www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın İnternet Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


DİN İLE SIRF DÜNYA İŞİNİ BİRBİRİNE KARIŞTIRMAK
Dediğimiz gibi fukahâ İslâm'ı hem bir din, hem bir hukuk, hem de sosyal düzen olarak ele alıp tetkik etmişlerdir. Bu sebeple İslâm Hukuku ibadetler ile hukukî ilişkilerin tümünü içine almaktadır.
Bunun neticesi bir taraftan din ve ahlâk kuralları, diğer taraftan da hukuk hükümlerinin yekdiğerine karşılıklı tesir etmesi olmuştur. Bu böyledir; çünkü Kur'ân-ı Kerîm'in bir âyetinde: "Şüphesiz Allah adalet ve iyiliği emreder..." şeklinde bir araya getirdiği " adalet ile iyilik (ihsan)" beraber yürümüştür. Öyle ki kişinin (din) kardeşine zarar vermemesi adaletten; emanet duygusu, iyi niyet ve musamaha da muâmelâtın gerekli şartlarından sayılır olmuştur.
Şüphesiz bütün bunlar Müslümanların yararına olmuş, İslâm hukukunu da insanî ve adaletçi bir hukuk haline getirmiştir.
Fukahâ, "kazâen hüküm; yani mahkemenin elde ettiği delillere göre zâhirî hüküm" ve "diyâneten hüküm; yani gerçeğe, Allah nezdinde malûm bulunan hakikate göre hüküm" ayırımını buna göre yapmışlardır. Bu, günümüzdeki hukuk âlimlerinin "medenî" ve "tabiî" borçlar ayırımına benzer. Meselâ demişlerdir ki, bir kimse için karısını boşamak kazâen caiz ise de bunun diyâneten de sahih olabilmesi için makûl ve meşru bir sebebe dayanması gerekir; aksi halde boşanma ahmaklığa, merhamet ve sevgi üzerine kurulmuş bulunan evlilik nimetine karşı küfrâna delâlet eder.
Fakat bazı fakihler, hakim bulunan câhilî âdetlerin tesiri altında kalarak bu eksik adımda durmuşlar, diyânetin gerektirdiği yerlerde kazaen de hüküm vermekten geri durmuşlardır. Halbuki onlar bunu yapıp mümkün oldukça dinî ve ahlâkî prensipleri tercih etse ve kazada (mahkeme hükmünde) tatbik eylese idiler bu, dinin ruh ve talimatına daha uygun olacaktı.
Bilhassa taklid ve gerileme devrinde, yukarıda yazıldığı üzere "kazâen ve diyâneten" şeklindeki ayırımlarına rağmen bazı fakihler, başka mevzularda bu ayrımı unutmuşlardır. Bu sebeple din ile dünyayı yekdiğerine karıştırmış; İslâm'ı hem din hem de dünyaya aynı derecede şâmil imiş gibi incelemişlerdir. Böylece İslâm'da din ve onun tâlimatının asıl, dünya ve onun işlerinin ise fer'î (köke nisbetle dal gibi) olduğunu unutmuş, daha sonra bütün bunları birbirine karıştırma işinde ileri giderek fer'î olan dünya işlerini, ebedî, bağlayıcı ve temel olan dinî hükümler safına katmışlardır.
Bunun da neticesi, İslâm düşünce ve kültürünün donması olmuştur. Eski Müslümanlardan bazıları önemsiz bazı şeylere takılmış; Hz. Peygamber (s.a.v.) zamanında veya kendi zamanlarında varlığı malûm olmayan herşeye haram olan bid'at adını takıvermişlerdir. Böylece meselâ yabancı dil öğrenmek, kaşıkla yemek, önlük veya serpuş giymek gibi fer'î ve dünyevî işler için haram fetvâsı vermişlerdir.
İslâm dininin hakiki vechesine dönecek olursak görürüz ki Hz. Peygamberin (s.a.v.) talîmâtı ancak din ve ahlâk ile alâkalı veya bunlardan doğmuş ise Müslümanları bağlar; (yani bunlara uymak Müslümanlar için gereklidir.) fer'î olan dünya hayatına ait ve hz. Peygamber'in (s.a.v.) re'y yolundan söylediklerine gelince bunlara uymak zarûrî değildir. Bunun delili, Müslim'in Sahih'inde rivayet ettiği şu hadistir.28 Hz. Peygamber hurmaları tozlaştıran (erkek ile dişi hurmanın birleşmesini sağlayan) bir gruba rastgelmiş ve bunların ne yaptıklarını sormuştu. Kendisine "tohum aşısı yaptıkları" söylendi. Hz. Peygamber" "Yapmasalar iyi olur" dedi. O'nun bu sözünü yapanlara ilettiler, bunlar da tozlaştırmayı terk ettiler; fakat hurma meyvaları iyi olmadı. Hz. Peygamber bundan haberdar olunca şöyle buyurdu: "Ben bir beşerim, size dinimize ait bir şeyi emrettiğim zaman onu yapın; kendi re'y ve ictihadımdan bir şey söylersem ben bir beşerim, siz dünya işinizi daha iyi bilirsiniz."
Şu halde İslâm dininin esaslarından birine bağlı bulunmadıkça fer'î dünya işleriyle İslâm'ın alâkası yoktur. "İslâm dininin esasları" derken dinden maksadım bütün esas inançlar, ibadetler, ahlak hükümleri ve muâmelât (hukuki ilişkiler) hükümlerdir. Bunların dışında kalanlarda (fer'î dünya işlerinde) mezkûr hadis-i şerif Müslümanlara hürriyet vermiştir. Çünkü onlar onu daha iyi bilirler. Ve çünkü onların ihtiyacı ve mesâlihinin değişmesi ile bunlar da değişir.29
Müslümanların vazifesi bu kaideyi anlamak ve açıklandığı şekilde dinî hükümleri, dünya işlerinden ayırmaktır. Sonra dinlerine ve ahlâkî kanunlarına sarılmak; maişetleri ile alakalı dünya işlerini de İslâm'ın ruhuna, âmme menfaatlerine, ilim ve medeniyetin icablarına göre yürütmektir. Ancak bununla, bu yönden gelen gerilemeyi yener, kurtulur ve saadete yönelik kalkınmalarını gerçekleştirebilirler.


28. es-Sahih, c. 7, s. 95.
29. ed-Dehlevî, Huccetullahi'l-bâliğa, c. I, s. 128; el-Kasımî, Kavâidü't-tahdîs, s. 256.

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Başlık
Sonraki Başlık
İçindekiler
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Başlık Sonraki Başlık İçindekiler