www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın İnternet Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


SATIM AKDİ VE DİĞER AKİTLER
Fıkıhta akitlerin en önemlisi beyi' (satım) dır. Beyi', "malı mal karşılığında değişmek" diye tarif edilmesine bakılınca âdeta bir akit cinsi durumunda olup ıvaz (bedel, karşılık) mukabilinde bir şey verilmesini ifade eden bütün akitleri için almaktadır ve aşağı - yukarı Romalıların "do ut des" dediklerine tekabül etmektedir; asıl bey'i, sarfı, mukayazayı* hatta selemi içine almaktadır. İkrara dayanan sulh beyi' hükmünde olduğu gibi (Mec. 1548), ıvaz şartıyla hibe de neticede beyi' hükmündedir (Mec. 1022). İcâre bile menfaati satmak (beyi') demektir (Mec. 405).
Peşin para ile veresiye mal almaktan ibaret olan "selem", normal satım akdinden titizlikle ayrılmıştır. Çünkü fıkıhta şahsî kredi (itibar) için tanınmış tek yol budur. Bedel peşin olarak verilir. Misliyattan olması zarûrî bulunan mebî,** belli müddet sona erince teslim olunur. Fıkıhta "ipotek" usûlü bulunmadığından, çiftçi arâzîsini elinden çıkarmaksızın ihtiyaç duyduğu parayı ancak bu şekilde tedârik edebilir.
Rehnedilen şeyin teslimi şartına bağlı bulunan rehin usûlü bu neticeyi hâsıl etmediği gibi müstakrız (borç alan) mebîi istiğlâl usûlüyle* kiralamadıkça beyi' bi'l-vefâ da hâsıl edemez. (Mec. 118, 119). İstiğlâl şeklinde ise borç alan, kira bedelinin tayini hususunda borç verenin (dâyin) keyfine terkedilmiş olur. Hangi şekil altında olursa olsun faiz karşılığında borç vermek İslâm'da yasaklanmış olduğundan, eğer İslâm hukuku "darlık vaktinde genişlik gösterilmek gerekeceği" fıkhî kaidesine (Mec. 17) göre selem gibi bir kolaylık yolu göstermemiş olsaydı kredi tamamen yok olur ve muâmelât normal yürümezdi.8
Diğer akitlerde zikre değer bir hususiyet yoktur. Şirket hemen hemen Romalıların icra ettiği yoldadır. Yalnız İslâm müctehidleri, mudârebe (commandite) şirketi ismiyle farklı ve husûsi bir mukavele ortaya koydular ki, bu "bir taraftan sermaye diğer taraftan iş olmak üzere" bir nevi şirkettir (Mec. 1404). Müctehidler şirketin anonim şeklini kabul etmedikleri gibi ortaklar arasında tekâfül (zincirleme kefâlet: solidarité) bulunmasını da kabul etmemişlerdir.* Aksine akdin hukuku, akdi yapan ortağa aittir (Mec. 1377). Bundan başka herhangi bir ortağın şirketi dilediği zaman feshedip çekilebileceği yukarıda söylenmişti. Müzâraa (zıraat ortaklığı: métayage) ve müsâkat (meyva ziraatı ortakçılığı: jardinage) gibi zirâate ait mukaveleler dikkatle göz önüne alınmış ve hükümleri itina ile belirlenmiştir.
Avrupa Kanunlarında akitler, bedelin (ivaz) tayin edilip edilemediğine göre "kat'î" ve "tesâdüfî" kısımlarına ayrılır. Akit yapılırken iki tarafın verecekleri ivâzın tayin ve tesbiti mümkün ise akit kat'îdir (contrat commutatif) ve bunda gabin davası söz konusu olabilir. Eğer ivaz, vukubulacağı şüpheli bir hâdiseye bağlı ise akit tesadüfe bağladır (c. aleatoire). Meselâ sigortada sigortacının tazmînatı vermesi, tehlike ve kazânın vukubulması şartına bağlıdır. Kezâ muayyen bir malını, hayatı boyunca, muayyen zamanlarda verilecek îrat karşılığında satmakta da ödenecek miktar, satanın yaşayacağı müddete tâbidir. Bu nevi akitlerde gabin (aldanmış olma) dâvası yürümez.
İslâm Hukuku'nda tesadüfe bağlı muâmeleler faiz gibi telâkkî edilerek kesinlikle yasaklanmıştır. Bu ise denizcilikte kullanılan istıkrâza (contrat á la grosse) hattâ sigortaya engel olmuştur. Avrupalılara pek tabiî görünen ve bir hizmete karşılık mükâfat sayılan bir çok akit ribâ korkusu ile yasaklanmıştır. Hubûbat ve misliyât ile kıymetli madenler satışında çok grift bir takım hükümlerin kabul edilmesi işte bu sebebe bağlıdır. Bir Müslüman sermaye sahibi ancak mudarebe şirketi akdiyle sermayesinin mükâfatını alabilir.*


* Nakit kabilinden olmayan bir malı (aynı) diğer bir mal ile değiştirmektir (tırampa).
** Miktar ve değeri ölçü, tartı, sayı gibi bir şeyle tayin ve takdir edilebilen mallara "misliyât" denir; yağ, bal, şeker, yumurta gibi. "Mebî", satılan şey demektir.
* Beyi' bi'l-vefâ -daha önce de geçtiği üzere- Mecelle'nin 118. maddesinde şöyle tarif edilmektedir: Bir kimsenin bir malı, diğerine, bedeli geri ödendiğinde geri vermek üzere -şu kadar kuruşa- satmaktır. Bu beyi'de, satın alan mebîi başkasına satamaz, fakat bundan istifade eder. İstiğlâl usûlüyle beyi' ise 119. maddede tarif edilmiştir: "Bâyi (satan) bir malı, kendisi kiralamak üzere -beyi' bi'l-vefâ usûlüyle- satmaktır. Fıkıhta ipotek usûlünün bulunmadığı ifadesi yanıltıcıdır. Tapu ve tescil bulunmadığı çağlarda taşınmaz teslim edilmedikçe rehin (ipotek) gerçekleşemiyordu. Tapu usûlü bulunduktan sonra "tapuya kayıt" teslim sayılmış ve fıkıhta ipotek mümkün hale gelmiştir.
8. Eski Fransa Hukuku da "intérets moratoires" denilen usûle izin vermiş olduğu için, İslâm hukuku kadar sıkı olmamakla beraber, ödünç verme hususunda bir kolaylık olmak üzere, tahsis edilmiş gelir (rente constituée) usûlünü îcad etmiş idi. İşte İslâm Hukuku'nda selem bu rolü oynamaktadır.
* Son çağın müctehidleri bu nevi şirketlerin İslâm'a aykırı olmadığını tesbit ve bunları kabul etmişlerdir.
* Fıkıhta bulunmayan kanûnî şirketlerin İslâm hukuku bünyesine rahatlıkla girebileceği çağdaş İslâm hukuk bilginlerince ifade edilmiştir. Tapu ve tescil işleminin gelişmesi ipoteği de caiz hale getirmiştir.

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Başlık
Sonraki Başlık
İçindekiler
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Başlık Sonraki Başlık İçindekiler