilen merciler Kandilli Rasathanesi ile Diyanet İşleri Başkanlığı'dır. Bir kanunla, kamerî aybaşlarının tesbiti görevi rasathaneye verilmiştir. Diyanet İşleri Başkanlığı da burada tesbit edilen aybaşlarını ilân etmektedir.
Bu hususu tesbit ettikten sonra sualinize vereceğim cevap "evet, kabul edilebilir" şeklinde olacaktır. Çünkü:
a) Rasathanenin kurucusu Fatin Hoca aynı zamanda bir İslâm âlimidir. Bu zat, kamerî aybaşlarını tesbit ederken astronomiyi şer'i ölçülere tâbî kılan prensipler vazetmiş, bu prensipler geliştirilerek bugüne kadar rasathanece uygulanmıştır. Astronomiye göre ay ile güneşin aynı zamanda batmaya başladıkları zamana içtima (kavuşum) zamanı denilmekte ve kamerî ay, bir kavuşumdan diğerine kadar sürüp tamamlanmaktadır. Dine göre kavuşum zamanını ve onu takip eden günü, aybaşı olarak kabul etmek mümkün değildir. Çünkü kavuşum günü ayın görülmesi imkânsızdır. Kavuşumu takip eden günün akşamında da her zaman ay görülmez. Dine göre aybaşı, ayın gözle görülmesinin mümkün hale geldiği akşamı takip eden gündür. İşte Fatin Hoca, kamerî aybaşlarını kavuşuma göre değil, ayın görülebilir hale gelmesine göre ayarlamış, hesaplarını buna göre yapmıştır; yani Hoca'nın koyduğu prensip, hükmî rü'yete uygun bulunmaktadır ve bu durumda, bir engel bulunmadığı takdirde hakikî rü'yet de gerçekleşebilmektedir.
b) Diyanet İşleri Başkanlığı 1974 yılında, rasathane, İ.Ü Fen Fakültesi ve Harita Genel Müdürlüğü yetkilileri ile seri toplantılar düzenlemiş, bu toplantılarda, İslâm dünyasında dinî günlerin başı ve sonu konusunda meydana gelen ihtilafı ve farkı ortadan kaldıracak tedbirleri tesbit etmiştir. Bu cümleden olarak, Fatin Hoca'nın, ayın ilk görüleceği, en Batı'daki yer olarak tesbit ettiği Fas'taki bir tepe terkedilmiş, bunun yerine dünyanın neresinde olursa olsun Ramazan hilâlinin ilk görülebileceği yer esası getirilmiştir. Bundan önce hiçbir yerde hilâlin görülmesi mümkün olmayacağına göre hiçbir yerde Ramazan ve bayram daha önce başlamayacaktır. Sonra başlamamasını önlemek üzere de fukahâ çoğunluğunun kabul ettikleri "ihtilaf-ı metâli'a itibar etmeme" hükmü benimsenmiştir. Bundan maksat, İslâm dünyasının bir yerinde hilâl görülünce, başka yerde -Doğu'dan Batı'ya farklı bölgelerde- hilâl görülsün, görülmesin Ramazan ve bayramın başlamasının gerekli bulunduğu hükmüdür. 1978 Yılında İstanbul'da toplanan İslâm Milletleri-arası Rü'yet-i Hilâl Konferansı da bu hüküm ve kararı benimsemiştir. Diyanet İşleri Başkanlığı takvimini bu esaslara göre yapmakta, dinî gün ve bayramları buna göre ilân etmektedir. Bu usul ilme ve dine uygun bulunduğu için muteberdir ve kabul edilebilir niteliktedir.

Soru: 3- Bu konuda, şu ana kadar niçin bir görüş birliğine varılamamıştır?
Cevap:
Bunun sebebi, 1978 yılında İstanbul'da yapılan "Kamerî Aybaşlarını Tesbit Konferansı" kararlarına, altında imzası bulunan birkaç ülkenin uymamasıdır.
27-30/11/1978 tarihinde, ondokuz ülke ve üç kuruluştan kırkbir delegenin iştiraki ile yapılan bu konferansta, astronomi ve din bilginleri ayrı ve beraber toplantılar, tartışma ve müzakereler yapmışlar, sonunda ittifakla şu maddeleri de ihtiva eden kararlar almışlardır:
a) İster çıplak gözle, ister modern ilmin rasat metodlarıyle olsun, aslolan ayın görülmesidir. (rü'yet-i hilâldir).
b) Astronomların hesapla tesbit ettikleri kamerî aybaşlarına dinen itibar edilebilmesi için onların, bu tesbitlerini, hilâlin, güneş battıktan sonra -görüşü engelleyen manilerin bulunmaması halinde- gözle görülebilecek şekilde, ufukta fiilen mevcut olması esasına dayandırmaları gerekir ki, bu da "hükmi rü'yet" denilen görmedir..
c) Hilâlin rü'yet edilebilmesi için belli bir yer şart değildir. Yeryüzünün herhangi bir bölgesinde hilâlin görülmesi mümkün olursa, buna dayanılarak ayın başladığına hükmetmek doğru olur. İslâm dünyasında dinî birlik ve beraberliği sağlayabilmek için rü'yetin ilânı Mekke-i Mükerreme'de kurulacak rasathane tarafından yapılmalıdır. Müteakıp maddede müşterek takvim hazırlanması kararlaştırılmıştır, bunun için de Türkiye, Tunus, Cezayir, Suudi Arabistan, Irak, Katar, Kuveyt ve Mısır'dan seçilen üyelerin teşkil ettiği takvim komisyonunun peryodik olarak toplanıp çalışması karara bağlanmıştır.
Hem ilme, hem de dine uygun bulunan bu karara, başta Suudi Arabistan olmak üzere birkaç ülke ısrarla uymamaktadır. Uzun çalışmalardan sonra elde edilen birlik, bazı ülkeler tarafından -makul bir gerekçe göstermeden- fiilen ihlâl edilmektedir. Bunlara sorulduğu zaman "biz rü'yete göre hareket ediyoruz" cevabını vermektedirler. "Yukarıda sözü edilen karar da rü'yeti esas almıştır, bundan önce herhangi bir yerde ayın görülmesi mümkün değildir" denildiği zaman, "biz onu bunu bilmeyiz, bizde bir müslüman ayı gördüm diye mahkemeye başvurursa hakim bunu kabul etmek ve aybaşının geldiğine hükmetmek durumundadır, biz de hakimin kararına uyarız" cevabını vermektedir. Öyle anlaşılıyor ki, yönetime dokunmadığı için böyle bir uygulama ve karara uyarak "şeriati uygulamış görünmek" bu ülkelerin işine gelmektedir.

