www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın Web Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


III. Muâsır Fukahânın sigorta akdi mevzûundaki görüşleri:
Bu mevzûdaki görüşlerini kısaca veya genişçe neşreden muâsır âlimler ile, görüşlerine muttalî olduğumuz fıkıh bilginlerinin mevzûumuz üzerindeki hükümleri, helâl- haram, câiz - memnû şeklinde farklı olmuştur. Şimdi mutlak olarak câiz görmeyenlerin, tereddüt geçiren veya kayıtlar koyanların, kısımlara ayırarak bir kısmını kabûl, diğerini reddedenlerin ve bütün nevileriyle câiz görenlerin görüşlerini sırayla ve kısaca arzedeceğim.
1. Sigortanın bütün nevilerini mutlak olarak kabûl etmeyenler:
Sayıca ekseriyeti teşkil eden bu görüşün sahiplerine göre sigorta akdi haramdır; sigortalının tazmînât alması, sigortacının da prim alması helâl değildir. Bu mevzûdaki delîlleri şudur: Mal üzerine yapılan sigortada, kumara veya haram kılınmış müşterek bahislere benzerlik vardır. Hayat sigortasında Allah'ın kazâ ve kaderine karşı bir cür'et bahis mevzûudur. Müslüman'ın inancına göre ömürler "hiçbir kimse nerede öleceğini bilemez; (Lokmân: 31/34) diyen Allah'ın elindedir. Kim bir başkasına "şu kadar yaşayacağını, eğer daha önce ölürse varislerine muayyen bir meblâğı ödeyeceğini" taahhüt edebilir. Bu söze güvenen ve tazmînât almak için bu esasa göre sözleşme yapan kimsenin de durumu aynıdır. Her ikisi de bu İslâm inancına karşı çıkmaktadırlar.3
2. Bir karara varamayan veya bir kısmı daha ziyâde menfî görüşe meyilli olmakla beraber sigortayı kısımlara ayıranlar:
a) Sigorta akdinin hükmü mevzûunda tereddüt geçirenlerden birisi Ezher Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Muhammed el- Medenî'dir
El- Ehrâm el- İktisâdî dergisi, 15 Şubat 1961 tarihinde çıkan 132. sayısının " Helâl mi haram mı?" sahifesinde, birçok din ve hukuk âlimine, sigorta, senetler ve hisseler hakkında bir suâl tevcih etmiş idi. Prof. Medenî'nin bu suâle verdiği cevap şudur:
"Hayat sigortası, senetler ve bankalar ile muâmele gibi mevzûların, bir kişinin fetvâsına bırakılmaması gerekir. Yapılacak şey bu iş için, çeşitli yerlerden iktisatçı ve âlim, fikir sahibi uzmanların toplanması ve bunların meseleyi enine boyuna incelemeleri, üzerinde birleşecekleri bir görüşü ortaya koymalarıdır. Ancak böyle bir görüş, ulemâ arasında meşhur olan "haram olduğunda ittifak vardır" görüşünün karşısına çıkabilir. Aksi halde hak daima şu iki görüş arasında bölünecektir:
aa) Nakle dayanan ve meşhur olan görüşe uyarak haram diyenler;
ab) Terakkîye ayak uydurmak ve kolaylık sağlamak için mübahtır diyenler."
Ben derim ki: Bu ve benzeri meseleler için bir hukuk meclisinin toplanması, bir fıkıh enstitüsünün kurulması, dînî hükmün bu meclisten - ittifakla veya ekseriyetin görüşü olarak- ilân edilmesi bizim de temenni ettiğimiz bir husûstur. Fakat uzun zamandan beri dâvâsını güttüğümüz bu meclisi toplama mevzûunda mesul kimdir? Halk, gösterdiği yoldan gideceği bu rehberin doğumunu, daha ne kadar bekleyecektir?
b) Menfî görüş ağır basmakla beraber sigortayı kısımlara ayıranlardan birisi de büyük üstad, allâme, Prof. Muhammed Ebû- Zehra'dır (Allah onu korusun ve yaygın faydasını devam ettirsin!)
Üstad, el- Ehrâm el- İktisadî dergisinin zikri geçen sayısında bir açıklama neşretmiş ve şöyle demişti: "Kazâya uğradıkları zaman tamir edilmelerini sağlamak için; meselâ arabaların sigorta ettirilmesi haram değil ise de, bu iş gönlüme yatmamaktadır. Hayat sigortası ise bir nevi kumardır; çünkü bir şahıs bir kısım mal verir ve ölürse, hangi hakla- kararlaştırılan- meblâğın tamamını talep edebilir? Sigorta müddetinin sonuna kadar yaşarsa, bu takdirde hem verdiğini geri alacak hem de fazlasını alacaktır ki bu fâizdir."
c) Müslüman Gençler Cemiyeti'nin genel sekreteri Prof. Ahmed eş- Şerbâsî'nin görüşü de buna yakındır; çünkü mezkûr suâle verdiği cevaptan çıkan hüküm şudur: Sigorta sistemi fâiz esasına dayanırsa haramdır. Bu hükmün sebebi, bilhâssa fertler için kaybı ve aldanmayı, sigorta şirketleri için de çığ gibi büyüyen servetleri sağlayan - sigortadaki- meçhul ve zaptı mümkün olmayan unsurdur. Eğer fâize dayanan sistemden - ki ona göre sigorta da buna dâhildir- derhal kurtulmak mümkün olmuyorsa bu, zarûret hâli olarak kabûl edilir, geçici olarak kullanılır, bununla beraber ondan kurtulmak için çalışmak farz olur.
