www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın İnternet Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


Günah ve yaptırım

"Dinde zorlama yoktur" kaidesi, "bir kimsenin zorla bir dine inanması sağlanamaz, imanla zorlama, cebir bir arada olamaz, bu iki kavram birbiri ile çelişiktir, şu halde insanları belli bir dini benimsemeleri için zorlamayınız" demektir. Bu sınır dışında gerek müslümanlar ve gerekse gayr-i müslimler, dinî, ahlâkî ve hukukî bakımdan günah, ayıp, suç teşkil eden bir davranışta bulunurlarsa dinî, ahlakî, hukukî bakımdan ceza görürler, müeyyide ile kaşılaşırlar. Burada geçen "dinî, ahlâkî, hukukî" tabirlerini laik ve seküler sistemlerde olduğu gibi birbirinden ayırmak -İslâma göre- mümkün ve doğru değildir. Meselâ zina hukuken suç, dinen günah, ahlâken de ayıp ve çirkindir. Zekât vermemek de böyledir. Namaz kılmamak dinen günah, ahlâken ayıptır, Allah'a karşı edepsizliktir. Burada dinî ve ahlâkî müeyyide vardır ve bu da bir nevi zorlamadır. Ayrıca toplumun manevî menfaati (eğitim, örneklik) bakımından zararlı olursa namaz kılmayanlara karşı (meselâ mazeretsiz olarak cuma namazına gitmeyenlere karşı) hukukî müeyyide de düşünülebilir. Bir müslümanın dinden dönmesi, irtidat etmesi, Allah ile yaptığı sözleşmeyi bozması demektir; sözleşmeyi bozmanın cezası vardır; hukukî, ahlâkî ve dinî. Kaynakların belirlemediği bazı cezaları danışma yoluyla ulü'l-emr (devlet) koyabilir. Bir kimseyi belli bir fikri ve inancı benimsemesi için zorlamak, baskı altına almak suçtur, günahtır, ayıptır; bunu müslim, gayr-i müslim kim yaparsa yapsın cezalandırılır; İslâmın, bütün dünyada kontrolü ele alıncaya kadar gayr-i müslimlere savaş vecibesini getirmesinin gerekçesi budur; yani dünyada din, fikir ve vicdan hürriyetini sağlamak, bu konulardaki baskıyı kaldırmaktır. Bunu başka bir dinin ve sistemin mensupları yapamayacağı, yapmadığı için İslam amaca cihad ve hakimiyetle ulaşmayı zaruri görmüştür. Müslümanlar arasında emir bi'l-ma'rûf..., kâfirlere karşı ise cihad, insanları zorla müslüman yapmak için değil, müslümanın ve kâfirin din, hukuk ve ahlâk kurallarını çiğnemesini önlemek içindir. Kur'ân'da ve Sünnet'te, belli bir ihlal karşısında ahlâkî ve dinî müeyyideden sözedilmiş, fakat hukukî müeyyide zikredilmemiş olursa bu durum, gerektiğinde ülü'l-emr'in -tazir çerçevesinde- hukukî tedbir almasına, müeyyide uygulamasına engel teşkil etmez.