Soru: 4- Başka bir ülkede görülmesi, Türkiye'de yaşayan müslümanları ne kadar ilgilendirmektedir?
Cevap:
Alınan karara uyulsa idi yeryüzünde ayın ilk görülebileceği yer tek olduğu için bütün İslâm dünyası aynı gün oruca başlayacak, aynı gün bayram yapacak idi. Bu karara uymayanlar tefrikaya sebep olmaktadırlar. Türkiye'de yaşayan müslümanlar Diyanet İşleri Başkanlığı'nın ilânına uymalı ve hiç değilse karara uyan ülkeler ile birlikte Türkiye'de birlik sağlanmalıdır. Ramazanı ve bayramı daha önce ilân eden ülkelere uyulmamalıdır. Çünkü:
a) İslâm, ilmin kesin olarak olmaz dediğine olur, imkânsız dediğine mümkün demez. Tesbit edilen prensiplere göre konferans kararlarına uygun aybaşı ilânından önce ayın görülmesi ilmen imkânsızdır. Fiilen de görülmüş değildir. Birlikte yapılan gözlemler bu sonucu doğrulamaktadır.
b) Hanefîlere göre hava açık olunca ayı, bir iki kişi değil, insana kanaat verecek bir topluluğun görmesi gerekir. Halbuki Hanbelî ve Şafiî mezheblerinde bir iki kişinin gördüm demesi yeterli olmaktadır. Türkiye'de yaşayan müslümanların çoğu Hanefîdir, açık havada bir iki kişinin ayı gördüm demesine rağmen diğer insanların görmemiş olması, Hanefîlere göre "rü'yetin sabit olmadığını"gösterir.
c) Kendi ülke ve bölgesinde ay görülmediği için oruca başlamayan veya bayram yapmayan müslüman günah işlemiş olmaz; çünkü birçok müctehid bölgeler arasında gün farkının bulunabileceği ve her bölgenin kendi rü'yetini esas alması gerektiğini savunmuşlardır. Farklı günde oruç ve bayram bu ictihada uygun düşer ve buna uyan müslümana "sen günah işledin" denemez. Fakat müslümanlar arasına tefrika sokan, onları din ve ibadet konusunda şüpheye düşüren, başkaları oruç tutarken oruç bozup bayram yapan, camilerde bayram namazı kılmaya kalkışan.. kimselere "sen fitne çıkarıyor, günah işliyorsun" denilebilir.
Hedef İslâm dünyasında birliği sağlamak olmalı, bu hedefe ulaşıncaya kadar da her ülke kendi içinde birliğe riayet etmelidir. Birlik bu kadar önemli olmasa idi İslâm buna o kadar önem vermez, birliği sağlamak için bölge farkına itibar etmeden bir günde oruca girilmesi ve bayram yapılması hükmünü getirmezdi.
d) Namaz vakitleri de Kitab ve Sünnet'te güneşin hareketine, ışık ve gölge durumlarına bağlanmıştır. Fecir, zeval, gölgenin -eşyaya nisbetle- bir veya iki misli olması, güneşin batması, şafak namaz vakitlerini gösteren alâmetlerdir. Bu gün hemen bütün müslümanlar namazlarını, bu alâmetleri gözleyip tesbit ederek değil, takvime bakarak, ezanı dinleyerek kılmaktadırlar. Müezzinler de ezanlarını takvime bakarak okumaktadırlar. Güneşin hareketini ve buna göre ışık ve gölge durumunu hesap ederek takvim yapmak ile ayın hareketini hesap ederek aybaşı takvimi yapmak arasında ilmî ve şer'i bakımdan bir fark yoktur. Oruçlarımızı açarken de yine takvimlere bakmakta, güneşin batışını buradan öğrenmekteyiz. Şu halde çifte standardı terk edip, mûteber takvimlere ve ilânlara uymak en çıkar ve tutarlı yol olmaktadır.



* Zaman gazetesinin yaptığı röportajdır. Sene: 1987.

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Başlık
Sonraki Başlık
İçindekiler
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Ramazan Özel Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
Hayrettin Karaman'ın son aylardaki iftiralara cevaplarının listesini üstteki "Son Yazılar" kısmında bulabilirsiniz.
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Başlık Sonraki Başlık İçindekiler