3. Fâizle alâkası bulunmamak şartiyle ve karşılıklı yardımlaşma esasına dayalı oluşunu gözönüne alarak, sigortayı bütün nevileriyle câiz görenler:
Bildiğimize göre Prof. M. Yusuf Mûsâ ile aynı mevzûda bize tebliğ sunacak olan Prof. Abdurrahman İsâ da bu grup içinde yer almaktadır.
Prof. M. Y. Mûsâ, el- Ehram el- İktisadî dergisinde neşredilen suâle şu cevabı vermiştir: Sigorta bütün nevileriyle cemiyete fayda getiren bir yardımlaşmadır. Hayat sigortası, sigortayı yapan şirkete fayda getirdiği gibi, sigortalı için de faydalı oluyor; fâizden uzak oldukça dînî yönden mahzurlu olmadığı kanâatindeyim; şu mânâda ki sigortalı, akitte zikredilen müddet kadar yaşarsa yalnızca ödediğini alır; daha fazlasını alamaz; eğer mezkûr müddet kadar yaşamaz ise sigorta tazmînâtını almak vârislerinin hakkıdır; bu dînen helâldir.
Buraya kadar arzettiğimiz şer'î görüşlerde açıkça göze çarpan husûs; bunların birer fıkhî inceleme ve araştırma mâhiyetinde olmadıklarıdır: Bunlar sigorta akdi üzerinde sathî bir bilgiye ve izaha muhtaç delîllere dayanan cevaplar, aceleye getirilmiş görüşlerdir; içlerinde, sigorta akdinin gerçek yönünün genişçe incelenmesine dayanan ve buna ait delîllerin, elde edilebileceklerinin tamamına uzanan bir görüş yoktur.

Prof. Ahmed Tâhâ es-Senûsî'nin Görüşü:
Muâsır âlimlerden yalnız birisi mevzûu, hakkı olan genişliği içinde ele almış ve sigorta ile alâkasını yakaladığı bir fıkhî delîle ağırlık vermiş, onu genişçe açıklamış; hattâ bunu, sigorta mevzûunda kesin bir nas olarak mütalâa etmiştir ki, bu delîl, Hanefî fakıhlerin, mirasın sebepleri arasında zikrettikleri "muvâlât akdi" dir.Müvâlât akdi; nesebi meçhul bir kimsenin, nesebi bilinen bir şahsa "sen benim velimsin; suç işlersem tazmînâtımı ödersin, ölürsem vârisim olursun" demesidir. Burada geçen tazmînât (akl) kazarâ işlenen suç karşılığında ödenen mâlî bedeldir. Bu değerli âlim Ahmed Tâhâ es- Senûsî, şer'i müvâlât akdini ve bunun kıyas yoluyla sigorta akdinin sıhhatine delâletini derinliğine ve genişliğine, ehliyetle incelemiş, mevzûun esaslarını ortaya koymuştur. Üstad, el- Ezher dergisinin 1373 hicrî yılı, 25. cilt, 2. ve 3. sayılarında geniş bir araştırma neşretmiş, bu araştırmasında - aşağıda özetleyeceğimiz- şu neticeye varmıştır:
a) Müvâlât akdinin, mirasçı olabilmek için kâfi bir sebep olup olmadığı tartışmalı ise de, bunun sıhhatini ve mirasa sebep olmasını, yüce sahâbe fukahâsından büyük bir grup kabûl etmiştir; bunlar: Ömer, İbn Mes'ûd, İbn Abbâs ve İbn Ömer'dir.( Allah cümlesinden râzı olsun.) Ebû Hanîfe ve tâbileri de koydukları bazı sınır ve şartlar içinde onu kabûl etmişlerdir. Bu mevzûdaki dayanakları, Temîm ed- Dârî'nin (r.a.) rivâyetiyle sâbit olan sünnettir. Bunlar mezkûr sünnetten, adına " velâu'l-muvâlât" dedikleri münâsebetin sâbit olacağı anlayışına varmışlardır; mamafih diğer müctehid imamlar bu anlayışta onlara muhâlif kalmışlardır. Şu halde bu hüküm, İslâm hukukunda mûteber olan bir mezhebin görüşüdür ve İmam Serahsî, el- Mebsût isimli eserinde bu hükmün delîlini geniş bir şekilde açıklamıştır.
b) Mezkûr muvâlât akdi, akdi yapan iki taraf arasında hukukî bir bağ meydana getirmektedir. Bu bağın dayanağı, bir şahsın, kazâ yoluyla diğer şahıstan meydana gelecek olan suçun mâlî neticesini borçlanması ve karşılığında, bu şahıs varissiz ölürse ona birinci şahsın vâris olmasıdır.
c) "Velâu'l- muvâlât" adı verilen hukuki bağı doğuran muvâlât akdi, Fransızların "assurance de responsabilité" dedikleri "mesuliyet sigortası" nın canlı bir örneğidir.