Zarûret ve ihtiyaç

Muhterem hocam sizin "İslam'ın Işığında Günün Meseleleri" adlı kitabınızın birinci cildinde "Çaresizlik sebebiyle faizli kredi" adlı araştırmanızdan dolayı bize birçok sorular gelmektedir.
Ben de önce sizin kitabınızı bir kaç defa okuduktan sonra tatmin olamadığım için sizden bazı açıklamaları rica ediyorum.
1- İhtiyacın anlam ve mahiyetini âyet ve hadîsten rica ediyorum.
2- Aynı şekilde zarureti de.
3- "İhtiyaç genel olsun, özel olsun zaruret sayılır" kaidesini Mecelle'den de zikretmişsiniz. Lütfen bu kaidenin de dayandığı âyet veya hadisi zikreder misiniz? Ben çok araştırdım bulamadım.
4- Zekâttaki zenginlik ölçüsüne yetişemeyen her fakir ihtiyaç içerisinde midir? Öyle ise zengin olabilmesi için de ihtiyacı vardır, bu da zaruret sayıldığından dolayı hırsızlık veya daha başka haramlar da geçici olarak, zengin olana kadar mübah olur mu, nasıl?
5- Âlimler bazen ihtiyaç kelimesini zarûret manasına kullandı diye ihtiyaç zarûret olabilir mi? Örneğin İzzuddin b. Abdusselam fetvasında "Haram yeryüzünde öyle yayılsa ki artık helâl bulunamaz hale gelse ihtiyaç kadar haramı kullanmak bundan faydalanmak caiz olur".
6- "Dinde size hiçbir güçlük koymamıştır." (Hacc, 78) emr-i ilahîsi varken "Ebu Hanîfe evlenme konusunda ictihadlarıyla büyük kolaylıklar getirmiştir" sözünüzle neyi kastediyorsunuz. İctihad Kur'ân ve Sünnet'e dayalıdır. Öyle ise nasıl kolaylaştırıyor ve zor nerededir. Velisiz nikâh caiz değil de Ebu Hanîfe delilsiz olarak mı caiz görerek zor olan nikâhı kolaylaştırdı?
7- Örneğin Mecelle ve eşbâhlarda şu kaide zikredilmektedir. "Zorluk kolaylığı getirir" ve bu kaideden şu hükümlerin çıktığı söylenmektedir.
a) Seferde namazların kısaltılması,
b) Hastalık anındaki kolaylıklar ve teyemmüm,
c) İkrah konusu,
d) Unutmanın mükellefe birşey yüklemeyeceği,
e) Cehalet durumu,
f) Zorluk : Elbiselerdeki necasetin eserinin temizlenmesindeki kolaylık,
g) Umumî belvâ.
Bu noktaların hiçbirisi bu kaideden çıkmamıştır. Her biri için müstakil âyet veya hadîs vardır.
Acaba biz din kolay olduğu için bu hükümleri getirmiştir mi deriz, yoksa biz kolaylaştırdık mı deriz?
Bir de biz herhangi bir meseleyi bu kaidelere nasıl sokarız? O mesele ki hakkında nass yoktur.
Olan bir şeyi, bu kaideden çıktı nasıl diyebiliyoruz ki, neticede tüm o konuların âyet ve hadîslerini de yine ayrı ayrı görmek gerekiyor.
8- İbn Humam ihtiyaç ve zarûreti ayrı ayrı tarif ederek zarûretin haramı mübah, ihtiyacın ise mübah edemeyeceğini söylerken niçin ihtiyacı zaruret menzilesinde görmüyor?
9- Âyetlerde (mesela Bakara, 173) geçen zarûret kendi mahiyetiyle birlikte hem izah ediliyor ve hem de nasıl haramı mübah edeceği kayıtlanıyor. Bizler hangi delil ile bunu genişleterek ihtiyacı da bu menzileye indiriyoruz. Bu soru "ihtiyaçlar zarûret menzilesine iner" kaidesine cevap teşkil eder ancak ben biraz daha geniş olsun diye ayrıca yazdım.

