www.HayrettinKaraman.net: İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman'ın İnternet Sitesi
Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
 


i. Hedefe Götüren Vâsıtaların Azlığı ve Yetersizliği:
Malûm olduğu üzere kalkınmakta olan ülkelerde plâncı hızlı ve acelecidir. Çoğu, zorlu gerçek ile karşılaşınca büyük projelere önem verme hatâsına düşerler.
Ülkelerin çoğunda yerel yönetim sorumluları, gerekli projelerin icrâsı için, merkezî hükümetin bölgelerine tahsis ettikleri kaynaklara dayanıyorlar. Tahsis edilen kaynaklar eksik olursa üretim de az oluyor; yâni durum bütçe kaynaklarına bağlı kalıyor. Normal olarak merkezî hükümetin tahsis ettiği kaynaklar, muayyen ve sınırlı projelere münhasır kalıyor.
Hiçbir fi'lî neticesi görülmeksizin, mahallî kuruluşların kendi gayret ve imkânlarıyla kalkınma projesine katılmaları zarûretini ilân edip duran nazariyeler oldukça çoktur, fakat çağrıları netice vermemiş, bunun da psikolojik ve ekonomik bakımlardan tesiri çok kötü olmuştur. Şu sözleriyle Ursula Hicks buna işâret etmektedir:
"Gerekli finansman kaynaklarının yokluğu; büyük ölçüde bu ülkelerdeki finansman müesseselerinin tasarrufları toplama, finansman vâsıtalarını iyi kullanma ve bunları, üretim güçlerini harekete geçirmek için seferber ederek üretime yatırma mevzûlarındaki başarısızlığına dayanmaktadır."
Kısaca bütün bunlardan maksat; bir yandan akıp gelen gelirlerin tasarruf yolları, diğer yandan toplum içinde gizli kalmış, işletilmemiş maddî ve beşerî güçleri kullanma ve değerlendirme çâreleridir. Bununla kalkınmakta olan ülkelerde problemin yalnızca kredi kolaylığı sağlamaktan ibaret olduğunu ifade etmek istemiyoruz; fakat inanarak diyoruz ki, vatandaşlara üretim kredisi ve güvenliği sağlamadan kapsamlı bir kalkınmanın gerçekleşmesi mümkün değildir.
Önümüzdeki model; vatandaşların küçük veya önemsiz gelirlerinin esaslı bir finansman kaynağı olabileceğini fi'len isbat etmiştir. Vatandaşların gelirlerine katılan nakitleri, husûsî bir müessesenin idare ve tanzim etmesi ile bu iş kolayca gerçekleşebilmektedir.
Ferd başına gelirin düşük olması sebebiyle bu iddiâ garip gözükebilir. Bu sebeble ihtiyarî küçük tasarrufların önemi üzerinde biraz daha açıklama yapacağız:
Cebrî tasarruflarla karşılaştırıldığı zaman, ihtiyarî (isteğe bağlı) küçük tasarrufların, kalkınmakta olan ülkelerde finansman kaynağı olarak küçük önem taşıdıkları fikri yaygındır. Bunun içindir ki; tasarruf sahiplerinin sayısı posta sandıkları ile ticaret bankalarına para yatıranlara münhasır kalmıştır, bunlarla sınırlanmıştır.
Biz bu fikre -mutlak olarak- katılmıyoruz. Fakat bu yaygın hatânın bazı mazeretlere dayandığını da kabûl ediyoruz. Mezkûr görüşün yaygınlaşması iki âmile dayanıyor:
1. Sınaî kalkınmasını yapmış ülkelerdeki yeni iktisâdî nazariye ve fikirlerin meydana getirdiği büyük tesir. Bunlara göre gelir tasarrufa bağlıdır ve kalkınmakta olan ülkelerde gelir artışı ile tüketim meyli paralel yürümektedir; bu konu münâkaşa edilemez.