Profesör Senûsî, daha sonra, muvâlât akdi ile mesuliyet sigortası akdinin unsurlarını; akdi yapanlar, sigortalının hak edeceği tazmînât, sigortacının alacağı bedel, sigorta sâyesinde hâsıl olacak fayda yönlerinden ele alıp inceliyor; öyle ki bu inceleme, eski olan "dîni muvâlât akdi" ile yeni olan hukukî "mesuliyet sigortası" akdinin birbirine kıyas edilmesinin sağlam esaslara oturduğunu gösteriyor.
Prof. Senûsî, bu kıyasa karşı ileri sürülebilecek îtirâz ve şüpheleri de tasavvur ederek; uygun cevaplarını birer birer vermiştir.
Profesörün araştırması; gerek akde bağlı olan ve gerekse haksız ( zararlı) fiilden doğan mesuliyet sigortasına aittir. Mesuliyet sigortası, üç esas sigorta nev'inin birisidir. Diğer iki nevi ise "mal sigortası" ve "şahıs sigortası"dır. Profesörün araştırması bu iki nevi sigortayı ihtivâ etmiyor; çünkü İslâmî muvâlât akdi ile aralarında tam benzerlik bulunan, mesuliyet sigortasıdır. Şahsî bilgime göre; sigorta akdi etrafında ileri sürülen muâsır fıkhî görüşlerin hülâsası bundan ibarettir. 4
Hukukçuların, dînî yönden sigorta akdi hakkındaki görüşlerini -aralarında bunu açıklamış olanlar bulunmasına rağmen- burada ele almamış olmam tabiîdir; çünkü İslâm hukuku âlimleri (fukaha) dînî meselelerde onların görüşlerini -ihtisasları dışında kaldığı için- delîl olarak kabûl etmiyorlar.


3. Bu " mutlak olarak haramdır" diyenlerin içinde eski Mısır müftüsü Hanefî, allâme Muhammed Bahît el- Mutî'î de vardır. Allâme İbn Âbidin'den sonra sigorta mevzûunun en eski araştırıcısı odur. Osmanlılar zamanında Anadolu'dan kendisine bu mevzûda bir fetvâ sorulmuş, o da buna bir Risâle (Mısır, Nil Matbaası, (1324/1906) ile cevap vermiştir. Merhûmun cevabının özeti şudur: İslâm'a göre malların tazmin edilmesi iki yoldan birisi ile olabilir: 1. Kefâlet yolu; 2. Tecâvüz ve itlâf yolu. Sigorta akdi kefâletin şartlarını taşımıyor. Öte yandan sigortalı malın helâk ve zâyi olması, sigorta şirketinin haksız bir fiili (tecavüzü) ile de olmamıştır. İmdi sigortalı mal zâyi olunca tazmînâtı sigorta şirketine yüklemeye imkân yoktur; çünkü İslâm'a göre ödetme şartları gerçekleşmemiştir. Merhum bundan sonra, araştırmasında hiç işâret etmemekle beraber, İbn Abidîn'in yolundan yürüyor ve şöyle diyor: Bu fâsid bir akittir; bunda sigorta şirketi veya yabancı sigortacı, İslâm'a göre borçlu olmadıkları bir şeyi borçlanmaktadırlar. Sonra şu neticeye varıyor: Sigortacı, zâyi olan malın bedelini İslâm ülkesinde değil de yabancı ülkede verirse, müslümanın bunu alması helâldir; çünkü bu bir harbinin malını, hiyânet ve zulüm olmaksızın, rızâsiyle, yabancı ülkede almaktan ibarettir; başka durumlarda almak helâl değildir... Merhûmun, mevzûu ele alış ufku oldukça dardır.
4. Bu tebliğimi sunduktan sonra, İslâm hukuku haftasına katılanlardan ve Mısır hâkimlerinden muhterem Mahmud- el- Melkâvî'nin bana bildirdiğine göre; Kahire'de çıkan Baro Dergisinde bundan yirmi yıl önce, Mısırlı âlimlerden birisinin kısa bir açıklaması neşredilmiş; bu açıklama, İslâmî muvâlât akdinin yeni ortaya çıkan mesuliyet sigortasının câiz olduğuna delâlet ettiğini teyit etmekte ve Prof. Senûsi'nin görüşü ile birleşmektedir.

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Başlık
Sonraki Başlık
İçindekiler
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
Hayrettin Karaman'ın son aylardaki iftiralara cevaplarının listesini üstteki "Son Yazılar" kısmında bulabilirsiniz.
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Başlık Sonraki Başlık İçindekiler