Cevap:
Mektubunuzu aldım. Kimi itirazlarla, kimi sorularla dolu birçok mektup alıyorum. Bunların tamamını cevaplandırmaya kalkışsam işim yalnızca bu olur. Sizin mektubunuza da tafsilatlı cevap veremeyeceğim; buna ne vaktim var, ne de gerek var; çünkü bahsettiğiniz kitabımda zaruretle ilgili iki yazı var; birisi sizin okuduğunuz, diğeri de birinci cildin 217. sayfasından başlayan "İslâm Hukukunda Zaruret Hali" başlıklı uzun yazı. Bunları dikkatli okuduğunuz takdirde bütün sorularınızın cevabını bulacaksınız. "Sorularımın cevabını buluyorum ama bunlar beni ikna etmiyor" diyecek olursanız, buna da cevabım şudur: "Hangi görüş ve ictihada ikna oluyorsanız onu uygulayın."
Size asıl cevabım yukarıdaki satırlardan ibâret olmakla beraber, mektubunuzdaki sorulardan birkaçına çok kısa olarak dokunmak istiyorum:
1. İlk sorularda zarûret, ihtiyaç ve ihtiyacın zaruret sayılması konusunda âyet ve hadîse dayalı tarifler, açıklamalar istiyorsunuz. Böyle bir istekte bulunabilmeniz için dinde her konu ve kavramın âyet ve hadîslerle açıklanmış, tanımlanmış bulunması gibi bir vâkıanın olması gerekir, ayrıca doğrudan âyet va hadislerin (nass ve zâhir olarak) açıklamadığı konu ve kavramlarda, fukahânın, diğer deliller ve delâlet çeşitlerinden faydalanarak yaptıkları açıklamaların mûteber olmaması gerekir. Halbuki ne öyledir, ne böyle. Meselâ havâic-i asliyye, faiz, beyi', icare gibi yüzlerce konu ve kavram vardır ki, bunların ne olduğunu âyet ve hadîsler tarif etmemiştir; bunların tariflerini yine âyet ve hadîsler ile dil ve örfe dayanarak fakihler yapmışlardır. Zaruret ve hâcet de böyledir; hiçbir âyet ve hadiste bunların tarifi yoktur; naslar "dara düştüğünüzde, muztar kaldığınızda, kim darda kalırsa... " gibi ifadelerden oluşuyor. Dara düşmeyi, zaruret halini "ölüm veya uzvun zayi olması, önemli sıkıntı ve zararın hasıl olması vb." şeklinde tarif edenler ise fakihlerdir. Âyetler ve hadîsler, bütün delaletleri ile ve bir bütün halinde ele alındığı, dinin makasıdı (amaçları) da göz önünde bulundurulduğu zaman zaruretin "temin edilmediği zaman hayatın devamı mümkün olmayan, yahut önemli sıkıntı ve zarar hasıl olan ihtiyaç" mânasına geldiği anlaşılıyor.
2. "Zekâtta zenginlik ölçüsüne erişmeyen her kişi fakirdir, ihtiyaç içindedir, zengin oluncaya kadar hırsızlık yapabilir mi?" diyorsunuz.
Bu sorunuzu çok garipsedim. Ben yazılarımın neresinde buna benzer bir söz söylüyorum da siz böyle bir soruyu sorabiliyorsunuz? Bir insanın zekât yükümlüsü olabilmesi için önce aslî ihtiyaçlara, sonra nisâba mâlik olması gerekir. Bizim bahsimiz, aslî ihtiyaçlara sahip olmayanlar ile ilgilidir ve fakir (muhtaç olanlar) bunlardır. Hırsızlık konusuna da anılan yazımızda cevap vardır. Zengin olmak aslî (temel, olmazsa olmaz veya zor olur) ihtiyaçlardan değildir ki, onu zaruret sayalım ve ruhsat sebebi kılalım!
3. İbnu'l-Humâm -nerede söylemişse- o sözü söylemiş ve zaruret ile hâceti birbirinden ayırmış; hacet haramı helâl kılmaz demiş. Bu onun anlayışıdır, sizi de iknâ ediyorsa bunu uygularsınız. Ben buna karşı birçok âlimin farklı anlayışlarını ve Mecelle'nin umumi kaidesini zikrettim. O mûteber oluyor da bunlar niçin mûteber olmuyor? Ayrıca aynı İbnu'l-Humâm, Fethu'l-Kadîr'in Kazâ bölümünde ölüm derecesinde veya uzvun kaybı ile ilgili bulunmayan maslahatın celbi veya mefsedetin def'i için müslümanın, devlet adamına veya aracıya rüşvet verebileceğinden bahsediyor. Bu bir çelişki değil midir? Müslüman, meselâ malını kurtarmak için rüşvet vermese ve malı elinden, haksız olarak alınsa ne ölür, ne de kör olur; bu durumda rüşvet verip malını kurtarabilir demek, "ihtiyaç, zaruret gibi kabul edilir" demek değil midir?
4. Eğer ictihadda, yorumda, uygulamada, caiz şıklardan birini tercihte, fetvâ verirken muhatabın durumunu göz önüne almada... kolaylaştırma, kolayı tercih etme imkânı olmasaydı Allah Rasûlü (s.a.): "Kolaylaştırın, zorlaştırmayın..." buyurmazdı (Buhari, Meğâzî, 60; Ahkâm, 22;Müslim, Eşribe, 71).
Bu vesile ile selam eder, kulluk yolunda başarılar dilerim, kardeşim.