2. İster Doğuda, ister Batıda olsun bu ülkelerdeki finansman müesseselerinin oynadığı ve oynamakta olduğu rol. Bilindiği üzere Batı devletlerinin çoğu sınaî kalkınmanın başından beri, sermâye teşkili devresinde, müstemlekelerden (sömürgelerden) gasbedilmiş servete ilâve olarak, nisbeten büyük bir taban teşkil eden ve aralarında tasarruf ve bankerlik şuûru gelişmiş bulunan büyük gelir ve iş sahiplerine dayanmışlardır. Doğu bloku ülkeleri ise sermâyelerini cebrî tasarruf yoluyla sağlamışlardır.
Şimdi ferdî-ihtiyarî tasarruf ile gelir arasındaki alâkaya geçebiliriz.
Söylediğimiz gibi ferdî-ihtiyarî tasarrufları bir finansman kaynağı olarak küçümseyen grup bu inancında, "gelir ile tasarruf hacimleri arasında sağlam bir alâka bulunduğunu" iddiâ eden iktisâdî nazariyelere dayanmaktadır. Ben de burada şunu ileri sürüyorum: Mezkûr alâkanın sağlamlık ve sıhhati amelî olarak - mutlak mânada- sabit olmamış, bugüne kadar - mezkûr nazariyelerin iddia ettiği gibi- gelirlerdeki değişmeler ile tasarruf hacimleri arasında sağlam, istatistiğe dayanan bir alâkanın varlığı isbat edilmemiştir.
Sanırım bunun sebebi, hür ferdî tasarrufun, ferdden ferde değişen çeşitli ahlâk, davranış ve kullanma biçimlerinin neticesinden ibaret bulunmasıdır. Tasarruf sahipleri gelirlerini, tüketme ve biriktirme bakımlarından, resmî bir tasarruf nizâmına göre hareket eden, her biri diğerine benzer cüzlerden meydana gelmiş bir bütün teşkil etmezler. Aksine her cüz (ferd) diğerinden tamamen farklıdır. Öyle zannediyorum ki birçok kimsenin düştüğü büyük hatâ buradan ileri geliyor. Bunlar tasarrufu, kül hâlinde topluma şâmil iktisâdî bir hâdise olarak ele alan yeni nazariyelerin neticelerini, o toplumun her ferdine tatbik etmeye kalkıyorlar. Halbuki tasarruf bütünü ile ele alındığı zaman doğru olan her hüküm, her bir cüz için doğru olmayabilir.
Yeni nazariyelerdeki tasarruf tarifi önemli birçok ferdî sâiklerin ihmâline sebep olmuştur. Zîrâ herhangi bir ferde nisbetle gelir artışı, onun hayat seviyesinin yükselmesine ve tasarruflarının azalmasına sebep olurken, bunun aksine de sebep olabilmektedir. Bazen de gelirin azalması, eksilen geliri telâfi etmek üzere ferdi tasarruf eder hale getirmektedir.
Tabiî burada maksadımız; her ferdin tasarruf gücüne nisbetle gelir hacminin önemini inkâr etmek değildir. Gelir hacmi ve değişikliği, tasarruf yapabilmenin iki âmilinden birini temsil etmektedir. Fakat bu tek âmil değildir. Yükselen gelirin (mutlaka) tasarrufa sebep olacağını kabûl mümkün değildir. Aynı şekilde düşük gelir de tasarruf eden erkek ve kadınların bulunmayacağı mânâsına gelmez. Gelir artışı tasarruf gücünün artmasını, gelirin eksilmesi de bu gücün zayıflamasını temsil etmez. İşâret ettiğimiz gibi her ferde göre harcama hacmi, tasarruf kudretini sınırlama mevzûunda, gelir ile birlikte esaslı bir âmil durumundadır.
Harcama hacminin kişiden kişiye değiştiği malûmdur. Umumiyetle ferd, kendisine göre zarûrî olan ve kaldırılması, geciktirilmesi mümkün bulunmayan, meselâ yiyim, giyim gibi tüketim ihtiyaçlarını karşılamadan tasarrufa başlamaz. Hem kemmiyet hem de çeşit bakımından bu arzuların tatmini geniş ölçüde farklılık arz etmektedir. Böylece eşit gelirli şahısların tasarruf güçleri her birinin hayat tarzına, gelişmesine, tüketim meyline, baktığı kimselerin sayısına, yaş farklarına, ahlâklarına, ideallerine göre değişmektedir.
Tasarruf gücünü doğuran ve takviye eden âmillere bakınca çoğunun, ferdin şahsiyetine dayanan, onunla alâkalı sübjektif âmiller olduğunu görürüz.
Gelir hacmi de - ekseriyetle- toplumun üretim ehliyet ve gücü, umûmî iktisâdî ve siyasî durum, bunlara bağlı olarak ücretlerin seviyesi, malî siyâset, para politikası, fiatların seviyesi... gibi dış âmillerin tesiri altındadır. Ancak gelir ferdin öğrenim seviyesi ve buna bağlı olarak meslek ve işinin nev'i, kendine mahsus güç ve faâliyet gibi şahsî, iç âmillerin de tesiri altındadır. Bütün bu şahsî ve hâricî âmiller birbirine bağlıdır; her biri diğerine tesir eder. Fakat harcama yalnızca ferde aittir; peşinen harcayacağı ve biriktirip sonra harcayacağı miktarı sınırlayan bizzat odur.
Böylece şu neticeye varmış oluyoruz: Ferdin tasarruf ahlâkı bakımından - gelir ile kişinin tasarruf eder veya etmez olması arasında- bir alâka yoktur. Şu halde güvenle söyleyebiliriz ki; ferdleri tasarruf meyil ve işinden alıkoyan husûs, çevrelerindeki tasarruf sâiklerinin zayıf olması ve bunu yapacak olan kurumların bu sâikleri uyandırmak, güçlendirmek ve engelleri ortadan kaldırmaktan âciz bulunmalarıdır.
Şimdi gönüllü birey tasarruflarıyla ilgili önemli bir noktaya geçiyoruz; çünkü bana göre bu noktanın, onu başlıca finans kaynağı hâline getirecek husûsiyetleri vardır;
Gönüllü birey tasarruflarına, " ferdin harcamayı geçici olarak geriye bıraktığı gelirin parçası" olarak bakınca, bu mânâda tasarrufların, kalkınmakta olan ülkelerdeki mecbûrî finans kaynaklarının hepsinden önemli bir husûsîyet ile ayrılmakta olduğunu görürüz ki bu da oynaklık ve devamlılıktır. Bu tasarrufların farklı vasfı, kendilerine mahsus tasarruf sâiklerini gerçekleştirmek için ferdlere tasarruf hürriyeti vermesidir. Kalkınmakta olan ülkelerde yaşayanların sayısı ve gelirleri devamlı artmaktadır. Bu artışa -bir tasarruf sâiki olarak - ferdlerin hayat seviyelerini yükseltme arzularının da katılması sebebiyle; vatandaşlar arasında tasarruf eğitimi geliştikçe, bunları toplayan sandıklar muhtevâsının da devamlı artacağı tabiîdir; bilhâssa ferdlerin tasarrufları üzerinde diledikleri gibi davranmalarını sınırlayan bir kayıt bulunmayınca...
Bu durum mezkûr tasarrufları, ilerdeki finansman ihtiyaçlarını karşılamak için devamlı ve sağlam bir dayanak hâline getirmektedir. Bu karşılama bir yandan tasarrufları toplayan müesseseler yoluyla, diğer yandan da bir nevi değerlendirme mânâsı taşıyan faydalı ferdî tüketimin artması yoluyla olmaktadır.
Daha ziyâde açıklamak üzere şöyle düşünelim: Muayyen bir hedefe varmak veya hayat seviyesini yükseltecek bir şey satın almak maksadıyla ferd, zaman zaman kazancından muayyen bir kısmını, serbest iradesiyle tasarruf sandıklarına yatırmaktadır; bu maksat hâlihazırda tasarrufa gidenlerin çoğunu tahrik eden sâiktir. Bu iş de nâdir veya bir defa olup biten neviden olmayıp, tasarruf şuur ve davranışı bulundukça devam etmesi tabiîdir. Bunun devamlılık ve oynaklığı üç noktaya dayanmaktadır:
1. Ferdler devamlı olarak nakdî gelir elde ediyorlar.
2. Hayat seviyesinin yükselmesi arzusu muayyen bir sınırda durmuyor; bilhâssa modern ihtiyaçlar ve refah vâsıtalarının sonsuz olduğu asrımızda.