ZARÛRET HALİ
Mektuptaki soruları genel ve özel diye ikiye ayrımak mümkündür. Genel soru "zaruret prensibi" ile ilgilidir; zaruret nedir, ihtiyaçların hangileri zaruret sayılır, bugün zaruret prensibinden faydalanmak mümkün müdür, zaruretin miktarını kim tayîn edecek....?
Bu soruların cevabı, İslam'ın Işığında Günün Meseleleri isimli kitabımızda (İst. 1988; Yeni Baskısı, İst. 1999) geniş ve açık bir şekilde verilmiştir. (Bak. C. I, s. 217-275, 330-354). Burada tekrarına ne yer, ne zaman ve ne de ihtiyaç vardır.
Özel sorular, zaruret ve ihtiyaç sebebiyle haramların helâl olması ile ilgili bazı meseleler ile, daha doğrusu bu prensibin uygulaması ile ilgilidir. Benzeri soruların da cevabına esas teşkil etmek üzere kısa bir tekrarda fayda vardır:
Zaruret ve ihtiyaçlar umumi ve hususi olmak üzere ikiye ayrılır.
a) Umumi zaruret ve ihtiyaç, müslüman toplumun, ümmetin, ümmetin belli bir yeri yurt edinmiş bir gurubunun tamamını veya çoğunu ilgilendiren zaruretler, ihtiyaçlar, sıkıntılar ve darboğazlardır. Bu sıkıntıları gidermek, ümmetin yaşamasını ve gelişmesini sağlamak üzere -farz-ı kifâyeyi yerine getirmek üzere- harekete geçen kişiler, zaruret prensibini kendi menfaatleri için kullanamazlar. Meselâ ümmetin önemli bir ihtiyacını gidermek için faizli kredi almaktan başka yol bulunmadığında, bunu alır ve yatırım, ticaret vb. yaparlarsa, bu faaliyetlerin gelirinden onların nasibi, ortalama refah seviyesini sağlayacak kadardır, bunun dışında kalanı tamamen ümmetin mezkûr sıkıntısını gidermek için kullanmak gerekir.
b) Hususi ihtiyaç ve zaruretler ferdin veya küçük gurupların ihtiyaçları, sıkıntıları ve dar boğazlarıdır. Müslümanlar, içlerinden birinin, haram kapısını çalacak kadar dara düşmesini önlemekle yükümlüdürler. Zekâtla, nafaka ile kuracakları yardım ve dayanışma kurumları ile... bunu sağlayacaklardır. Toplumda fazla (toplum fertlerinin aslî ihtiyaçlarından fazla) bulunduğu müddetçe bu, dara düşen fertlere ulaşacak, ulaştırılacaktır. İşte bu vazife ihmal edilir, İslâm toplumu ictimâî adâleti, dayanışmayı, kardeşliğin gereğini yerine getirmezse, bu yüzden fertler dara düşer, aslî ihtiyaçlarını (yiyecek, giyecek, mesken, öğrenim, tedavî, taşınma, gerekli seyâhat, âlet, takım, tezgâh.....) karşılayamazsa İslâm, yükü dara düşen müslümana yüklemiyor. Tam aksine ona ruhsat kapılarını açıyor ve onu bu hale getiren, bu halde bırakan toplumu sorumlu kılıyor. Bu durumda günaha giren, "paçasını kurtarma durumunda olan (bu tabir soruyu sorana aittir)" dara düşen, bu yüzden ruhsattan faydalanan müslüman değil, onu bu halde bırakan imkân sahipleridir. Zaruret ve ihtiyaçlar geçici olarak haramı helâl hale getirdiği için ruhsattan faydalanan kimseye, "haramı alan, veren, yiyen vb. kimse..." denilemez.
Evet bir müslümanın başka imkânı yoksa, faizsiz kredi de bulamıyorsa mesken edinmek, kiralayacağı bir yere peşinat ve depozit ödemek, işini kurmak için âlet, tezgâh, makina vb. almak (bu iş şahsî ve ailevî geçimini sağlamak için kuracağı iştir, daha büyük işler şahsî ihtiyaç ve zaruret içine değil, yukarıda sözkonusu ettiğimiz umumi ihtiyaç ve zaruret kavramı içine girebilir), ekip biçmek için gerekli olan âlet, techîzât, tohum, ilaç vb. temin etmek... maksadıyla faizli kredi alır; bu durumda faiz ödemek kendisi için caizdir, bundan dolayı günahkâr olmaz, günahkâr olanlar onu bu durumda bırakanlar, İslâmın sosyal adâlet ve dayanışma kurumlarını ihmal edenlerdir, cemâattir, toplumdur.
Bu konu ile ilgili olup bizden önceki nesillere ait örnekleri İslam'ın Işığında Günün Meseleleri isimli kitabımızın birinci ve ikinci ciltlerinde zarûretle ilgili iki ayrı yazıda bulabilirsiniz.


 

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Başlık
Sonraki Başlık
İçindekiler
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Başlık Sonraki Başlık İçindekiler