3. Gelirini bir tasarruf sandığına yatırarak şimdi değil de sonra harcamayı kuran ferdin -bazı şahısların harcamalarının çoğunda gördüğümüz gibi- bu tasarrufu, sıhhatine zarar verecek veya verimliliğini azaltacak sakat bir şekilde harcayacağı düşünülemez.
Buna binâen ortaya çıkan gerçek şudur ki; ferdler arasında tasarruf şuur ve davranışı ile yeterli müesseseler, organlar bulundukça - yeni nazariyenin tasavvur ettiği gibi- her gelir artışı ile meydana gelen tüketim meyil artışı, kalkınmakta olan ülkelerde tasarruf ve üretimin azalmasını değil, artmasını ifade eder.
Ayrıca tasarruf eğitiminin varlık ve kapsamı ile gönüllü- ferdi tasarrufların önemli bir finans kaynağı olması mümkündür; her ne kadar bu işin gerçekleşmesi tasarruf eğitimine muhtaç toplumlarda biraz vakit alırsa da bu böyledir. Bu tasarrufların makûl tüketim rehberliği yönünde sür'atli tesirini gözden kaçırmamak gerekir; ayrıca tüketim maddeleri ve taksit sistemine ait kolaylıkların getirdiği arzu edilmeyen neticelerin sınırlanması üzerinde de tesiri vardır. Bu tasarruflar enflâsyon cereyanlarına karşı mücadelede aktif bir rol oynayabilir; çünkü iyi idare edildiği takdirde paraya değer kazandırma âmili de olabilir. Şu halde kalkınmakta olan ülkelerde fertlere nisbetle ne kadar az ve önemsiz olursa olsun gönüllü tasarruflar, devamlı ve düzenli bir şekilde fertler ve müesseselerden toplanınca, aktif bir güç hâline gelmektedir.
Bilhâssa sanâyîleşme döneminin başında olan ve vatandaşlarının insanlık ve hürriyetlerinin korunması üzerinde titizlik gösteren devletlerde bu kaynağa esaslı, önemli bir kaynak olarak bakmak zarûreti vardır. Kapitalist ülkelerdeki - ferdî tasarrufların temel kaynağını temsil eden- büyük iş adamları ve patronların bulunmadığı ülkelerde bu zarûret karşımıza çıkmaktadır.
Nihayet sistemin iktisâdî kalkınmanın finansmanına katkısı ile alâkalı önemli bir noktaya daha işâret etmek istiyoruz. Finansman ile tasarruf eğitimi birbirine bağlı ve yekdiğerini tamamlayan iki önemli fonksiyondur. İktisâdî yönden finansman işini (fonksiyonunu) " mal ve güç akımını, sermâye temelini genişletme hedefine yöneltmek" şeklinde tarif edersek, bilhâssa devamlı olan para birikim ve akışına hâkim olması bankaya, her nevi iktisâdi gelişmenin temeli olan aktif güçleri, üretimi ve diğer faktörleri birbirine bağlama, organize etme imkânını verir. Buna bir de tasarruf terbiyesi eklenince, kalkınma potansiyelinin yolu açılmış olur.


 

  Şu anda sayfası gösterilen kitap.
Bu Kitapta:
Önceki Başlık
Sonraki Başlık
İçindekiler
Site Sayfaları
Ana Sayfa
Hakkında
Makaleleri
Kitapları
Soru Konuları
Soru Listesi
Hayrettin Karaman`ın Sohbetleri
Şiirleri
Bütün site içeriğinin genel kelime indeksi.
Sitede Arama
Hayrettin Karaman'ın Siteye Son Eklenen Yazıları
E-posta
Siteyi Link ve Kaynak Gösterimi
m.HayrettinKaraman.net Mobil-Metin Versiyonu Hakkında

Facebook Sayfası:

Bulunduğunuz Sayfayı:



Sayfa başına gider Siteden rastgele bir sayfa seçer. Hafızadaki önceki sayfaya döner Hafızadaki sonraki sayfaya döner
   
Bu Kitapta: Önceki Başlık Sonraki Başlık İçindekiler